Euro
Arrow
56,3239
Dolar
Arrow
50,0425
İngiliz Sterlini
Arrow
67,3823
Altın
Arrow
6648,6338
BIST
Arrow
11.466
Anasayfa > Yazarlar > İbrahim Gündüz > 'Mekke Anlaşması', 'İstikrar' ve bölünen CHP

'Mekke Anlaşması', 'İstikrar' ve bölünen CHP

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 05.11.2026 11:20

MHP Grup toplantısında Devlet Bahçeli konuşuyor... Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın bir an önce hayata geçirilmesini istiyor.                                 

Suudi Arabistan’la çatışan Yemenli Husileri durdurmak için Türk askerinin cepheye sürülmesine ışık yakıyor... Bunu da “Fahrettin Paşa’nın Medine Müdafaası... Kutsal toprakların korunması” ambalajıyla sunuyor... 

Bahçeli’nin hedefe koyduğu Husiler kimi tehdit ediyor? 

Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’i... 

Siz Suudi Arabistan’ın peşine takılıp Husilerle çatışmaya girerseniz kimin çıkarlarını korumuş olursunuz? 

Sorular bu kadar açık ve net... Cevapları da... 

ABD Başkanı Trump da bir soru üzerine, Erdoğan’dan Husilere müdahale etmesini  isteyebileceğini söylemişti...

Polis desteğiyle CHP’nin Genel Başkanlık koltuğunda oturan Kılıçdaroğlu da Bahçeli gibi Mekke Anlaşması’na açık destek veriyor. Türkiye’nin bölgede “dominant” yani “baskın-egemen” bir güç olması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Bölgesel güç olmazsanız, ezilirsiniz, yok olursunuz” diyor. Yemenlilerle de görüştüğünü anlatan Kılıçdaroğlu, “Mekke Anlaşması için Türkiye oraya geliyorsa, huzuru sağlamak için geliyordur dedim... Kendi dar sınırlarınıza kendinizi hapsedemezsiniz” diyor.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e göre ise, “Türk askerini Yemen’e göndermek, İsrail ve Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmekten” başka bir şey değil. İyi Parti, DEM, Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi de Özgür Özel’den farklı düşünmüyor... 

BAHÇELİ'NİN İSTİKRARI

Bahçeli her konuştuğunda “istikrar” vurgusu yapıyor ve bu sözde “istikrarın” kesintiye uğramaması için de Erdoğan’ın devam etmesi gerektiğini savunuyor. 

Bahçeli “istikrar” derken neyi kast ediyor bilemiyorum ama evet Türkiye istikrarlı bir şekilde soyuluyor ve yağmalanıyor... Çiftçiler, üreticiler kan ağlıyor Bahçeli istikrardan söz ediyor... Türkiye’nin mali sistemi 100 milyar dolara ulaşan bir fon vurgunuyla sarsılıyor ama Devlet Bahçeli “istikrar” diyor... Muhalefet partilerinin devletin kurumlarını kullanarak bölünmesi, muhalefet belediye başkanlarının hapislere tıkılması Bahçeli’ye göre “istikrar” göstergeleri...                               Bu “istikrar düzenine!” karşı çıkanları da “Emperyalizmin Maşası” olmakla suçluyor... 

Muhalefet çiftçiler, üreticiler zor durumda diyor, AKP ve MHP ve butlan CHP’si, “Husileri durdurmalıyız” diyor... Muhalefet “Fon vurgunuyla ülke soyuluyor” diyor, iktidar sözcüleri ve butlan CHP’si, “Belediyelerde rüşvet ve soygun var, arınmalıyız” diyerek muhalefete saldırıyor... Bu konuları gündeme getiren gazeteciler hapse atılıp, fon vurgununu anlatan haber kanallarına el konuluyor...

BÖLÜNEN CHP

CHP karpuz gibi ikiye bölündü ve Yeni Parti kuruldu... İkisinin TBMM grup toplantıları da aynı gün... Önce Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve bir saat sonra da aynı salonda ve aynı kürsüye CHP’nin “mutlak butlan” Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çıkıyor... Kılıçdaroğlu her hafta, “Kahraman Kemal” sloganları arasında kürsüye çıkıyor ve “Arına arına iktidara” sloganları arasında konuşuyor... Kılıçdaroğlu konuşurken salonda sık sık yinelenen sloganlardan birisi de “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler...” 

Bir insan partisini bölerek, böldürerek nasıl güzel günler görebilir... 

İki gün önce CHP Milletvekili Gürsel Erol’ın oğlunun düğününde AKP’li kurmaylarla aynı masayı paylaşan Kılıçdaroğlu, katıldığı bir televizyon programında, Fon Vurgunu’dan Erdoğan’ın “haberi olmadığını” söylemişti... Konuşması o kadar çelişkilerle dolu ki,                               4 Trilyon TL faiz ödeyen bir bütçe, 539 milyar dolar dış borç ama bölgesel güç, dominant güç Türkiye! 

Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki söylemlerine ve eylemlerine bakılırsa iktidara eklemlenmiş gibi... Fon vurgunu, iktidar içi kavganın bir hesaplaşmasıymış... Erdoğan’ın fon vurgunuyla ilgili söylediği, “Ucu nereye giderse gitsin, sonuna kadar gideceğiz” sözlerini hatırlatıyor, “Bu sözün tutulmasını bekliyoruz... Takipçisi olacağız” diyor...  

Partisini karpuz gibi ikiye bölen, partisinin en güçlü adayını zindanlara atanlara “arınma ve temiz siyaset” çağrısı yapıyor.

HALK TV SUSTURULDU

Türkiye işte böylesine olağanüstü bir dönemden geçerken, fon vurgunu skandalıyla çalkalanırken, Halktv susturuldu. Üstelik Kılıçdaroğlu’nun Halktv’yi hedef göstermesinin hemen ardından. Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalına 14 Ekim 2026 sabahı saat 05.30’de el konuldu. Aynı darbe dönemlerinde olduğu gibi...                  

Bir dönem kendisini adım adım izleyen, muhalefetin sesini duyuran, bütün baskılara ve engellemelere rağmen habercilik yapmaya çalışan Halktv’ye el konuluyor, Kılıçdaroğlu’dan çıt yok. Sonra çıkıp hak, hukuk, adalet nutukları atmaya çalışıyor ve akşamında da AKP’nin üst düzey çekirdek ekibiyle nikah masasında yan yana oturuyor...

Startv’ye, Star Gazetesi’ne ve Uzanların mal varlığına el konulduğunda, Doğan Grubu, Akşam Gurubu, Ciner Grubu bütün güçleriyle AKP iktidarının yanındaydı. Uzan Grubunun linç edilmesini seyrettiler, hatta alkış tuttular... Sonra adım adım sıra onlara geldi. Bir bir hepsi susturuldu... Doğan Medya Grubu’nun anlı şanlı televizyonları Kanal D ve CNNTürk içinde bizzat yaşayarak şahidiyim bu sürecin... 

Yakın zaman önce önce KRT susturuldu. Sonra Flash’a ve ardından TELE1’e operasyonlar yapıldı ve susturuldu. Cılız tepkiler yükseldi... Elbette durmadılar ve durmayacaklar da ve en son Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalına el konuldu ve birileri, “Canım gazete patronlarının başka işi olmamalı” diye açıklamalar yapıyor.

Elbette gazete sahiplerinin gazetecilik dışında işi olmamalı... Bu tartışmayı her zeminde yaparız ama bugün demokrasisi sakatlanmış, medyası büyük oranda susturulmuş bir ülkede her şeye rağmen çok izlenen bir haber kanalına hükümet destekli bir operasyon yapılıyorsa ki bu operasyon tam da iktidarı sarsan fon vurgulunun tam ortasında yapılıyorsa konuşurken bir durup düşünmek gerekir...

Bir gün önce Türkiye 90 milyar dolarlık fon skandalını konuşuyordu... Ne SPK, ne BDDK, ne Borsa İstanbul ne Ekonomi Bakanlığı’ndan ne de MASAK’dan tek bir istifa yok... 90 milyar dolarlık bir zarardan söz ediliyor ama sorumlu yok... Nefislerinin kurbanı olmuşlar... Şeytana uymuşlar... Fatma Betül Sayan Kaya, parayı iade edince sorun çözülmüş gibi davranıyorlar... 

SİYASİ MÜHENDİSLİK

Mevcut iktidar Anayasa’yı askıya almış gibi davranıyor. Açık mahkeme kararları uygulanmıyor. Bu da yetmiyor devletin gücü ve kurumları siyaseti yeniden dizayn etmek için kullanılıyor. Diplomalar iptal edilip, “gizli tanık”, “yalancı tanık” suçlamalarıyla mevcut iktidarın en büyük siyasi rakibi hapishaneye atılıyor. Yetmiyor, iktidarın karşısındaki en büyük alternatif olan, bir seçimde iktidarı değiştirebilecek tek siyasi partiye devlet eliyle operasyon çekiliyor. 

Bir dönem “siyasi mühendislik” suçlamaları yöneltenler, o sözünü ettikleri “siyasi mühendisliğin” alasını yaparak ana muhalefet partisini bölmeyi başarıyor. 2016 – 2017 yıllarında MHP’de yaşananların aynısı CHP’de yaşandı. Devlet Bahçeli, iktidar desteğiyle ve yargı kararlarıyla partinin başında tutuldu ve ardından AKP’ye yanaştı ve ardından Cumhur İttifakı kuruldu. Bugün bu senaryonun benzeri CHP’de uygulanıyor. 13 kez seçim kaybetmiş, milletin ve kendisine oy verenlerin gözünde siyaseten bitmiş bir isim CHP’nin başına polis ve silah zoruyla oturtuluyor... Tablo bu... Süreç devam ediyor... AKP açısından süreç istedikleri gibi ilerliyor. Aslında sadece CHP’yi değil aileleri de böldüler...

KİMSENİN GARANTİSİ YOK 

Türkiye bugün önüne getirilen dosyaları anlamadan, anlayamadan imzayı basan bir anlayış tarafından yönetiliyor. Milyonların gözü önünde izlendi, Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nde mutabakat belgesindeki Türkiye yerine Kazakistan adına imza atabilen bir Cumhurbaşkanı tek karar verici olarak ülkeyi yönetiyor. Bu şekilde imza atabilen ya da atamayan bir kişi, kim bilir başka hangi dosyalara ya da anlaşmalara tam anlayamadan imzayı basıyor. 

Her gün acele kamulaştırma kararları... Kamu yararı kılıfıyla milletin köyüne, bağına bahçesine el konulması... Türkiye’de kimsenin malının, mülkünün garantisi yok artık. Her an herkesin malına mülküne el konulabilir ve hapse atılabilir... 

Çiftçiler, köylüler ürünlerini toplamak istemiyor... Geçen sene 60-70’e satan üretici bu yıl zeytinini 20-30 bandında satmaya zorlanıyor... Fındıkta taban fiyatı 250 TL deniyor, millet fındığını 150 TL’ye zor satıyor... Zeytin de öyle, fındıkta böyle, limon da böyle, üzüm de böyle...  Kanuna göre yılda 630 Milyar TL çiftçi-üretici desteği vermeleri gerekirken, verdikleri destek 168 Milyar TL...

Bütün bu toz duman arasında ise bir yandan fon vurgunları, diğer yandan ballı ihaleler ve acele kamulaştırmalar tüm hızıyla devam ediyor... Trakya’da, Diyarbakır’da ve Amasya’daki acele kamulaştırmalardan sonra Antalya’da da acele kamulaştırma kararları...  

Parola, “Kamu yararı” ve “kalkınma...” Milletin, çiftçinin, üreticinin, emekçinin kalkınmadığı ayan beyan ortada... Peki kimin “yararı” ve kimin “kalkınması...” 

Sanki Türkiye gözden çıkarılmış... İklim felaketiyle zaten çöle dönecek, biz de o zaman işimize bakalım der gibi... Daha önce yazdık bir kez daha yazıyoruz, emperyalist kapitalistler dünyanın yeni güç mücadelesi döneminde Türkiye’ye “hammadde deposu” rolünü biçmiş... Ve ne yazık ki, Türkiye’yi yöneten iktidar bunu kabul etmiş... “Bana dokunmayın, iş birliğine hazırız” mesajını veriyor ve vermenin de ötesinde istenilen adımları bir bir atıyor... Ver meşruiyeti, al Türkiye’yi... Ancak bu işler için insan gücü de lazım... Türkiye’de doğmuş, büyümüş ve bu toprakların insanlarına bir noktaya kadar iş yaptırabilirsiniz, çünkü bir noktadan sonra, “Bu kadar da olmaz” diyeceklerdir ve diyorlar da. O zaman Türkiye’ye doldurulan milyonlarca mülteci ve kaçaklar devreye girecek ve giriyor. Gidin maden bölgelerine... Birçoğunda yasal ya da kaçak yollardan ülkeye gelmiş göçmenler çalışıyor... 

Şu acele kamulaştırmalarınızı bir kere de halk için, halkın yararına yapın...                                         

Halk yararına, halk için yapılacak o kadar çok şey var ki... Belediyelerin merkezi yönetimle iş birliği halinde yapılması gereken o kadar çok proje var ki... Ama emperyalist ekonomik tetikçilerinin yönlendirmesiyle adamların bütün projeleri yağma-talan üzerine...                             

Şimdi Türkiye’yi ekstraktivizm yani sömürge madenciliği bataklığına sokuyorlar. Türkiye sömürge madenciliğinin, yağma-talan madenciliğinin merkezi haline getirilmek isteniyor.                   Her bölge, her şehir, her dağ şirketlere ruhsatlanıyor... 

Trump her fırsatta Erdoğan’ın sırtını sıvazlıyor ama elde var sıfır...  F-16 modernizasyonu,               parası ödendiği halde verilmeyen F-35’ler ve Kaan Savaş Uçağı’nın motorları konusu hala ciddi soru işaretleri. Amerikan yönetimi F-35’leri vermek istiyormuş ama S-400’ler hala problemmiş... Yani ABD yönetimi, “dediğimiz oldu” yu görmek istiyormuş...

Bu arada Trump’ın istedikleri bir bir yerine getiriliyor. Ekstraktivizm yani sömürge madenciliği tüm hızıyla devam ediyor... Diyarbakır ve Trakya’deki devasa alanlar acele kamulaştırma kararlarıyla Trump’ın yakın arkadaşı petrolcü Harold Hamm’e teslim edilmesinin süreci başlatılıyor... Eskişehir Beylikova ve Sivrihisar ilçelerinde yaklaşık 3 milyon metrekarelik alana yine Trump’a söz verildiği gibi NTE madenciliği için acele kamulaştırma kararıyla el konuluyor... 

Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor... Ne demokrasisi ne de kurumları olması gerektiği gibi yürürlükte olmayan bir ülkeyiz... İşsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı zirvede... Üreticiler, çiftçiler, emekçiler kan ağlıyor... Emekliler ve asgari ücretliler isyanlarda... Hiç şüphesiz bu ülkenin yarısından fazlası mevcut iktidarın artık değişmesi gerektiğini düşünüyor. Son yerel seçimler bunun en somut göstergesi... 

Bir yandan Yemen’e asker göndermek ve Türkiye’yi Trump’un istediği bir savaşın içine sokmak için adımlar atılıyor, diğer yandan ülkenin her bir köşesi uluslararası kartellere açılıyor...                  

Türk halkı her şeye rağmen tutunacak bir dal arıyor... Bu dalı da kıranları tarih de millet de affetmeyecek...

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları