“İstanbul’a ihanet ettik... FETÖ bizi kandırdı... Esed bizi kandırdı... PKK bizi kandırdı...”
Bu ifadeler, Türkiye’yi yöneten siyasi iradenin yakın geçmişte yaptığı açıklamalar...
Neden göz göre göre ihanet edersiniz ya da birileri sizi nasıl kandırabilir?
Ya kişisel çıkarlarınızı her şeyin üstünde tutuyorsunuzdur... Ya ekibiniz zayıftır ya da ekonomi veya siyaset“çakalları” sizleri parmağında oynatıyordur...
Neden mi bunları hatırlatıyorum... Çünkü asıl anlatmak istediğim Türkiye’nin yeni bir ihanet ve kandırılma sarmalına girmiş olmasıdır...Bu kez durum çok tehlikeli... Bu kez ülkeyi “iç savaşa” sürükleyebilecek bir süreçle karşı karşıyayız...
Birileri elinde “ruhsat” adını verdikleri bir kağıtla kapınıza dayanır ve yüz yıllardır ekip biçtiğiniz, Ata toprağı dediğiniz köyünüze, bağınıza, bahçenize girmeye kalkarsa ne yaparsınız? Birileri ilinizde, ilçenizde veya köyünüzdeki ormanlara, dağlara, meralara-yaylalara göz koyup dozer ve kepçeyle dalarsa ne düşünürsünüz?
Ne bekliyorsunuz böyle bir durumla karşı karşıya kalan insanlardan...
Meşru yönetim
John Locke, “Mülkiyet Hakkı” adlı eserinde, politik toplumun yaratılmasındaki asıl amacın bireylerin korunması olduğu için, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini koruyamayan, onlara zarar veren bir yönetim, ona göre “meşruiyetini kaybetmiş” bir yönetimdir. Locke’a göre meşru yönetim, yönetilenin hayat hakkını teminat altına alan, özgürlüklerini sağlayan, mülkiyetini koruyan, kısacası yurttaşın rızasına dayanan bir yönetim olabilir...
Köylüsü abluka altına alınmış beyler Ankara’da siyaset yapıyor. İktidar milletvekillerinin kılı kıpırdayamıyor. Utangaç, mahcup, kapı aralarında fısıltı halinde söyledikleri, “Bizim de içimiz yanıyor ama” dan başka cümle çıkmıyor ağızlarından. Muhalefetten ise durumun farkında olan birkaç milletvekilinin dışında çoğu hala tabloyu tam olarak göremiyor.Ya da başka hesaplar içinde... Aman sermayeyi ürkütmeyelim, küstürmeyelim...
Kardeşim bu ülkenin köylüsü abluka altında. Bu memleketin ormanları, yaylaları, tarım alanları, köyleri saldırı altında. İmdaaat! diye bağırıyorlar, yardım istiyorlar. Bir ülkenin bundan daha önemli hangi sorunu olabilir. Köylün yoksa, tarımın yoksa, çiftçin yoksa, suyun yoksa ülke yok!
Her biri bir bölge belirlemiş. 10 bin dönüm, 20 bin dönüm Allah ne verdiyse, orayı yağmalamak için “meslek fahişeleri” diyebileceğimiz bazı profesyonelleri ayarlamış. Vatandaşını, köyünü-köylüsünü, bağını-bahçesini, merasını-yaylasını ve ormanını koruması gereken devletin ilgili kurumları ise tam tersine yağma-talan teşrifatçılığı yapmak için birbiriyle yarışıyor.
Yaylaya zarar vermek “suç” değil
En son ve sıcak örnek: Ordu’daki Perşembe Yaylası... Dünyada eşi benzeri olmayan bir coğrafya... Menderesleri, balıkları, tarihi, kültürü, turizmiyle dikkat çekiyor... Dünyaca ünlü turizm dergileri, “mutlaka görün” diye yayınlar yapıyor... Türkiye’yi yönetenler ise hemen dibinde, “siyanürlü altın madenciliği yapın” diye birilerine ruhsat veriyor... Vatandaşlar tepkili, “yapmayın, etmeyin” diye karşı çıkıyor... Nöbet tutuyor, direniyor...
Ordu Valisi Muammer Erol çıkıyor, Perşembe Yaylası’nı yağmalamak isteyen şirketi savunuyor... Perşembe Yaylasında altın arama çalışması yapıldığını söyleyen Vali, “İzin Verilen Faaliyeti Durdurmak veya Zarar Vermek Suçtur." “Herkes fikrini açıklayabilir,ancak sondaj faaliyeti durdurulamaz” diyor.
AKP Milletvekili Mustafa Hamarat çıkıyor, “582 milyon TL gelir elde ettik” diyerek, fındık diyarı YEŞİL ORDU coğrafyasındaki maden ruhsatlarını ve sondajları savunuyor... Yeşil Ordu’yu, bağını-bahçesini yaylasını korumak için çırpınanları, “altıncı kol” faaliyeti içinde olmakla yani yabancı ülkelerin maşası olmakla suçluyor...
Yuhhh beee...
Vatandaşın yaylasını korumak istemesi suç ama Giresun-Çatalağaç’da olduğu gibi madenin zehirli atık sularını derelere akıtmak suç değil... Vatandaş ortalığa düşüp açıktan akan zehirli sulara tepki göstermese, devletin ilgili kurumlarının umurunda bile değil... Vatandaşın yaylasını, ormanını ve su kaynaklarını koruması suç ama Giresun’un dağlarının param parça edilmesi suç değil...
Ülkedeki bütün olumsuzluklara, bitmek bilmeyen krizlere, zamlara, zorluklara ve yokluklara rağmen temiz hava, temiz su ve temiz toprağı sayesinde ayakta kalabilen, yaşama tutunabilen milyonlarca insana şimdi, “Artık bunlar da yok” mesajı veriliyor. İstisnasız bütün bölgelerimiz, adına madencilik denilen ama vahşi neoliberal politikaların uygulandığı kimyasal merkezler haline getiriliyor.
Acı çeken köylüler
Türkiye’nin her köşesinde benzer oyunlar sahneleniyor... Acı çeken köylüler, üreticiler, direnmeye çalışan yurttaşlar... Çanakkale’de Terziler-Serçiler köylerinde, Bayramiç’te, Lapseki’de, İvrindi’de, Milas-İkizköy’de, Latmos’ta ve Murat Dağı’nda...
Kazdağları ekosisteminde bulunan Kirazlı-Balaban’da 347 bin ağacı keserek Türkiye’yi ayağa kaldıran Kanadalı Alamos Gold’un CEO’su John McCluskey, “Türk siyasetinin tepesine ulaşmaya çalışıyoruz, bunu yapabilecek uygun ortak arıyoruz” demişti. Türk siyasetinin tepesine ulaşmaya McCluskey’nin ömrü yetmedi, çekip gitti... Ama sözünü ettiği “yerli ortak” sonunda bulundu... Ancak bir farkla, “yerli ortak” yerine “yerli alıcı” bulundu. TÜMAD Holding, Kirazlı-Balaban’ı satın aldı... TÜMAD yani Çalık Holding zaten uzun bir süredir Türk siyasetinin tepesine ulaşmış durumda.
Benzer bir durum Erzincan-İliç’teki Çöpler Altın Madeni için yaşandı... Orada da “yerli ortak” yerine “yerli alıcı” bulundu... Türkiye’ye 13 Şubat 2024 Çöpler Altın Madeni Faciası’nı yaşatan Kanadalı SSR Mining gitti, yerine Cengiz Holding geldi...
Türk siyasetinin tepesine ulaşmak
Peki Türk siyasetinin tepesine ulaşmak neden bu kadar önemli... Perşembe Yaylası’nı parçalamaya niyetli olan Taşyapı İnşaat, İstanbul’da kamu alanlarına ve deprem toplanma alanlarına gökdelen dikerek kenti yaşanmaz hale getirmekle suçlanan bir şirket.
İstanbul Kadıköy’de meteoroloji arsası üzerine yapılan 45'er katlı gökdelenler ile Etiler’de deprem toplanma alanı olarak bilinen bölgeye inşa ettiği 4 gökdelen tepki çeken sadece iki örnek. İstanbul’un nefes alanlarına ve yeşil alanlarına rant projeleri inşa etmekle meşhur olmuş, Kadıköy Belediyesiyle davalık, iktidarın sırtını sıvazladığı Taşyapı İnşaat...Yine Rize-İkizdere’de yaptığı taş ocağı projesi de ciddi ekolojik yıkım yarattığı gerekçesiyle protesto ediliyor.
Türkiye çok sancılı bir dönemden geçiyor... Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, milletvekilleri hapishanelerde tutuluyor, seçilmiş belediye başkanları ve gazeteciler azılı bir suçlu gibi evinden apar topar derdest edilip zindanlara tıkılıyor...
Ancak bu şok ortamı ve kaos içinde Türkiye’nin yağma-talan düzeni tıkır tıkır işliyor... İnanılmaz yerler için inanılmaz ihaleler yapılıyor... Bir dönem rant uğruna İstanbul başta olmak üzere kentlerine, şehirlerine “ihanet edenler” şimdi milletin köyüne, bağına-bahçesine, ormanlarına, yaylalarına-meralarına büyük bir rant saldırısı başlatmış durumda.
Acele kamulaştırma
Milletin malına-mülküne, köylerine şirketler için “acele kamulaştırma” adı altında el koyuluyor. Buna da “madencilik yapıyoruz” deniliyor. İvrindi’de Türkmen Dağı çevresindeki vatandaşların tarlaları, “acele kamulaştırma” kararıyla bir özel şirkete devrediliyor. Arhavi’de ondan fazla köyün içinde yer aldığı bir arazi Cengiz Holding’e veriliyor. Eskişehir’in Alpagut-Atalan bölgesinde mikro klima özelliğine sahip, ortasından Sakarya ırmağı akan, narenciye bahçeleriyle ve ormanlarıyla ünlü bölgesini bile vahşi madenciliğe açabiliyorlar...
Giresun’un yemyeşil ormanlar ve fındık bahçeleriyle kaplı dağlarında 138 bin dönüm AKP Milletvekili Cantürk Alagöz’ün şirketine veriliyor... Ordu’nun eşsiz Perşembe Yaylası, Taşyapı İnşaat’ın vahşi madencilik uygulamalarına terk ediliyor... Kazdağları’nda 2019 yılında yaşanan Alamos Gold faciasından 5 yıl sonra şimdi de Cengiz Holding faciası yaşanıyor... Halilağa Bakır ve Altın Madeni için Kazdağları ekosisteminde yüz binlerce ağaç kesildi... Kazdağları ekosisteminde CVK, Koza, TÜMAD, Cengiz kelimenin tam anlamıyla gemi azıya alıp taarruza geçmiş durumda... O kadar ki, Alamos Gold’u bu ülkeden kovalayan halkın öfkesi ve iradesi hiçe sayılarak Kirazlı-Balaban Altın Madenini yeniden açmak için çalışmalar yapılıyor...
Türkiye sömürge madenciliğinin merkezi haline getirilmek isteniyor. Sözler verilmiş, imzalar atılmış ve harekete geçilmiş durumda. Temmuz 2025’te TBMM’de AKP ve MHP oylarıyla kabul edilen “Süper İzin” veya “Süper Talan” kanunu da bu yönde atılmış en tehlikeli adımlardan birisi. Bu kanunla sadece Milas ve Yatağan’da 40’dan fazla köy haritadan silinecek. Onları durdurabilecek tek güç halkın gücü.
O kadar arsızlar ve o kadar gözleri dönmüş ki, 13 Şubat 2024 tarihinde Türkiye’nin en büyük maden facialarından birisinin yaşandığı Erzincan-İliç’deki Çöpler Altın Madeni’ni bile yeniden açmak için hazırlık yapıyorlar.
Gözleri ne köyü ne köylüyü; ne merayı, ne ormanı ne de içindeki trilyonlarca canlıyı görüyor. Gördükleri tek şey yeşil dolarlar. Bunu da süslü cümlelerle bölgede devletin korumasından çıkmış, adeta ortada kalmış savunmasız insanlara yutturmaya çalışıyorlar. Sosyal rüşvetler vererek, insanların çaresizliğinden yararlanarak onlarla bir Azrail gibi gelecekteki ölümleri için kontrat imzalıyorlar...
500 milyar ton
Onlar da görüyor dünyanın bittiğini... Böyle giderse de çok daha hızlı bitirileceğini... TBMM İliç-Çöpler Faciası Araştırma Komisyonu üyeleri 2024 yılı yaz ayında El Dorado Gold – TÜPRAG’a ait Kışladağ Altın Madeni’ni ziyaret etmişti. Bu ziyaret sırasında Türkiye Madenciler Derneği Başkanı da olan, Kışladağ Altın Madeni’nin Genel Müdürü Mehmet Yılmaz, dünyada her yıl 65 milyar ton madencilik malzemesi üretildiğini belirterek, “İyi de kardeşim, ya 65 milyar ton malzeme üretiyorsun, bunu nereye kadar üreteceksin... Bunu çıkartmak için üç kat da hafriyatı şusu, busu var. Dünyada 500 milyar tonluk malzeme hareketi var. Geleceğimize zarar veriyorsunuz, ne oluyor? Bu sürdürülebilir bir şey değil...”
Yani diyor ki madencilik dedikleri şey dünyanın da en büyük sorunu. Her yıldünyada 65 milyar ton maden üretildiğini ve bunun için 500 milyar tonluk hafriyat yaratıldığını, büyük bir bölümünün pasa dağları, liç dağları ve zehirli atık barajları olarak terk edildiğini anlatıyor. Ayrıca bu işlemler sırasında çok büyük oranlarda da su kullanılıyor. Çöpler Altın Madeni’nin ilk kapasite artışıyla ilgili ÇED raporunda yeraltı kuyularından saniyede 130 litre su çekildiği yazıyordu. Daha sonra yapılan kapasite artışıyla birlikte bu rakamın da üstüne çıkıldı.
İşte tam da bu yüzden uzay yarışı başladı... Ay, Mars, asteroitler...En büyük amaçları da uzay madenciliği...Her gün dua ediyorum... Uzay madenciliği belki kurtuluşumuz olur diye...
İbrahim Gündüz
Çok Okunanlar
ODTÜ’de olaylarda 2 tutuklama
THY uçağında dumanlar yükseldi, yolcular tahliye edildi
'Darbeci' General: 'Komutanlarımız bizi birkaç ev ve birkaç milyon dolara sattı'
Aktroll Abdurrahman Uzun'dan hayvanseverlere yönelik skandal sözler!
Fenerbahçe Başkan Adayı Aziz Yıldırım'a şok
Hantavirüs gemisindeki 3 Türk vatandaşının test sonucu belli oldu
Türkiye’de en yaygın isim ve soyadları açıklandı
Evinde ölü bulundu, geride 'dijital miras' detayı kaldı!
Dev yolcu gemisindeki hantavirüs kabusu ABD'ye sıçradı
TRT 1 sunucusu 'Anneler Günü' mesajından sonra görevden alındı