Ülkemizde giderek artan çocuk yaştaki suçluluk olayları sebepler üzerinde derin düşünmemize yol açarken, olayların ana sebebini kaçırdığımızı düşünmeye fırsat dahi bulamıyoruz. Oysa, sorunu her bir olay temelinde münferiden düşünmek yerine, toplumsal alana yayıp biraz derin düşünerek her bir olayı değil, olayları bir arada ele alınca sorunun salt vahametini değil, önleyemesek de ana nedenine ulaşmış olabiliriz. Mesele salt çocuklar olmadığı gibi, salt Trump da değildir. Mesele şudur ki, bugün bilim ve teknolojide, rakibi olsa da, hiç değilse şimdilik en ileri iki ülkelerden biri olan ABD’nin başına Trump seçilebilmekte, Türkiye’de de çocuk yaştaki insanlarda suçluluk oranı yükselebilmektedir. Acaba iki kategori olayda bir ilişki ya da benzerlik var mı? Bir bakalım!
İlk bakışta, iki olayda, ya da olaylar kümesinde hemen hemen hiçbir benzerlik olmadığı düşüncesine kapılırız. Meseleler gerek oluşum düzeyleri, gerek hukuksal olarak sonuçları itibariyle derin farklılıklar gösterdiğinden farklı olaylar olarak ele alınmaktadır. Çocukların olayları suçluluk olarak ele alınırken, siyaseten cereyan eden olaylar ise politik olarak ele alınmakta, ya da hiç değilse, ülke ya da insan haklarına saldırı olarak görülmeyip, değersizleştirilmeden, hatta tam tersi vicdanımızda değerlendirilerek, hukuksal sonuçları itibariyle da farklı görülmektedir. Biri siyasi alanda eylem, diğeri ise bireysel alanda suç olarak mütalaa edilmektedir. Bunu burada bırakıp, şimdi de olaya bir başka açıdan bakalım.
Yine bu sütunlarda, 7 Ocak tarihinde “Zavallı Trump” başlıklı yazı ile huzurunuza gelmiştim. O yazıda ve bu yazıda Trump adını kullanmış olmam Trump’ı potansiyel suçlu örneği olarak topluma sunmak değildir. Peki, neden iki yazıda da isim olarak Trump seçildi sorusunu sorduğumuzda, yine eski yazıya gidip sebebi açık şekilde ortaya koyalım. Konuya Trump deli mi, şeklinde bir soru ile girdikten sonra, konuya şu açıklamayı getirmiştim: “..bu tartışmayı yaparken, hızla yayılan haber ve genel yargılara kapılıp, Trump’ın haydutça başka bir ülkenin liderini baskınla yatak odasında esir alarak kaçırdığı genel yargısına kapılmamamızı rica ediyorum….meseleyi Trump olarak değil de, Rosa Luxemburg’un şu ünlü ‘Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık’ ifadesine sığınarak…nesnel dayanak üzerinde yükselen öznel durumu analiz ederken, önceliği nesnel koşullara vermek istiyorum” dedikten sonra da şu ifade ile yazıyı sürdürmüştüm: “Peki, neden bu rolü herhangi bir başka devlet başkanı değil de, Trump yüklendi? ….bu davranış ne bir fedakarlık, ne de bir alicenaplık örneğidir. Olayın net görüntüsü şudur: Trump sadece kapitalizmin en ileri aşamasındaki bir devletin lideri olarak, kapitalizmin emrini biraz da kendi üslubu ile uygulamış oldu….bu olayda Trump aslî fail değil, sadece bir aparattır.” Belki de günümüzün başka ülkelerinde de devlet başkanlarının farklı boyutlarda hukuku zorlayıcı, hatta hukuk dışı davranışları gözlemlenirken, meseleye münferit olaylar temelinde değil de, daha geniş açıdan, yani nesnel dayanak üzerinde yükselen öznel durumu açısından bakıp çözümlemeyi yapmamız gerekmektedir.
Çözümleme denemesinden önce, farklı grupların benzer eylemleri karşısında maruz kaldıkları hukuksal, siyasal veya sosyal sonuçlara bakmak bize bazı ipuçları verir. Eylem bir devlet başkanı ya da herhangi bir devlet erkanından geldiğinde konu siyasi bağlamda ele alınarak hemen hemen hiçbir cezaya muhatap olmamakta, hatta bazı durumlarda mükafata dahi mazhar olabilmektedir. Buna karşın, benzer nitelikteki bir olay çocuklar çetesinde meydana geldiğinde, konu ceza hukuku bağlamında ele alınmaktadır. Peki, suç tipi aynı, ya da benzer olduğu halde niçin aynı ya da benzer olaylar farklı kategorilerde ele alınmaktadır? Çünkü, eylem yapanların statüleri farklıdır. Farklı statü sahipleri tarafından işlenen eylemler nitelik olarak aynı ya da yakın benzerlik durumunda olduğu halde, neden farklı statüdeki bireylerde sonuç değişmektedir? Bütün mesele de buralarda düğümlenmektedir.
Olaylara daha yakından bakarsak, çıkış kaynağı güçle baskılama; sonuç değerlemesi olarak bakarsak, birinde mükafat ya da dokunulmazlık, diğerinde ise ceza ile karşılaşıyoruz. İşte, sistemin kışkırttığı aynı ya da yakın benzerlikteki eylemlerin sonuçlar itibariyle farklı muameleye tabi tutmasıdır ki, vasat halk olarak olaylar farklı görülmekte ve farklı muameleye tabi tutulmaktadır. Çocuklar suç işlerken, kişisel güç kullanarak kişisel çıkar güder; patron emeği sömürürken, toplumsal ideolojiyi kullanarak kişisel çıkar güder; siyasiler emir altına aldıkları siyasallaştırılmış araçlarla karşıtlarına güç kullanırken toplumsal yarar ideolojisini devreye alırken, partisel hatta kişisel çıkar güder. Görülüyor ki, kent yoksulluğu çocukları suça iterken, siyaset güç sarhoşluğu da siyasileri benzer nitelikte suça itebilmektedir. Suçun sebebi ve tipi aynı, yani siyasal ya da kişisel hırs veya yarar, fakat sonuçlar farklı, politika alanında mükafat, özel alanda ise mahkûmiyet! İşte, hiçbir derin sosyolojik ya da kriminolojik derin araştırmaya mahal kalmadan, salt eylemlerin toplumsal algılama ve yansımaları dahi farklı güç odaklarında ve farklı kişiliklerde farklı sonuçlara yol açabilmekte olduğu çok net olarak görülmektedir. Bu ufak karşılaştırma dahi bize şu sonucu vermektedir: Mesele toplumsal güç dağılımı ve otorite farklılığı! Bir büyük ulusun çıkarına dokunduğu gerekçesiyle güçlü ülke diğer ülke halkının tepesine bomba yağdırabilmekte; bir ufak çocuk “yan baktığı” için, ne demekse, kendisini arkadaşını bıçaklamaya yetkili görebilmektedir. Denebilir ki, o yaştaki çocuğun cebinde bıçağın, hatta ileriki yıllarda belki de tüfeğin ne işi olabilir! İyi ama, devlet başkanının emrinde tüm kamu erkinin hazır bulunması nasıl açıklanacak, hangi yasanın hangi maddesinde böyle bir yetki bulunmaktadır? Hatırlarız, bir zamanlar punk grubu vardı, saçlarının bir tarafını yeşile, diğer tarafını kırmızıya boyarlardı. Bu bir moda mı idi? Hayır, şiddetli bir toplumsal tepki idi. Zaman ilerledi, günümüzde tepkiler şimdilik sustalı bıçağa, ileride de pompalı tüfeğe, belki de makinalı silaha dönüşecektir. Moda baştan başlar; balığın kokması da baştan olur; hukukun uygulanması da baştan başlar. Siyasi erk kendisini denetim ve gözetimden masun görüp, her türlü eylemi kendisine haklı ve mazur görür, gösterir, hatta hoşlanmadığı durumlara ya da bizzat bireylere karşı şekli meşruiyet altında, fakat suç işleme düzeyinde kamusal erki kullanırsa, modaya uyan kent yoksulu çevre gençleri, hatta çocukları da suçluluk girişiminde bulunmada kendilerini haklı, belki de mutlu dahi görüyor olabilir. Ne var ki, biri güçlü, diğeri suçlu muamelesine tabi tutulur. Çünkü toplum çürümektedir, ya da çürümede dönüşü çok zor yolda ilerlemektedir.
Bana çok zor gelen bu sosyo-politik meseleyi umarım bir nebze de olsa açabilmişimdir.
Çok Okunanlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NBA efsanesi Shaquille O'Neal ile buluştu
Türk bayrağına terör örgütü yandaşlarından saldırı
Mardin sınırındaki Türk bayrağı provokasyonuna Mansur Yavaş'tan tepki
Metal işçilerinden dev grev kararı
Galatasaray Genel Sekreteri Eray Yazgan'a bahis cezası!
Fenerbahçe Bankalar Birliği borçlarını kapattı
İstanbul Boğazı'nda erkek cesedi bulundu!
İzmir'de tepki çeken görüntüler sonrası Menzil'den açıklama geldi
Hakan Fidan Tom Barrack ile görüştü
Ünlü marka akıllı telefon üretimini durduruyor