Türk-İş’in açıklamasına göre dört kişilik bir ailenin gıda harcamalarını kapsayan açlık sınırı 31. 224,-TL, yoksulluk sınırı ise 101. 706,-Tl’dir. Şimdi bir de emekli aylıklarına bakalım. 2026 yılı itibariyle en düşük emekli aylığı 20.000,-TL, ortalama emekli aylığı ise 23.500,TL, emeklilerin % 90’ı 25.000,- TL altında emekli aylığı almaktadır. 25.000,- TL üzerinde emekli aylığı alanların tüm emeklilere oranı ise ancak % 10 kadardır. Bu olumsuz tablo statik olmayıp, bir de önlenemeyen enflasyon karşısında, paranın devamlı gerileyen satın alma gücü nedeniyle de erimektedir. Kısaca durum budur.
Emekliler sağlıklarının elverdiği günlerde/yıllarda kamu ve/veya özel kesimde çalışmış, toplumsal üretime katkıda bulunmuş ve kesilen sigorta primleri ile geleceğinin garantiye alındığını düşünmüştür. Oysa yıllarca çalışıp çabalamış insanlar emekli olduğunda tam rahat edeceğini düşünürken, maalesef, günümüzdeki durum ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bugün siz değerli okurlarla bu konuya bakalım, istedim.
Önce şu sigorta sisteminin temel çatısına, diğer bir deyişle ünlü aktif sigortalı ve pasif sigortalı konusuna bir göz atalım, zira saf kapitalist sistemde meselenin kökünü aktif/pasif sigortalı oranı, ya da yaş piramidi oluşturmaktadır. Kapitalist sistemde teorik olarak sigorta kurumunun temel gelir kaynağını pasif sigortalılardan yapılan kesintiler oluşturur. Pasif sigortalının kendi geleceği adına yapıldığını düşündüğü sigorta kesintisi aslında bizatihi kendisini değil, pasif sigortalıyı, yani emekçiyi besleyen kaynaktır. Açıktır ki, aktif sigortalı kişilerle pasif sigortalı kişilerin aynı ya da benzer hizmet grubunda ve hizmet yılında bulunmaları olanaklı olmadığına göre, aktif sigortalı ile pasif sigortalı arasındaki ilişkinin de birebir aynı olması beklenemez. O nedenle böylesi aralarında birebir tetabuk durumu olmayan gruplar arasındaki ilişki sigortalılar piramidi ya da yaş piramidi olarak belirlenen şemada ele alınır. Yaş piramidinin bu bağlamda anlamı ve önemi fiilen çalışan görece genç emekçilerin emekliye ayrılmış görece yaşlıları desteklediği anlamını taşır. Açıktır ki, sağlıklı işleyişte yaş piramidinin tabanı geniş olup, tavana doğru daralan görüntüde olması tercihlidir. Türkiye’de halen bir sigortalı başına düşen emekli aylığı alanları ifade eden aktif/pasif oranı % 1,61 dolayındadır. Genel yaşama süresi uzadıkça, aktif/pasif oranı gerilemektedir. Yaş sınırının uzamasına ilaveten erken emeklilik de söz konusu oranı pasif sigortalılar aleyhine bozmaktadır. Bu durum, yani genel yaş sınırının uzaması sosyal haklar açısından salt Türkiye’de değil, tüm diğer ülkelerde de ciddi sorun oluşturmaktadır. Bu birinci sorundur.
Bu bağlamda kapitalist sistemin en hassas ve ince oyununun ortaya koyulması gerekiyor. En son söylenmesi gerekeni başa alırsam; dikkat edilirse, kapitalist sistem aktif ve pasif olarak tüm emekçileri ulusal hâsıla dışında tutmaya çalışmaktadır. Şöyle ki, emeklilik sisteminin sadece aktif ve pasif emekliler arasında döndüğü varsayımı altında, sigorta fonlarının kaynağını ulusal gelir değil, toplumsal ücret fonunu oluşturur. Bu durumda, ücret fonu ile ulusal gelir arasındaki farkı irdelemek gerekmektedir. Ücret ulusal gelir içinde kâr, faiz ve rant ile birlikte ulusal gelirin dörtte birini oluşturur. İş bununla da bitmemekte, pasif emekçinin elde ettiği ücret ulusal gelire kattığı kadar değil, ulusal gelire kattığından sömürü olarak kâr ve faiz paylarının çıkarılmasından sonra emekçiye düşen hisse olarak tahakkuk eden kısımdır. Böylece sigorta kesintisi emekçinin sömürü sonrası kalan ücreti üzerinden yapılan kesintiden oluşmaktadır. Kısacası, kâr ve faiz sömürüsü altındaki ücretli, böylece kırpılmış ücreti üzerinden bir de sigorta kesintisine muhatap olmaktadır. Özetlemek gerekirse, pasif sigortalı, yani emekli sadece sermaye ve faizciyi değil, aktif sigortalıyı da sırtında taşımaya mecbur bırakılmaktadır. İşte kapitalist sistemin emeklilik sistemine bakışı böyledir; sömürü üstüne sömürü!
Sigorta fonlarının emekçiler adına işletilerek nemalandırıldığı doğrudur, ancak bu durum piyasa koşullarında değil, kamuya özgü koşullarda oldukça düşük faiz oranlarında gerçekleştirilmektedir. Şöyle ki, sosyal fonlar adı verilen sigorta fonlarından cüz’i faiz getirisi karşılığında alınan kaynaklarla kamu bütçesi açıklarının kapatılması yoluna gidilebilmektedir. Kısacası, evet sigorta fonları görüntüde işletilmektedir, fakat cari piyasa faiz haddinin altında bir getiri getirecek şekilde işletilerek, bu kez de emekliler sömürü altına alınmış olmaktadır.
Sigorta fonlarının diğer kaynağı da bütçeden yapılan transfer ödemeleridir. Sigortalı emeklilere, hatta tüm emekçilere devletin bakışı, aldatıcı seçim dönemleri hariç, emekliler lehine değil, sermaye lehine olmakta ve bu sistem sürdüğü sürece de böyle tezahür etmeye devam edecektir.
Özetlemeye çalıştığım genel çerçeve dâhilinde, gerek emeklilerin, gerek emekçilerin devlete karşı sadece sızlanma ile yetinmeleri beyhude olacaktır. Zira yandaş şirketlere tanınan anlamsız vergi avantajları yanında, yap-işlet-devret ve kamu–özel ortaklığı anapara ve faiz yükümlülükleri karşısında fazla bir sonuç sağlayacak gibi gözükmemektedir. O nedenle, kısa dönemde sızlanmaya devam edilmeli, fakat sızlanma aralarında sermayeye ve özellikle de sisteme karşı sitemkâr çıkışlar mutlaka yerini almalıdır ki, sermaye ve onun politik ajanı devlet gerekli önlemleri alabilsin.
Çok Okunanlar
Baba ile 14 aylık bebeğin darp edildiği görüntüler ortaya çıktı!
Motorine gece yarısı dev zam!
Bahçeli Yusuf Tekin'in Ramazan genelgesine sahip çıktı
Eski Başbakan intihar girişiminde bulundu
Lübnan'daki sivillere yönelik saldırı tehdidi yükseldi
Erdoğan’ın İmamoğlu veya Yavaş’la yarıştığı senaryoda görülmemiş fark!
CHP, 2 Mart için geri sayıma geçti
'Altında sert hareketlilik sürecek' uyarısı
İstanbul'da sıcaklıklar sert şekilde düşecek
Emekliye ara zam mı kapsamlı paket mi?