Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Siyasette hırsızlığın sosyolojisi

Siyasette hırsızlık, daha kurumsal bir ifadeyle yolsuzluk; kamusal kaynakların ve siyasi gücün şahsi çıkarlar doğrultusunda gasp edilmesidir. Sosyolojik olarak bu durum sadece ahlaki bir sorun değil; güç ilişkilerinin, kurumsal çürümenin ve toplumsal-siyasal meşruiyet krizlerinin bir sonucudur.

Siyasette hırsızlığın sosyolojisi yalnızca bireysel ahlak eksikliğiyle açıklanamaz. Sosyologlar ve siyaset bilimciler, siyasi yolsuzluğun bireylerin karakterinden çok, toplumsal yapıların, kurumların ve güç ilişkilerinin bir ürünü olarak ortaya çıktığını belirtir. Ancak son yaşananlar, karşımıza bir karakter sorunu olarak da çıkmaktadır.

Siyaset, kamu kaynaklarını dağıtma gücü içerir. Bütçeler, ihaleler, kadrolar ve düzenleyici kararlar büyük ekonomik değer yaratır. Gücün denetlenemediği veya sınırlı denetlendiği durumlarda, kamu kaynaklarının özel çıkarlara aktarılması daha olası hâle gelir. Siyasi destek ile maddi fayda arasındaki karşılıklı ilişki kurulabilir. Sosyolojide buna “klientalizm” denir. Siyasetçi; iş, ihale, yardım veya ayrıcalık sağlar, seçmen ya da destekçi ise itaat gösterir. Bu durumda yolsuzluk, sistemin istisnası değil, işleyiş mekanizmalarından biri hâline gelir.

Son dönemlerde ülkemizde de görüldüğü gibi insanlar, ait oldukları grubun çıkarlarını korumaya odaklanırlar. Parti, cemaat, aşiret, etnik grup veya ideolojik çevre gibi ilişkiler, bazı durumlarda yolsuzluğun yani hırsızlığın normalleşmesine yol açar. “Bizimkiler çalıyor ama hizmet de yapıyor” gibi söylemler, bu davranışın ahlaki olarak meşrulaştırılmasına neden olur.

Ülkemizdeki ekonomik eşitsizlik, vatandaşların siyasal sisteme güvenini azaltmıştır. İnsanlar sistemin adil işlemediğine inandıklarında, yolsuzluk daha kolay tolere edilir ve kanıksanır. Bugün ülkemizde, yolsuzluk yani hem ekonomik hem de siyasi hırsızlık yapanlara sempatiyle bakılmaya başlanabildiğini ve bunun örneklerinin görüldüğünü söylemek mümkündür. Bu durum ahlaki aşınma, yani çürüme yaratabilir. Kaldı ki son 10 günde yaşananlara bakıldığında, toplumun bazı kesimlerinde hırsızlara ve yolsuzluk yapanlara nasıl sempatiyle yaklaşıldığı görülmektedir.

Siyasette hırsızlık ve yolsuzluk, sosyolojik açıdan yalnızca kötü insanların yaptığı kötü şeyler olarak görülmemekte, kimi zaman eylemsel olarak da desteklenmektedir. Bazı seçmenler için rakip siyasi hareket, yolsuzluktan daha büyük bir tehdit olarak görülebilir. Bu durumda seçmen, desteklediği siyasetçinin kusurlarını kabul etse bile onu tercih etmeye devam edebilir. Ülkemizde bazı seçmenler, “Zaten herkes yolsuz” diye düşünüyorsa, seçimlerini dürüstlük yerine başka kriterlere göre yapabilir. Bu durumda yolsuzluk, ayırt edici bir özellik olmaktan çıkar.

“Halk neden hırsız ya da yolsuz siyasetçileri destekliyor?” sorusunun cevabı, genellikle yolsuzluğu önemsiz görmeleri değildir. Daha sık rastlanan açıklama; seçmenlerin dürüstlük dışında da önem verdikleri kimlik, güvenlik, ekonomi, çıkar ilişkileri, ideoloji ve grup aidiyeti gibi başka faktörlerin bulunmasıdır.

Tarihte var olan siyasetteki hırsızlığın nedenleri çok ve çeşitlidir; ekonomik, yönetsel ve sosyal nedenlerinin bulunduğu bir gerçektir. Siyasette hırsızlık; ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve ahlaki yaşam için bir tehdittir. Başka bir deyişle hırsızlık; kalkınma, büyüme, istikrar, eşitlik ve etkinliğin önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Toplumdaki ahlak yapısını tahrip etmekte, demokrasiye ve hukuk devletine olan inancın kaybolmasına neden olmaktadır.

Ancak görüyoruz ki hırsızlık yapanlar ve ahlaki çöküş içinde olanlar, hukuk ve ahlak kurallarını hiçe sayarak hırsızlıklarına ve adaletsizliklerine arsızca devam etmektedirler.

Prof. Dr. Duran BÜLBÜL