Son birkaç gündür Antalya ve Alanya kıyılarından gelen haberler ürkütücü.Alanya Belediyesi'nin yaptırdığı saha araştırmaları ile Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu ve uzmanların incelemeleri, kıyılardaki olağanüstü mikroplastik kirliliğinin önemli bölümünün Adana ve Mersin'deki plastik geri dönüşüm faaliyetleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Alanya'da alınan örneklerde mikroplastiklerin yüzde 60 ile 93'ünün geri dönüşüm tesisleriyle ilişkili parçacıklar olduğu, bazı bölgelerde kirliliğin Akdeniz ortalamasının 60-65 katına kadar çıktığı belirtiliyor.Adana ve Mersin'den denize ulaşan parçacıklar akıntılarla Alanya'ya, Kemer'e, hatta Fethiye'ye kadar taşınıyor.
Bazı noktalarda kanallardan geçen mikroplastik miktarı saatte 5,3 milyar parçacığı aşıyordu. Bu kanallar Çukurova'nın tarım arazilerinden geçiyor, Seyhan'a ve sonunda Akdeniz'e ulaşıyor.
Çevreye ve doğaya önem veren birisiyim. Bir ekonomik faaliyet, ne kadar verimli olursa olsun, çevreye zarar veriyorsa kabul edilemez. İşin acı ve tuhaf tarafı, bu plastik çöp dönüşüm tesislerinin ekonomiye doğru dürüst katkısı da yok…
Avrupa'nın çöpü neden Adana'da?
2025 yılında yalnız Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye'ye 500 bin tonun üzerinde plastik atık gönderildi.İngiltere'den de yaklaşık 140 bin ton geldi.Toplam yaklaşık 640 bin ton.
Son araştırmalara göre Türkiye'ye gelen ithal plastik atığın yaklaşık yüzde 60'ı Adana'da yoğunlaşıyor. Yalnız AB ve İngiltere'den gelen atığın yaklaşık 380 bin tonu Adana’ya yöneliyor.
Türkiye’nin en bereketli topraklarına sahip, bir zamanlar Türkiye’nin üçüncü büyük sanayi şehri olan Adana’nın vizyonu bu mu olmalıydı?
Efendim, Mersin Limanı yakınmış.Arazi görece ucuzmuş. Sığınmacı kaynaklı ucuz işgücü varmış…Nerede kaldı, yüksek katma değerli ve yüksek teknolojili sanayileşme hedefleri?
Bir yandan kuraklığı konuşuyoruz.Tarımda su sıkıntısını konuşuyoruz.Gıda güvenliğini konuşuyoruz.Diğer yandan Avrupa'dan plastik atık getirip Çukurova'nın bereketli topraklarında, Çukurova’nın suyuyla yıkıyoruz.
O su mikroplastikle kirlenip tarım alanlarına ve denize ulaşıyor… Doğal sermayemizi yok ediyor.
Peki ekonomik getirisi ne?
Geri Dönüşüm ve Geri Kazanımcılar Derneği’nin (GEKADER) 2021 verilerine göre Türkiye plastik geri dönüşüm sektöründe yılda yaklaşık 1,1 milyon ton plastik işleniyor, bunun yaklaşık yarısı Avrupa’dan ithal, yarısı içeriden karşılanıyor. Yaklaşık 1.2 milyar dolarlık petrokimya hammaddesi ithalatını önlüyor. Sektörün cirosu yaklaşık 1 milyar dolar. Çevre Bakanlığı da daha sonraki bir sektör sunumunda aynı büyüklükleri kullanıyor.
Bu, bir milyar dolar ciro, bir milyar dolar milli gelir değil. Yarattığı katma değer de değil. Sektörün kendi açıkladığı ciroyu ve ithal ikamesini biliyoruz. Türkiye ekonomisine yarattığı gerçek katma değeri ve karşılığında yarattığı çevresel dışsallığın ekonomik maliyetini bilmiyoruz.
Şimdi yalnız Antalya'yı karşısına koyalım
Türkiye'nin 2025 turizm geliri 65 milyar doların üzerinde.Yalnız Antalya'nın turizm ekonomisi yaklaşık 17 milyar dolar.
Şimdi garipliğe bakın. Türkiye'deki plastik geri dönüşüm sektörünün tamamının cirosu yaklaşık 1 milyar dolar. Yalnız Antalya'nın turizm ekonomisi yaklaşık 17 milyar dolar. Ve ağırlığı Adana-Mersin hattında bulunan bu sektörün yarattığı kirlilik, kendisinden 17 kat büyük Antalya turizminin en değerli varlığını, denizini tehdit ediyor
Üstelik tehdit Antalya ile sınırlı değil; Çukurova'nın tarım alanlarını ve su kaynaklarını da kapsıyor.
Üstelik turizm, konaklamadan yeme-içmeye, ulaştırmadan ticarete kadar çok geniş bir istihdam zinciri yaratıyor. Plastik geri dönüşüm sektöründe ise Bakanlığın kullandığı rakam 35 bin doğrudan istihdam.
Milli gelir yaratırken milli serveti mi tüketiyoruz?
Bir ekonomik faaliyetle milli gelire katkı sağlayabilirsiniz. Ama bu faaliyet milli serveti azaltıyorsa, o servet sayesinde gelecek yıllarda elde edeceğiniz milli gelirden de olursunuz.
Bir ülkenin, toprağı, doğal kaynakları, denizi, tarım alanları, su kaynakları, Antalya'nın ve Akdeniz'in temiz kıyıları milli servettir.
Bir fabrikanın makinesi eskirse yenisini alabilirsiniz.
Ama toprağı, suyu ve denizi mikroplastikle kirlettiğinizde ortaya çıkan zarar bir yıllık değildir.Plastik doğada onlarca, yüzlerce yıl kalabilir; parçalandıkça ortadan yok olmaz, daha küçük mikro ve nanoplastiklere dönüşür.
Bugün sınırlı bir katma değer yaratırken gelecek kuşakların milyarlarca dolarlık gelir yaratacak doğal sermayesini tüketiyorsak buna kalkınma diyebilir miyiz?
Çevre Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Turizm Bakanlığı…
Bu dört Bakanlıktan herhangi biri, plastik geri dönüşüm sektörünün Türkiye ekonomisine sağladığı fayda ile yarattığı çevresel ve ekonomik maliyeti birlikte ölçen bir etki analizi yaptı mı?
Çukurova'nın su kaynaklarına, tarım alanlarına ve gıda güvenliğine vereceği zararı, Akdeniz'in kirlenmesinin turizme maliyetini hesapladı mı? Yaklaşık 17 milyar dolarlık Antalya turizmini bu risk hesabına koydu mu?
Bunları hesaplayıp da, “Avrupa'nın plastik atığını Türkiye'ye getirip Çukurova'da işlemek ekonomik olarak doğrudur” sonucuna ulaştılarsa, detayları açıklasınlar da biz de daha kapsamlı değerlendirme yapalım.
Bir soru daha.
İngiltere ve AB 2025 yılında Türkiye'ye yaklaşık 640 bin ton plastik atık gönderdi.
Plastik geri dönüşümü bu kadar kârlı, çevreci ve mükemmel bir ekonomik faaliyet ise İngiltere kendi plastiğini neden İngiltere'de yıkayıp granül haline getirmiyor?
Almanya neden tamamını Almanya'da işlemiyor? Hollanda neden kendi atığını kendi ülkesinde değerlendirmiyor?Neden binlerce kilometre taşıyıp Türkiye'ye gönderiyorlar?
Bu sorunun cevabı yalnız işçilik maliyeti olabilir mi?
Bir ekonomik faaliyet ne kadar verimli olursa olsun, çevreye telafisi mümkün olmayan zarar veriyorsa kabul edilemez. İşin acı ve tuhaf tarafı, bu plastik geri dönüşüm faaliyetinin ekonomik bilançosu da öyle parlak görünmüyor.”
Türkiye mukayeseli üstünlüklerini dikkate alıp Avrupa'nın plastik çöpünü işleme işinden çekilse; kendi plastik atığını çevreye zarar vermeyen koşullarda geri dönüştürse; belki de bu sektörden tamamen çekilse, kaynaklarını turizme, verimli tarıma, güvenli gıdaya ve yüksek katma değerli sanayiye yöneltse daha kazançlı çıkmaz mı?
İktisat kaynakları en verimli oldukları alanlara yöneltme sanatıdır.
Milli gelir yaratacağız diye milli servetimizi tüketmenin ise iktisatla ilgisi yoktur.
Çok Okunanlar
İstanbul’da yol ortasında kavga kamerada
Erdal Beşikçioğlu'nun kızı babasının tutuklanmasının ardından konuştu
YENİ Parti'nin çerçeve yasa kararı belli oldu!
İstanbul’da sıcak hava yerini sağanağa bırakacak
Nesil Yaratmak
Şort giyen genç kadına bastonla saldırı
Miras kalan taşınmazların satışında yeni model
Çerçeve yasa kabul edildi, Ümit Özdağ'dan Güvenpark çağrısı
Karadeniz’de dron saldırısına uğrayan NADEZHDA gemisi Türkiye'ye geldi
30’dan fazla belediye başkanı AKP'ye geçiyor