Devletlerin ticarethane gibi yönetildiği, her siyasi erkin kendi sermaye grubunu oluşturarak hem kendi sermaye desteğini oluşturmak, hem de bu yolla siyaseti usul dışı desteklemek yoluna saptığı günümüz koşullarında kapitalizmin kurucusu Adam Smith'e kulak vermek belki vicdan sızlaması yaratabilir. Antik Yunan'da devlet yönetim kadrosunun ahlaklı ve bilge kişilerden oluşması gerektiği ileri sürülürdü. Demek ki, o zamanlarda ahlaklı ve bilge kişi olmak bireysel faziletmiş. Geçmişin ahlak, fazilet ve bilgeliğinin, günümüzün kapkaççılık, uyanıklık ve sahtekarlıkla ikame edildiği koşullarda, kapitalizmin kurucusu Adam Smith'e de, Kurtuluş Savaşı kahramanı İsmet İnönü'ye de ancak hayallerde kalan birer ruya misali bakılabilir.
Adam Smith; 1751 yılında Glasgow Üniversitesi’ne edebiyat profesörü olarak atanan, 1752 yılından itibaren Ahlâk Felsefesi Kürsüsü’ne getirilen ve bu dönemde ahlak üzerine kitabını yayınlayan, 1776’da kapitalist iktisat öğretisinin ilk değil, fakat teoriyi yerleştiren en etkili kitabını yazan, “öz-çıkar” ve “doğal özgürlük” felsefesi üzerinde, günümüzde de bilinçli-bilinçsiz dilimize dolanan “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” söyleminin yükselmesini sağlayan ahlâk ve iktisat profesörü idi. Smith, bugünü görmüş gibi, ünlü Milletlerin Serveti kitabının, Kitap I, Ünite XI’in sonuna şu paragrafı eklemeyi ihmal etmemiş:
“İşçi çalıştıranların (patronların) tüm plân ve projeleri emek üzerindeki emelleriyle ilgilidir. Tüm bu operasyonların sonucu kâra yöneliktir. Ancak kâr, ücret ve rant gibi toplumun refahı ile yükselip, çöküşü ile düşüşe geçmez. Kâr, genellikle, zengin ülkelerde düşük, fakir ülkelerde yüksek düzeyde gerçekleşir. Kârın en yüksek düzeyde gerçekleştiği ülkeler ise, hızla çöküşe sürüklenen ülkelerdir. Görüldüğü üzere, bu grubun çıkarının toplumsal çıkarla ilişkisi, diğer gruplarınkinden farklı ve terstir. Tüccarlar ve büyük üreticiler büyük miktarlarda sermaye kullanırlar ve sahip oldukları servetler nedeniyle toplumun dikkatini ve itibarını üzerlerine çekerler. Bu insanlar tüm yaşamları boyunca plân ve projeler yapmakla uğraştıklarından, toplumun büyük kesiminden daha geniş algılama kapasitesine sahiptirler. Ancak, tüm zekâlarını toplumsal çıkar yerine, iş çıkarları üzerine yoğunlaştırdıklarından, ne kadar ahlâksal olmaya çalışsalar da, tüm fikir ve davranışları toplumsal çıkara değil, iş çıkarlarına yönelik olur. Bu kişilerin (iş adamlarının) diğer bireylere göre kamusal çıkarı düşünme açısından bir üstünlüğü yoktur ve bunların kendi çıkarlarını gütme dürtüsü halkın kendi çıkarını gütme dürtüsünden daha şiddetlidir. Kendi çıkarları ile ilgili güçlü bilinçle (tetiklenen) iş adamları vasat halkın hoşgörüsü üzerine baskı yapıp, onlara, halkın çıkarlarının değil fakat iş çevrelerinin çıkarlarının toplumsal çıkar olduğu yönünde telkinde bulunarak, tüm toplumu halkın bireysel çıkarlarından ve genel toplumsal çıkarlardan vazgeçmeye ikna etmişlerdir. Ne var ki, ticaret ya da üretim sektörünün herhangi bir alanında faaliyet gösteren iş adamlarının çıkarları toplumsal çıkardan farklı olduğu gibi, çoğu durumda toplumsal çıkara terstir. İş adamlarının çıkarları piyasaları genişletmek ve rekabeti ortadan kaldırmaya yöneliktir. Piyasaların genişletilmesi, çoğu halde toplumsal çıkara uygun görülebilir; ancak, rekabetin ortadan kaldırılması, toplum üzerine haksız ve anlamsız bir yük yıkarak, kârları olması gereken düzeyinin üzerine çıkaran ve böylece iş adamlarının lehine çalışan bir süreç olarak görülmelidir. Bu çevrelerden (iş adamlarından) gelen herhangi bir yeni yasa veya düzenleme önerisi çok büyük bir dikkatle incelenmeli, kuşkulu ve derin incelemelerden sonra toplumsal yarar doğrultusunda olduğu hakkında kesin yargıya varılmadan kabul edilmemelidir. Zira, böylesi öneriler, çıkarı hiçbir zaman toplumsal çıkarla örtüşmeyen, toplumu kendi çıkarı yönünde baskılayan ve yalan söyleyen, daima da böyle davranmış olan bir kesimden gelmektedir.”
İşte bir ahlâk ve iktisat kuramcısının tüccarlar ve işadamlarının çıkarları ile toplumsal çıkarı irdeleyen görüşleri.
* * *
Ticareti çok seven ve öven insanların CHP’ye laf söylemesinden daha doğal ne olabilir ki! Zira,İsmet İnönü, Kadro Dergisi’nin 2. cildinde, “Fırkamız Devletçilik Vasfı” başlıklı makalesinde, Smith’in toplumu kandırdığını söylediği tüccar grubu için bakın neler söylemiş:
“Türlü krizlerden dolayı, en serbest nice müesseseleri, senelerden beri, sert fırtınalara karşı tutunduran Devlet’tir. Ticaret gibi serbest sahada, dar vaziyete düşen tüccarları (mesela tütün tüccarları) korumak için, hükümet geçen senelerde hususi tedbirler almıştır. İnhisarlar, her sene hasat zamanında, piyasaya müdahale ederler. Ve, bir sene, ‘devlet inhisarı’ ve ‘devletçilik’ aleyhine hayalât kuran nice müteşebbisler görmüşümdür ki, mevsiminde inhisarların piyasaya müdahale etmesi için, bütün idraklerini sarf ederler.”
* * *
Toplumsal çıkarla çatışan ve, Smith’in ifadesiyle toplumu baskılayan, hatta kandıran kutsal işadamının (!) ve iş dünyasının çıkarı ve davranışı teori ve politika dünyasında böyle tanımlanıyor. Böyle bir çıkar grubu siyaseti ele geçirirken, acaba hizmet aşkıyla yanıp tutuştuğu toplumsal çıkarı mı, yoksa kendi ve dahil olduğu çevrenin çıkarını mı düşünür ve kollar. Devletlerin feodaliteye, hatta iptidai aşiret yapılanmasına dönüştüğü günümüz koşullarında ahlak ve etik konularının aldatıcı dincilikle ikamesi rastlantısal olabilir mi!
İlgililere ve ideolojik koruma görevlilerine ithaf edilir!
Çok Okunanlar
Özgür Özel Burcu Köksal'a attığı mesajı açıkladı
Burcu Köksal resmen AKP'de
İstanbul’da sıcaklık 10 derece birden düşecek
İngiltere’de Starmer yönetimine tepki
Tutuklu Özkan Yalım'dan ek ifade talebi
İnşaatta maliyet alarmı
Tuvalette doğurduğu bebeğini çöpe atan annenin cezası belli oldu
AKP'ye geçmeye hazırlanan Burcu Köksal'ın eşi hakkında çarpıcı iddia
AKP'ye geçen Burcu Köksal'dan, Özgür Özel hakkında yeni açıklama
Avukat kızının yaptığı paylaşım AKP'li gazeteciye pahalıya patladı