Timur Soykan X hesabında yazmış, “İddialar doğruysa; bu skandal çok farklı. Bu kez; AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, hazineden, halkın emeği ile var ettiği kaynaklardan çalmadı. İhalelerden götürmedi. Artık yeni bir aşamaya geçildi. Dolandırıcılıkla doğrudan insanların parasını aldı...”
Evet artık doğrudan insanların parası ve doğrudan insanların toprakları, köyleri, meraları-yaylaları çalınıyor... Evet Türkiye’de büyükşehirlerde, küçükşehirlerde rant uğruna her şeyi yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Samsun’da, Ordu’da hemen hemen bütün illerde ve ilçelerde devlete ait, millete ait ne varsa “özelleştirme” adı altında, kamu satışı adı altında yandaşlara satıldı.
Fabrikalar, üretim merkezleri yandaş şirketlere satıldı; çoğu kapatıldı, birçoğunun şehir merkezlerindeki arsaları yeni rantiye alanları olarak kullanıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait şehir merkezlerindeki devasa arazilere, “millet bahçesi yapacağız” denilerek el konuldu ve daha sonra millete değil ama birilerine “rant bahçesi” yapıldı. Utanmadan, sıkılmadan, gözlerimizin içine baka baka yalanlar söylediler.
Söylenecek çok şey var ama son yaşadığımız FON FELAKETİ AKP’nin 25 yılının özetidir... Üretimin değil, rantın; çalışmanın değil, vurgunun; hak etmenin değil, yağmalamanın kutsandığı bir dönem...
Bu ülkede üretmek, çalışmak, alın teriyle para kazanmak suç haline geldi. Bütün yıl ürününü ortaya çıkarmak için canını dişine takan çiftçilerin evleri, hasat zamanı yani düğün-bayram zamanında cenaze evine döndü. 250 TL taban fiyat diye milleti aldatıp, 145 TL’den üreticinin elinden fındığını çaldılar.
Çalışmanın, üretmenin en somut örneği olan çiftçilerimiz hasat döneminde kan ağlıyor. Fındık, üzüm, limon, fıstık fark etmiyor... Hasat zamanı çiftçi, “ya üç kuruşa ver ya da çürüt” dayatmasıyla karşı karşıya bırakılıyor... Bir yılın çabası ve emeği, abidik gubudik oyunlarla bir haftada elinden çalınıyor. Piyasa, talep, borsa denilerek millet uyutuluyor...
Şimdi de bu ülkeyi doyuran, ayakta tutan köyler, üretim merkezleri Ankara’da masa başında yapılan ihalelerle şirketlere “ruhsat” adı altında satılıyor. Karadeniz’de, Trakya’ya, Ege’de, İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’da Türkiye’nin dört bir köşesinde milletin dağları, meraları-yaylaları, köyleri, su kaynakları, ormanları “madencilik yapıyoruz” adı altında yerli-yabancı kartellere, şirketlere ruhsatlandı. “Ama biz burada çiftçilik yapıyoruz... Biz burada nesiller boyu yaşıyoruz... Çocuklarımızı doyuruyoruz...” diye haykıranlara, “Ne haliniz varsa görün” deniliyor.
“Enerji ve Maden” kutsal sözcükler haline getirildi. Peki ya “yaşam hakkı”, peki ya “gıdaya ulaşım hakkı”, peki ya “suya ulaşım hakkı...” Bunlardan hiç söz eden yok... Köylerin üretici çiftçileri, madenlerin kölesi haline getirilmek isteniyor.
Medya, özgür basın büyük ölçüde susturulduğu ve gazetecilik yapmak isteyenler de ağır baskılar altında olduğu için gerçekleri de yine birbirlerine düştüklerinde öğreniyoruz. Rüşvetlerin, kara paraların nasıl el değiştirdiğini, nasıl tarifeye bağlandığını yakın geçmişte öğrendik... O suçlandı, bu suçlandı üstü örtüldü. Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk hocanın dediği gibi, “Allah’la, dinle, en masum ve kutsal duyguları kullanılarak” insanlarımız aldatıldı...
Rahmetli Ecevit döneminde, başbakanlık merdivenlerine fırlatılan bir yazar kasayla hükümet devrildi... Şimdi bırakın yazar kasayı, çaresiz insanlar hayatlarını fırlatıp atıyor... Yoksulluk ve açlık intiharları toplu katliama dönüştü... ABD ve Japonya’da yaşanan tarikat intiharları gibi emeklilerimiz, işçilerimiz kendilerine öldürecek kadar isyan halinde... Bütün bunlar yaşanırken, bu ülkeyi yönettiğini söyleyen bir iktidarın en üst düzey yetkililerinden birisi, 163 milyon TL koyup bir yıl içinde 2 milyar TL’dan fazla para kazanıyor... O kadar normal ki... O kadar kanıksamışlar ki bu düzeni..
Eski SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ve kardeşi AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu olayı farklı mıydı... Adam 16 yıl Bank Asya'nın yöneticiliğini yapıyor, sonrasında SPK Başkanlığı görevine getiriliyor... Sonrasında Zehra Hanımın on milyonlarca dolar nakit parası, mülkler, yatlar, katlar ve Afrika’da madenleri olduğu iddiaları... Kocasına 2,5 milyon doları sadece ofis alması için verebilen bir AKP’li hanımefendi... Ya evinde 26 kilogram külçe altın, 1 milyon 320 bin dolar ve 121 bin Euro ele geçirilen eski DHMİ yöneticisi Mehmet Cemil Acar’a ne demeli...
AKP iktidara geldiğinde ilk yaptığı işlerden birisi neydi biliyor musunuz? Bu ülkenin en köklü denetim kurumları olan Maliye Teftiş Kurulu ve Hesap Uzmanları Kurulu’nu kaldırdılar... Evet denetim en çok korktukları şeydi. Halen de öyle... Sayıştay’ın bütün engellemelere ve eksik belge ve bilgilere rağmen ortaya koyduğu raporlar bile yaşanan talanı anlatmaya yetiyor...
Evet yaşanan fon felaketi büyüktür, demokratik bir ülkede iktidarın bir dakika bile duramayacağı boyuttadır. Soma’da 300 madenci öldüğünde, Pamukova’da 41 vatandaşımızın hayatını kaybettiği tren katliamı yaşandığında, Hatay deprem felaketinde 50 binden fazla insanımız hayatını kaybettiğinde, Çöpler’de 9 işçi göz göre göre toprak altında kaldığında ve Bolu Kartalkaya'daki Grand Kartal Otel'de 34'ü çocuk olmak üzere 78 kişinin yaşamını yitirdiği yangında, ihmaller ve liyakatsizlikler alenen ortadayken, sorumluluk almayanlar, “görevden affını istemeyenler” bugün görevden af istiyor...
Evet yaşanan fon felaketi büyüktür ama çok daha büyüğü madencilik adı altında yapılmaktadır. Bu ülkenin vatandaşlarının malı-mülkü “madencilik yapıyoruz” denilerek yağmalanmaktadır. Bu milletin ormanlarına, meralarına-yaylalarına, köylerine “madencilik yapıyoruz” denilerek el konulmaktadır. Yaşam alanları talan edilen, el konulan insanlara “terk et ve git” denilmektedir. Bunun adı vahşi kapitalizmdir. Bunun adı sömürge madenciliğidir. Fon felaketinden de büyük Türkiye’yi bekleyen asıl büyük tehlike budur. Milyonlarca üretici insanımız, yaşam alanlarından koparılıp büyük şehirlerin çeperlerinde tüketici haline getirilmekte ve getirilmek istenmektedir.
Trakya’da bir anda yüz binlerce dönüm arazi acele kamulaştırma kararıyla şirketlere devredilmektedir. İstanbul’daki milyonları besleyen ve sulayan Trakya’nın verimli toprakları betona boğulmaktadır. Şimdi de aynı bölge sömürge madenciliğinin merkezi haline getirilmek istenmektedir.
Her yerde acele kamulaştırma yani acele mülksüzleştirme, her yerde acele ormansızlaştırma... Trump’tan aldığı güçle ülkesinde ayakta durmaya çalışan ama vatandaşına yoksulluk, açlık, mülksüzleştirme ve yağma-talan ve rant vurgunlarından başka bir şey veremeyen bir iktidar eninde sonunda vatandaştan hak ettiği cevabı hem de en sert ve net bir şekilde alacaktır...
İbrahim Gündüz
Çok Okunanlar
Deniz Göktaş hakkında tahliye kararı
Sağanak İstanbul, Bursa ve Ankara’yı vurdu
Ağıralioğlu'ndan Cumhurbaşkanlığı adaylığı açıklaması
Eşinin mal varlığına tedbir kararı sonrası Mustafa Sandal'dan açıklama geldi
15 Temmuz’un kilit ismi Adil Öksüz hakkında yeni iddia
Destek Yatırım Bankası Genel Müdürü gözaltında
EGM'den iş bırakma iddiasına açıklama
Fon felaketinden daha beteri
Atatürk, Cumhuriyet’in düşünsel hazırlığını nasıl yapmıştı?
Feyza Altun’dan olay yaratan ifşa