Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,2640
Dolar
Arrow
48,4143
İngiliz Sterlini
Arrow
65,4765
Altın
Arrow
6968,0781
BIST
Arrow
14.012

Nazım Hikmet İzmir’de yaşıyor

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Folkart'ın İzmir Kültürpark Atlas Pavyonu'nda açtığı “Nâzım Hikmet / Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi” sergisini anlatmaya çalışacağım. Büyük ihtimalle, bu kadar muhteşem bir sergiyi tam olarak anlatamam ama hissettiklerimi aktarabilirim. 

Soy ağacı, hapishane yılları, aşkları, dostları...Nâzım'ın fotoğrafları, el yazıları, mektupları, kitapları, kişisel eşyaları...Moskova...Memleket hasreti... Şiirleri.

Yaklaşık 2 bin 125 metrekarelik alana ve 15 salona yayılan sergide Türkiye'den ve dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen yüzlerce belge, el yazması, fotoğraf, nadir kitap, kişisel eşya ve görsel-işitsel malzeme var.

Salonları gezerken insan yalnızca büyük bir şairin hayatını izlemiyor. Bir taraftan da Türkiye'nin Nâzım Hikmet'le olan yaklaşık yüz yıllık kavgasını, hatta bana göre Türkiye'nin kendi kültürü ve kendi insanıyla kavgasını düşünüyor.

Bu ülke Nâzım Hikmet'in değerini çok geç anladı. Nâzım Hikmet dünya edebiyatının en büyük şairlerinden biriydi.Biz ne yaptık?

Yıllarca onu şiirleriyle, edebiyatıyla, Türkçeye kattıklarıyla değil, siyasi görüşleriyle tartıştık.

Komünistti. Ve Türkiye’de komünist olmak ağır cezalık bir suç idi…

Özellikle komünizmle mücadeleyi siyasetinin merkezine koyan çevreler için Nâzım Hikmet bir şair değil, mücadele edilmesi gereken siyasi bir figürdü. Devlet de Nâzım'la mücadele etti.Yargılandı.Hapishanelerde yıllarını geçirdi.Vatandaşlıktan çıkarıldı.Sonunda çok sevdiği ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı.

Ama garip bir durum vardı. Türkiye'nin hapishanelere attığı, kitaplarından ve şiirlerinden ürktüğü Nâzım'ı dünya okuyordu. Şiirleri başka dillere çevriliyor, dünyanın önemli şairleri arasında kabul ediliyor, Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük edebiyatçılardan biri olarak görülüyordu.Biz ise Nâzım'ın komünist olup olmadığını tartışmaya devam ediyorduk.

Sergiyi gezerken bunu bir kez daha düşündüm. Nâzım'ın vatan sevgisini görmemek için onun şiirlerini hiç okumamış olmak gerekir.  Davet şiirinde, Anadolu'yu anlatırken kullandığı o muhteşem benzetmeye bakar mısınız?

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benzeyen bu toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu davet bizim…

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim…

***

Sonra Kuvâyi Milliye Destanı...

İstiklal Savaşı'nı yalnızca komutanların, orduların ve muharebelerin tarihi olarak anlatmaz. O savaşın insanlarını anlatır. Köylüsünü, kadınını, kağnısını, cepheye mermi taşıyanları, açlığı, korkuyu ve cesareti…

Ve emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini...

Nâzım'ın Kuvâyi Milliye'sini okuduğunuz zaman büyük bir edebiyat eseri okumakla kalmazsınız. Yanı sıra bu ülkenin hangi koşullarda kurulduğunu da hissedersiniz. İçinde edebiyat vardır, vatan vardır, halk vardır. Ve çok güçlü bir anti-emperyalist damar vardır.

O muhteşem destandan Mustafa Kemal Paşa için kısa bir bölüm aktaralım.

O, saati sordu.

Paşalar: "Üç" dediler,

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

***

Türkiye'nin yıllarca göremediği büyük çelişki buydu. Bir insanı “komünist” diye dışlarken, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini anlatan en güzel eserlerden birini yazan şairimizi de dışladık.Yıllar geçti.Duvarlar yavaş yavaş yıkıldı.Nâzım'ın şiirlerini artık yalnızca solcular, sosyalistler ya da aydınlar okumuyordu. Onun önündeki duvarları kaldırmaya başladık.

Bunun en çarpıcı sembollerinden biri Alparslan Türkeş'tir.Türkiye'de komünizmle mücadelenin en önemli isimlerinden biri olan Türkeş'in, 1994’te Partisinin Kurultayında yukarıda aktardığım Nâzım Hikmet'in Davet şiirinden dizeler okuması sıradan bir olay değildi.Sanki Türkiye'nin bir dönem Nâzım'a karşı savaşan kesimlerinden Nâzım'a uzatılmış bir eldi.Hatta bana göre, yüksek sesle söylenmemiş bir özür gibiydi.

Artık büyük çoğunluk aynı gerçeği görmeye başlamıştı:

Nâzım Hikmet bu ülkenin şairiydi.

ŞİMDİ NÂZIM İZMİR'DE

Folkart'ın sponsorluğunda hazırlanan “Romantika / Bir Ömrün Seyrüseferi” sergisi büyük bir kültür hizmetidir. Sergide Nazım Hikmet’e dair hemen her şey var. 

Nâzım'ın oğlu Mehmet Hikmet'in Fransa'daki evinden gelenler var. 

Moskova'daki yaşamından kalanlar var.

Vera'nın arşivi var.

Ara Güler'in objektifinden Nâzım var.

Nâzım'ın çalışma odası var.

Hapishaneler var.

Aşklar var.

Memleket özlemi var.

Ve bütün bunların arasında dolaşırken karşınızda artık kitaplarda okuduğunuz bir “tarihî kişilik” değil, yaşayan bir insan beliriyor. Serginin küratörü M. Melih Güneş bunu çok güzel tarif ediyor:

“Bu sergi ölümle tamamlanmış bir hayatı değil, eserleri ve kültürel mirasıyla yaşamaya devam eden bir ömrü anlatıyor.”

Ben buradan yalnızca İzmirlilere seslenmiyorum. Türkiye'nin neresinde yaşıyorsanız yaşayın… Bir fırsat yaratın, sırf bu sergiyi gezmek için İzmir’e gelin. Sergi 15 Ocak 2027’ye kadar açık ve ziyaret ücretsiz…

Burada yalnızca Nâzım Hikmet'in hayatını görmeyeceksiniz. Türkiye'nin yakın tarihinden bir kesit göreceksiniz.

Bir ülkenin büyük bir sanatçısını nasıl dışladığını... Sonra onu nasıl yeniden keşfettiğini...Ve sonunda nasıl bağrına bastığını göreceksiniz.Belki de bu serginin bana düşündürdüğü en önemli şey şu oldu:

Nâzım Hikmet Türkiye'yi hiç terk etmemişti.

Bedeni gitmişti. Ama Türkçesi, şiirleri, Anadolu’su, Kuvâyi Milliye'si burada kalmıştı.

Ve sonunda Türkiye de Nâzım'a geri döndü.

Bu muazzam çalışmayı gerçekleştiren Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak'a, serginin küratörü M. Melih Güneş'e, serginin direktörü Ünal Ersözlü'ye, tasarımını gerçekleştiren Ömer Durmaz'a ve bu sergide emeği bulunan herkese yürekten teşekkür ediyorum.

Yazıyı yine Nâzım Hikmet'le bitirelim. 1935'te yayımlanan Taranta-Babu'ya Mektuplardan...

YAŞAMAK NE GÜZEL ŞEY

Yaşamak ne güzel şey 

Anlayarak, bir usta, kitap gibi

 Bir sevda şarkısı gibi

 Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak... 

Yaşamak birer birer ve hep beraber

 İpekli bir kumaş dokur gibi

Hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi…