Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Emperyalizm ve NATO

1945 yılında, İkinci Paylaşım Savaşı biterken, aynı zamanda kapitalist dünyada da egemenlik İngiltere’den ABD’ye geçiyordu. Henüz savaş tam olarak sonlanmamışken yapılan ünlü Bretton Woods toplantılarında Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası gibi siyasi-yönetsel v finansal örgütlenmeler kuruluyordu.

Bir süre sonra da, 4 Nisan 1949 tarihinde Komünistler karşısında askeri ittifak olarak Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü adıyla, ABD başkanlığında onbir ülkenin katıldığı NATO kuruldu. 

Bir askeri ittifak olarak NATO, toplu savunmaya katılan ülkelerde harcama tasarrufu gerekçesine dayandırılıyordu. Zira savunma harcamalarından yapılan tasarrufun ekonomik yararlılıkla kullanılmasının her ülke için avantajlı olacağı görüşü başattı. Ancak NATO, örgütteABD’nin üstünlüğü nedeniyle, bu savın geçerliliğine rağmen, farklı açılardan ülkelere yüklediği sorumluluklarla zaman içinde demokratik bir örgüt olmaktan uzaklaşmıştır.

Nitekim, soğuk savaşın başat olduğu dünyada bir savunma sistemi olarak kurulmuş olan NATO, kuruluşundan beri olduğu gibi, özellikle de günümüzün tek sistemli çok kutuplu dünyasında bir tür emperyalist araca dönüşmüş olarak, güçlü-güçsüz ilişkisi bağlamında karşımıza çıkmaktadır.

Örneğin, 1950’lerde Kore savaşında görüldüğü üzere, ilgisiz alanlara ideolojik amaçlı yönlendirilmemiz de NATO’nun olumsuz örnekleri arasında, hatta savunma örgütüne katılma koşulu dayatması bağlamında bağımlılık görüntüsü vermektedir. Askeri bağımlılık, aynı zamanda ulusal düşünce üst-yapısını oluşturarak siyasal bağımlılığı da gündeme  taşımıştır. Günümüzün Ortadoğu savaşında görüldüğü üzere, NATO ülkemizin kendi menfaati doğrultusunda  bağımsız ve yansız politika izlemesini zorlaştırıcı etken işlevi görmektedir.

Emperyalizm ve NATO sözcükleri, farklı açılardan aynı siyasi amaca yönelişi işaret eder. Şöyle ki, emperyalizm, belirli bir merkezin ya da merkezlerin hakimiyet alanlarını ekonomik ya da siyasal amaçlarla çevre alanlara yayma faaliyeti olarak görüldüğünde, NATO da bir tür emperyalizm bağlantısı olarak, ekonomik, siyasal ya da askeri gibi çeşitli araçlarla oluşturulan örtülü hakimiyet ilişkisi olarak işlev görmektedir.

Özellikle de Sovyetler’in Batı dünyasını dengeleyici rolünün ortadan kalktığı günümüz koşullarında, NATO, fiili başkanı ABD’nin çevresel konumlu ülkeler üzerinde örtülü hakimiyet kurma aracına dönüşmüş durumdadır. NATO, kuruluşundan beri olduğu gibi, bugünkü görüntüsü ve işleviyle de ekonomik emperyalizme koşut olarak, bir siyasi-askeri örgüt olmanın ötesinde, bir tür siyasi baskı ve emperyalist yapılanmadır. NATO’ya dahilülkeler askeri ittifakın hem gereği, hem de ideolojik yapılanması olarak, komünizme karşı, kapitalizmin yanında ve savunucusu konumundadır. Nitekim, Türkiye’deki sol akımlar NATO’ya karşı olduğu gibi, Türkiye’de sol akımların ezilmesinde de NATO’nun rolü büyük olmuştur. Bu hali ve ideolojik baskılamasıyla NATO, ülkelerin özgür davranışı, örgütlenmesi ve sistem seçişine karşı olduğu gibi, sistemlerin organik dönüşüm ve yapılanmalarında da etkili dış müdahale işlevi görerek tam anlamı ile sistem bekçiliği konumundadır.

Ortadoğu Savaşı’nın giderek hız kazandığı günümüz koşullarında, kendi menfaati yönünde tarafsız kalması gereken Türkiye üzerindeki NATO baskısı, sadece bir örgütsel dayanışmaolmanın çok ötesinde, adeta fiili müdahale konuma evirilmiş bulunmaktadır. NATO’nun Montrö Anlaşmasını çiğnercesine İstanbul Boğazı çıkışında oluşturduğu bir deniz üssü komutanlığı, bununla da yetinilmeyip güneydoğu sınır bölgesinde konuşlandırılması gündeme alınmış olan kolordu düzeyindeki bir askeri sistem NATO örgütünün örtülü amacının, İran’a yönelik saldırılara tepki olarak kullanılabilecek ABD üslerinin Türkiye tarafından engellenmesine karşı girişim –tehdit- olarak görmek yanlış olmaz. Ortadoğu’nun hallaç pamuğu gibi atıldığı günümüz koşullarında, Türkiye’nin tarafsız kalması gerekirken, NATO’nun ülkemizde gerçekleştirdiği iki stratejik-politik girişim karşısında ulusal tepki verilmemesi, bir şekilde karar alma erki engellenen Türkiye’nin çatışma alanına çekilmeye çalışıldığı intibaı yaratmaktadır. 

Suriye ve Irak’ta boşalan Kürt gruplar ve bölgedeki taşeron çalışan serseri grupların denetim altına alınması dikkate alındığında ünlü “Büyük Ortadoğu Projesi” ve projeyle görevlendirilen eş-başkanlık makamının görev ve yetkilerinin alenileştirilerek dikkatlice gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bölgedeki Arap şeyhliklerinin İran’ı suçlayan bildirisine Türkiye adına imza koyan Dış İşleri Bakanı’nın, bu davranışının da ülkemize haksız ve gereksiz yere yükleyebileceği tehdit ve tehlikeler hakkında Türk halkına olduğu kadar İran halkına da açıklama yapmak mecburiyeti vardır.

Bunlara ilaveten Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilmesi kararlaştırılan NATO toplantısında ABD ve İsrail saldırganlığından hesap sorulması ümit edilir. Hesapsız saldırganlığı ile Ortadoğu savaşında bataklığa saplandığını idrak etme aşamasındaki ABD’nin hesaplarının ne olabileceği, bu bağlamda NATO’nun Türkiye üzerindeki etkilerinin tek-adam rejimindeki olağanüstü etkileri içimize korku salmaktadır. Bu bağlamda, “Büyük Ortadoğu Projesi” ndeki “Büyük” sözcüğünün ne anlama geldiği ve bu anlamın, ülkemizin yabancı unsurlar tarafından adeta işgaline varan konumu ve bu bağlamda  ülkemize yönelik bölünmez bütünlüğü ve sınırları ile ne tür tasavvurlarıihtiva ettiği enine boyuna iyice düşünülmeli ve geniş toplumsal ve siyasal çevrelerde tartışılmalıdır. Ortadoğu’daki hesapsız hudut tanımaz saldırganlık ülkemizi tehdit ederken, bir tür caydırıcı örgüt olması gereken NATO’nun bu görüntüsünü koruması beklenir. Türkiye’nin NATO emrinde Ortadoğu bataklığına saplanması değil, tam tersi NATO’nu Ortadoğu’nun savrulduğu haydutluğa bir şekilde son verecek önlemler alması beklenir ve umulur.