İnşaat siyasetin sermaye tabanı ve kurtarıcı faaliyet alanı olarak görüldü ve uzun süre hız kesmeden devam ettikten sonra, devlet garantili alt-yapı işleri hariç, şimdilik kısmen yavaşlamış gözükmektedir.
Bir ara ABD’deki mortgage krizine ya da İspanya’da patlak vermiş inşaat krize sürüklenebiliriz diye ürktük. Şimdilik durum dinmiş gibi gözükmekle beraber, özellikle devlet garantili yap-işlet-devret ihaleleri, ya da kamu-özel ortaklıkları ile yürütülen alt-yapı işleri devam etmektedir.
Körfez zenginlerine, hatta şeyhlere yapılması planlanan satışların işin bir kısmını kotaracağı düşünülmüş olabilir. Ortadoğu savaşı belki Ortadoğu ülke zenginlerinin ülkemize gelip, hükümetin bu hayalinin canlanmasına hizmet edebileceği düşünülebilir. Belki de tam tersi akım gelişir, savaş nedeniyle sınırlar kapanır ve gidiş-gelişler sınırlanırsa bu hayal de suya düşebilir.
İnşaat ilginç bir yatırım alanıdır. Belirli zaman içinde yoğun emek kullanır, birçok sektörde canlanma yaratabilir, bundan da önemli olarak bu alan sanayide olduğu gibi yıllarca çaba ile gerçekleştirilen birikime karşın kısa dönemde rantlar yolu ile servet transferine sebep olarak zengin yaratma tekniği olduğundan hem siyasetçinin hem de müteahhidin iştahını kabartır. Bir ekonomik faaliyet olarak inşaatta da değer yaratılır, ancak yaratılan değerin üzerinde oluşan piyasa fiyatı, kısmen Anadolu’dan aktarılan rantları, kısmen de finans yolu ile gelecek neslin gelirinden yapılan potansiyel refah kaydırmalarını yansıtır.
Bunun anlamı şudur ki, İstanbul ve benzeri gelişmiş bölgelerde oluşturulan rantlar bazı firmalara, şahıslara, hatta kente ya da bölgeye zenginlik sağlayabilir, fakat rant boyutuyla yaratılan bu zenginlik ülke çapında net zenginleşme olmayıp, Anadolu’nun ekonomik olarak çökmesi veya geriletilmesi pahasına gerçekleştirilmiş olur.
Diğer bir deyişle, inşaat faaliyeti yapanı, yani müteahhidi ya da maliki zengin ederken, ülke zenginliği aynı şiddette yükselmemektedir. Özellikle Anadolu’dan aktarılan rantların kentlerde gelir olarak kaydedilmesine karşın, rantın aktarıldığı bölgede gelir gerilemesinin hesaba katılması gerekirken, ulusal gelirin safi usulle tutulmaması nedeniyle bu durum hesaplara yansımamaktadır. Safi usulle yapılan hesaplamalarda ulusal gelir gerçek artış hızının üzerinde yükselmiş gibi bir görüntü vermektedir.
Her daim söylendiği gibi, inşaat faaliyeti sanayi ürünü gibi ihraç edilebilir ürün olmadığından, belki birkaç dairenin Körfez ülke zenginlerine satılıyor olması dışında, para içeride el değiştirmektedir. İnşaat faaliyetleri doyma noktasına geldiğinde ise işler yavaşlayacak, hatta duracak demektir. Bu durum uzun vadeli akılcı düşünce ve hesaplamalarla işe girilmemiş olduğunu göstergesidir.
İnşaat faaliyetleri karayolları ya da köprüler vb gibi alt-yapı yatırımlarında ise, siyaset de siyaseti eleştirenler de ciddi hata içindedirler. Önce alt-yapı yatırımlarını eleştirenlerin haksız olduğu noktayı belirtelim. Söz konusu alt-yapı yatırımları yıllık ya da üç-beş yıllık hesaplarla yapılmaz. Bu tür yatırımalar otuz ya da elli yıl gibi uzun dönemli hesaplarla yapılır. Dolayısıyla bugün yapılan bir alt-yapı yatırımının kapasite altı çalışması çok doğaldır. Bu konuda siyasetçinin görevi ise, bu tür yatırımlarda basit siyasi hesap ve rant peşinde koşmadan, uzun erimli ekonomik kıpırdanışlar ve ülke sathında nüfus hareketlenmelerini dikkate alacak, hatta ülke sathında anlamlı ve dengeli şekilde yerleşimine yol açacak şekilde hesap ve plan yapması gerekir. Marmara bölgesine, özellikle de İstanbul’a nüfusun büyük kısmını çekecek alt-yapı harcaması israftır, stratejik açıdan da yanlış politikadır. Almanya’dan İstanbul’a 3 saatte gelinirken, Sabiha Gökçen havalimanından şehir merkezine yaklaşık aynı saatte gelinmesi bir siyasi başarı değil, tam bir felakettir. Bu denli alt-yapı nüfusu İstanbul’a çekerken, hiç hesaplanmadık kentsel alt-yapı hizmetleri aksadığı gibi, Anadolu halkı da ulusal gelir artışından gerekli payı alamamaktadır.
Bu denli hızlı yatırımlar gelişmiş Batı ekonomilerinde atıl alt-yapı inşaat firmalarına ve konsorsiyum iştahlı finans kuruluşlarına piyasa olanağı sağlarken, siyasi erke kısa süreli rant oluşturmakta, fakat gelecek nesiller bu borçları ödemekle yükümlü olmaktadır. Bazen düşünüyorum da, Osmanlı’nın son döneminde borçla inşa edilmiş olan Dolmabahçe Sarayı’nın borcunu Cumhuriyet yönetiminin ilk kuşağı ödediğine göre, borç ödeyen neslin liderleri olan dönemin siyasileri haklı olarak sarayda kalabilirlerdi. Ancak, o dönemin eserlerini haraç mezat satan günümüz iktidar mensuplarının aynı hakka sahip oldukları ileri sürülemez. Ne var ki, özellikle de siyasiler zamanlar arası hesaplama değil, anlık hesaplamalarla siyasi taban oluşturmakta ve ona göre icraatlarını gerçekleştirmektedir.
Şu hale göre, Türkiye’nin ulusal gelir hesaplamaları sonucu bulunan değerler bütün bu farklı yorumlarla irdelenmelidir. Bu irdeleme istatistik kurumlarının görevi olmadığı gibi, uluslararası hesaplamalarda da bu sistem geçerli değildir. Fakat bu durum ulusal kalkınma plancıları ya da siyaset yapıcıları tarafından dikkate alınmak durumundadır. Özellikle inşaat alanına bu denli savrulmak çok dikkatli şekilde gözden geçirilmelidir. Ancak, çok bilinen sebeplerden dolayı var olan hükümetinin bu yoldan dönme gibi bir durumu olamaz gibi gözükmektedir. Öyle gözüküyor ki, rant kanalları kurumadıkça, bina stoku birikimi anormal miktarlara ulaşmadıkça bu yolda yürünecektir. O aşamaya gelindiğinde ise, çok geç kalınmış olabilir. Bunun siyasi yorumu ise;nasıl olsa, siyaset kısa dönemli icraattır, bugünün hatasını uzun dönemde başka siyasetçiler ve gelecek nesil ödüyor olacaktır.
Çok Okunanlar
İşte tutuklamanın gerekçesi olan o 8 dakikalık telefon görüşmesi!
Aleyna Kalaycıoğlu cezaevinden mektup gönderdi
Gazeteler Türkiye'nin Kosova zaferini nasıl gördü?
Doymadınız...
SSK ve Bağ-Kur emeklilerini yakından ilgilendiriyor
Akaryakıt krizi Avrupa ve Asya’yı paniğe sürükledi
‘Türkiye’yi savaşa bulaştırmak istiyorlar’
Doğu Perinçek'ten gündemi sarsan iddia
Dağlardan da öğrenilirmiş
Hangisi Etken: Ahlak mı, Ekonomi mi?