Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

'Günümüzde su neden elmastan daha değerlidir?'

“Klasik iktisat” geleneğinde bir mal, kullanım değeri ve mübadele (değişim) değeri ile maddi varlık haline gelir. Kullanım değeri olmayan malların da değişim değeri olabilir. Örnek: Kağıt para, hisse senedi. Genel olarak kullanım değeri mübadele değeri için önkoşuldur. Zira kulla-nıldığında yarar sağlamayan mal mübadele edilirken de değer kazanamaz.

Sorun mübadele değerini belirleyen piyasa koşullarının fiyatlara ne kadar yansıdığıdır? Esas olarak emeğin değeri ücretler malların mübadele değeriyle ne kadar ilişkili? (Marksist iktisat.) Bunu anlamak için emeğin ihtiyaçlarını sağlayan temel malların mübadele değeriyle ücretleri ilişkilendirmek gerekir. Burada devreye enflasyon ücret ilişkisi giriyor ilk olarak. İkinci olarak mübadele değeri gerçek değeri yansıtır mı sorusu...

Değerler fiyatlara nasıl yansıyor; bu, önemli bir noktadır ve iktisatta teorik bir tartışma konu-sudur...

Marx, klasik emek-değer teorisini geliştirerek “toplumsal olarak gerekli emek zamanı” kavramını ortaya koymuştur. Onun için:

Değer, üretimin temelidir.

Fiyat, değerin piyasadaki görünüm biçimidir.

Marx’a göre:

• Malların değeri, onları üretmek için gerekli ortalama emek zamanıdır.

• Fiyatlar her zaman (“kapitolasen” çağda çoğu zaman) değere eşit değildir.

• Rekabet, tekeller, kredi sistemi ve arz-talep nedeniyle fiyatlar değerden sapabilir.

Bu nedenle Marx, üretim fiyatı ile piyasa fiyatı arasında da ayrım yapar. Bu ayrımı da toplumsal olarak gerekli emek zaman kavramına bağlayarak toplumun kendisini yeniden üretmesinin koşullarını araştırır (Marx’ın değer yasası)..

Androposen çağ başlamadan önce, yani insan eliyle iklim yıkımı (ya da iklim krizi) ortaya çıkmadan serbest mallar üzerinden örnek verildiğinde temiz su ve hava kullanılırdı. Oysa androposen eğilim, kapitolasenle birleşince bu örnekler güdükleşti. Rekabet, tekeller ve mev-cut finans sisteminin kredi akışı  eşitsizliği artırmakla kalmadı, ekosistemi bozdu, böylece değerlerin fiyatlarla temsil gücü zayıfladı ve giderek kayboluyor bu ilişki...

Üretim fiyatı piyasa fiyatıyla daha zayıf ilişkide artık...

Günümüzde temiz su ve temiz havaya ulaşmak zorlaştı ve maliyeti giderek daha da artıyor. Yaşam maliyeti olarak da bakacağımız bu gelişme, iktisattaki su-elmas paradoksunu revize ediyor. Elmas (veya altın) piyasada çok daha fazla maddi değer kazanmasına rağmen, elmas geliriyle eskiden serbest mal olan temiz suya ulaşmanız giderek zorlaşıyor. Kullanım değeri hayati olan temiz su da artık mübadele değeri yükselen bir evreye giriyor. Su yüzünden savaşlar çıkıyor, tarımdaki kuraklık nedeniyle gıda fiyatlarıyla yaşam maliyeti yükseliyor (enflasyon)... Oysa elması kullandığınızda güvenlik tehdidi yeni bir maliyet olarak ortaya çıkıyor.

Özetle, bütün bu maliyetler toplumsal olarak gerekli emek zaman değerini yeniden üretme-nin olanaksızlığını anlatıyor. Bangladeş, Pakistan, Afganistan, Nepal ve Hindistan’da (Güney Asya) kuraklığın artması ve buralarda kırdan kente göçün artması toplumsal olarak gerekli emek değerini üretme zorluğunun başladığına önemli bir kanıt.

NATO TOPLANTISININ YANSITTIĞI

Öte yandan, temmuz başında ülkemizde toplanacak NATO toplantısı bize mübadele değerin-deki tıkanmayı yansıtmıyor mu? Eğer kapitalizm kullanım değerleriyle mübadele değerlerini yansıtabilecek fiyatlara ulaşsaydı, savunma harcamalarını artırmaya gerek kalır mıydı? Hayır.

Çin ve genelde Asya bölgesindeki verimlilik ilişkisi Rusya partnerliğiyle üretimi çekip çevirecek bir mübadele (dış ticaret) yaratmasaydı, bu soruya “evet” diyebilirdik. Rekabet ve tekelci yapılar ABD finansını savunma harcamalarını artırmaya yöneltiyor. Bu da mübadele değerinin toplumsal olarak gerekli emek zamanı yansıtma sürecini zayıflatıyor.

Ayrıca, Rusya da varlık içinde yokluk çekiyor. Muhtemelen Ukrayna’ya saldırmasının etkisiyle zengin petrol kaynaklarına rağmen benzin ithalatı yapmak zorunda. Dünya sisteminden izinle ve Paris Anlaşması gereği Çin’in 2060’a kadar kömür üretimiyle enerji kullanacak olması yaman bir çelişki değil mi? Hele Çin Halk Cumhuriyeti’nin en çok yenilenebilir enerji üreten ülke olmasıyla birleşince, bu olgu daha da ilginç bir hal alıyor.

Özetle toplumsal olarak gerekli emek zamanı zorlayan “kapitolasen” koşullar “androposen” çağla birleşince ortalık toz duman..

Sermayeyi denkleme dahil eden “kapitolasen çağ” bütün ilişkilere hâkim olunca, neoklasik iktisat, değerleri yansıtan fiyatlarla piyasada alışveriş yapan bireyin faydalılığının (marjinal fayda) her şeyi dengeye kavuşturacağı fikrinden hareket etti. Buradaki hata sadece teorik de değil (yanlışlanan Avusturya Neoklasizmi) aynı zamanda enflasyonu öngörememe sorunu. Çünkü sorun bireyin tercihinden ziyade, toplumsal kaynakların mübadele değerine kurban edilmesi... Toplumsal olarak gerekli emek zamanın heba edilerek enflasyona yol açan üretim maliyetlerini yaratan piyasa kapitaloseni (sadece kâr için üretim yapan gözü dönmüş serma-ye)...

Değer yasası ne marjinal fayda ne de piyasadaki mübadele değerinden oluşur. Esas olarak sağlıklı yaşamın “su gibi aziz” bireylerinden oluşan toplumlarından gelen bir değer yasası önemli. Burada da kullanım değerleri her zaman başlıca ölçüt olarak kalacaktır. Eğer insan ömrünü sonsuz kılmanın olanakları geliştirilseydi, bu tartışmanın anlamı yoktu tabii. Akılcı insan toplumlarından oluşuyorsak, onun kendini yeniden üretmesi için gerekli emek zaman değerini önemsemeliyiz. Bu, Marx’ın değer teorisinin insanlığa katkısıdır aynı zamanda...

HER ŞEYİN BAŞI SUYSA...

Androposen ekolojik ilişkiler ağı, insanın insan ve diğer canlıları sömürmesinin önünü açan ekolojik yıkımın biricik modeli olamayacağını göstermesi açısından ilginçtir. Güvenliğe harca-nan kaynaklar arttıkça, piyasa ekonomisinin nedret yasasını yanlışlandığını görüyoruz. Suyun elmasa göre giderek kıtlaşacağı koşulları yaratırsanız, elmasın da “değerini” sorgularsınız. Üstelik sadece çölde olmanız gerekmez, Dünya çölleşiyordur zaten..

Bugünlerde Avrupa’yı kasıp kavuran sıcaklıklar; yol işçilerinin kullandığı yeleklere küçük vantilatörlerle çözülecek gibi değil (Fransa örneği)... Yakında yol işçisi yerine robot çalıştırmak zorunda kalırsınız, ancak robotlar daha fazla suyla üretilecek; o, belli..

Her şeyin başı su da ondan. Su kaynakları üzerinden yaratılan algı yüzünden Ortadoğu’daki sorunları petrol sorunu olarak görme eğilimindeyiz. Androposen kapitolasen çağda mevzu derin. Her şeyi tükettikçe hiçbir şeyi tüketemeyecek duruma doğru ilerliyoruz insanlık olarak..

Elmas çıkarmak için de herhangi bir mal üretmek için de yaşamak için de su gerekiyor.. Piyasa bunu anladı o nedenle su fiyatları yükseliyor füze hızında, ancak elmasla boy ölçüşemiyor tabi hali hazırda, fakat eli kulağında..Zira gelinen nokta Dünyanın bütün elmaslarını verseniz de bulamayacağınız, kıtlaşan su kaynakları.. Toplumsal olarak gerekli emek değeri de daralacak o zaman, çünkü hayat kalmayacak..

Mübadele değeriyle farklılaşmanın nedeni otistik Neoklasik iktisada göre belirlenen neoliberal politikalarda... Çözümü ise toplumu piyasaya göre önceleyen toplumsal olarak gerekli emek zamanı ekosisteme ve emeğe uyarlayabilen politikalarda..

Radikal politik ekonominin (Marksist) etkisiyle oluşan “kurumsalcı yaklaşımı” benimseyen Thorstein Veblen, John R. Commons’a göre fiyatlar yalnızca arz-talep sonucu olarak belirlenmez... (Yeni kurumsal iktisadı bu gruba dahil edemeyiz.)

Fiyatları etkileyen unsurlar:

• hukuk,

• şirketlerin piyasa gücü (tekeller),

• devlet düzenlemeleri,

• toplumsal kurumlar,

• ücretlerin pazarlık gücü (M. Kalecki).

Dolayısıyla değer ve fiyat, kurumsal yapıdan bağımsız düşünülemez. Mübadele değeri fiyat görünümünde gerçekleşemiyorsa kurumsal iktisadın devlet (hukuk), şirket ve toplumsal kurumların ürettiği düzenlemelerin düzeyine de bakmak gerekir. Kurumsal yapı ekosistemi boz-duğu zaman “elmas-su paradoksu” başka bir yöne evrilebilir. Çözümü yine emeğin toplumsal örgütlenmesi ve kurumsal gücüyle belirlemek, ancak bilimsel analizlerle mümkün. Bilimsel analizler bu ara AI iyi kullanılırsa ve hukuk elverirse sosyal bilimlerin gücünü de artıracak kıvama gelebilir. O zaman su-elmas paradoksunu çözmüş bilimciler insanlığın derdine derman olabilir..  

Mesele enflasyon mu, yoksa gerekli emek miktarını değerle birleştiremeyen toplumlar mı?

Siz karar verin..