Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,3556
Dolar
Arrow
43,1692
İngiliz Sterlini
Arrow
57,8200
Altın
Arrow
6155,4545
BIST
Arrow
10.729

Zavallı Trump

Trump zavallı mı? Bakalım! Acaba onun o delice halleri ve son haydutluğu Trump’ın  barbar olarak görülmesine sebep olmuş olabilir mi? İşte bugün, siz değerli okurlarımla bu konuyu kısaca açmak istiyorum. Ancak bu tartışmayı yaparken, hızla yayılan haber ve genel yargılara kapılıp, Trump’ın haydutça başka bir ülkenin liderini baskınla yatak odasında esir alarak kaçırdığı genel yargısına kapılmamamızı rica ediyorum. 

Değerli okurlarım, tabii ki bu başlıkla Trump’ın yaptığı haydutluğu onamak istemiyorum. Ama ben meseleyi Trump olarak değil de, Rosa Luxemburg’un şu ünlü “Ya sosyalizm, ya barbarlık!” ifadesine sığınarak bu barbarlığı çözümlemek istiyorum. Kısacası, bu çözümlemede Marksist nesnel dayanak üzerinde yükselen öznel durumu analiz ederken, önceliği nesnel koşullara vermek istiyorum. Buna katılmayabilirsiniz; fakat, lütfen önce birbirimizi dinleyelim ve bakalım nasıl bir sonuca ulaşacağız! 

Evet, ya sosyalizm, ya barbarlık! Maalesef, insanlığın seyrettiği tarihsel süreçte önündeki yollar bunlardır. Bu anlatım bağlamında, yaşadığımız tarihin şimdilik son barbarlık örneğini davranışı ile müsemma Trump sergilemiş oldu. Peki, neden bu rolü herhangi bir başka devlet başkanı değil de, Trump yüklendi? Acaba bu bir fedakarlık örneği midir? Hayır, bu davranış ne bir fedakarlık, ne de bir alicenaplık örneğidir. Olayın net görüntüsü şudur: Trump sadece kapitalizmin en ileri aşamasındaki bir devletin lideri olarak, kapitalizmin emrini biraz da kendi üslubu ile uygulamış oldu. Mesele bundan ibarettir; o nedenle, bu olayda Trump aslî fail değil, sadece bir aparattır. 

Hal böyle ise, olayı biraz daha açalım. Kapitalizmin altın kuralı şudur: sermaye, sahibinin karakteri ve davranışında tecessüm eder. Böylesi yabancılaşarak gerçekleşen şizoid ikili kişilik yapısı bireyi özel ortamda farklı, profesyonel orta ise farklı davranış kalıplarına sokar. Sermaye, aynen bir habis tümör gibi durmadan dinlenmeden, tüm çevreyi metalaştırarak ve tahrip ederek devamlı büyüme eğiliminde devinirken, nesnelliğin Sübjektifleştirilmiş hali de benzer davranışlara savrulur. Bu dokusal davranış kalıbı devletlerin de davranış kalıplarında farklı koşullarda farklı şekillerde başat olur. Her ne kadar bugünkü kadar gelişmemiş olmamakla berber, geçmişte de imparatorluklar ve/veya devletler durmadan büyümüş, alanlarını ve sınırlarını genişletmişlerdir. Bu zaruret, sadece nüfus artışının kaçınılmaz sonucu olarak değil, fakat çok çeşitli yöntemlerle talan, yağma ve komşu ülke varlıklarına konma vb gibi sebeplerle yapılmıştır. Durum o kadar vahim alanlara kadar genişlemiştir ki, bırakalım kapitalist ya da modern devlet yapılarını, geçmişin kabile yapılarında da hemen hiçbir kabile karşı kabileye saldırmadan, onlardan insan ya da toprak almadan rahat durmamıştır. Sosyal antropologların, bu arada ünlü antropolog Malinowski’nin Trobriand’da yaptığı araştırmalarda da bugünün ruh yansımaları görülmektedir. O kadar ki, bir kabile reisi çevre kabilelere gücünü ve başatlığını kabul ettirmek için komşu kabile başkanının en gözde cariyesini kaçırmak zorunda idi. Başka bir örnekte de, evlenme çağındaki bir gencin evlenmeye ehil olduğu kararının verilebilmesi için yan kabilede kendi çağında bir genci öldürmesi gerekirdi. Tabii, bu örnekler kapitalizmin davranış kalıpları ile ilgili değildir, ancak kapitalizmin en başat davranış kalıbının erk, mücadele ve karşıtı yok etmek olduğunu da göz ardı edemeyiz. Acaba burjuvazi kibarlığı neyin yansıması ya da perdeleme cilası olabilir ki! İşte böylesi davranış kalıpları günümüzde bireysel davranışlardan devletsel davranış düzeyine çıkmış bulunmaktadır. 

Çok uzaklara gitmeyelim. Bir zamanlar Viyana’da bulunurken en büyük duam, kimsenin benim bir Türk olduğumu anlamış olmaması idi. Bu mesele hemen kafatasçılarını ayağa kaldırmasın, lütfen. Mesele şudur; Osmanlılar ’ın ne işi vardı ta Viyana kapılarında! Biz yapınca kahramanlık oluyor da, neden bugün gıcık kaptığımız bir ülke benzerini yapınca haydutluk oluyor? Efendim, biz oralara İslâm ahlakını ve temizliğini götürmekle yükümlü imişiz! Kim vermiş bu görevi bize, yoksa acaba genişlemek, bazı varlıklara konmak için bahane mi uydurmuşuz? Bilemiyorum! Tek bildiğim, ne kadar sömürgecilik tanımına girer, tartışmalıdır, fakat atalarımız da pek akıllı uslu oturmamışlar, hatta o kadar ki, uzun süre Avrupa’da çocukları korkutarak uyutmak için “Türkler geliyor!” sloganı moda olmuş. Keşke bunun yerine “Avrupa semalarında Marx’ın hayali dolaşıyor” sloganının bir şekilde sahibi olmuş olsa idik!

Kısacası. En iptidai hali ve davranış kodları ile güç ve kapitalizm devrede olduğu sürece insanlar da sermaye gibi davranarak atılım yapmak, devletler de sermaye gibi davranarak yaygınlaşmak durumundadır, çevreyi istila etmek zorundadır. Keşke bu zorunluk olmasa, herkes huzur içinde kendi âleminde her türlü saldırı endişesinden azade olarak sulh ve sükûn içinde oturuyor olsa! Güzel bir dilek, ama işte, kapitalizmde bu pek olası olmuyor, daha doğrusu sermaye pek buna izin vermiyor. Zira, bisiklet binen biri durduğunda düşer. Firmalar büyümelerini stabil hale soktuklarında karşıtları tarafından çökertilirler. Devletle de büyümek zorundadır. Kapitalizm bir sistemdir, onun anlık durumunu tarihselliğini perdelememelidir.   

İşte tarihsel ve toplumsal koşullar muvacehesinde durum şudur ki, devletler, olanaklı olduğunda ekstansif, olmadığında ise entansif büyürler. Ekstansif büyümede toprak kazanılarak sınırların genişletilmesine çalışılır, entansif büyümede ise, toprak kazanma şansının olmaması nedeniyle, içsel büyüme olarak da adlandırabileceğimiz ekonomi ve teknoloji alanında atılım yapılarak, potansiyel düşmanlara (!) karşı mukavemet kazanmak ve gözdağı vermek hedeflenir. 

İşte, değerli okurlarım, ben bu haydutluğu Trump üzerinden değil, kapitalizm ve sermaye davranış kalıbına bürünmüş devlet mantığı üzerinden okumak eğilimindeyim. Bilemedim, acaba sizler nasıl düşünür, ne dersiniz! Keşke fikrimi açabilecek güzel noktalarınıza ulaşma olanağım olsa!