Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,4085
Dolar
Arrow
47,8605
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8046
Altın
Arrow
6827,8990
BIST
Arrow
14.172

Türk lirasına böyle mi itibar kazandırıyorsunuz?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Geçtiğimiz perşembe günü Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın üçüncü Enflasyon Raporunu açıkladı. Yıllık enflasyon hedefini yüzde 24’te tuttu ama gerçekleşecek enflasyonun yüzde 28 olacağını tahmin ettiklerini açıkladı. Biraz tuhaf bir durum ama yıllardır Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflerini tutturamadığına tanık olduğumuz için artık bu absürtlüğü kanıksadık.

Benim için toplantının en önemli sorusu ekonomist İris Cibre’den geldi. Cibre, yerli ve yabancı yatırımcıların TL’de tuttuğu kısa vadeli paranın yüksek faiz ortamında 132 milyar dolara ulaştığını hatırlattı ve sordu:

“Yeni bir savaş ya da bir kara kuğu yaşanması durumunda, bu kaynakların çıkışa yönelmesi halinde Merkez Bankası’nın buna karşı bir hazırlığı var mı? Bu 132 milyar dolarlık seviyeyi Merkez Bankası açısından bir bağımlılık olarak değerlendiriyor musunuz?”

Soru açık: 132 milyar dolarlık kısa vadeli TL varlığı bir kriz anında dövize yönelirse Merkez Bankası ne yapacak?

Fatih Karahan ise sanki başka bir şey sorulmuş gibi yanıtladı:

“Açıkçası bu ülkede yerel paranın payının artmasının risk olarak değerlendirilmesini anlamakta zorlanıyorum.”

Devamında da şunları söyledi:

“Finansal sistemi sağlıklı işleyen, ekonomi politikalarına ve yerel paraya güvenin olduğu, bir ekonomide zaten bu oranın yüksek olması beklenir... Bütün şoklara rağmen, TL payının azalmadığını tam tersine arttığını görüyoruz. Bu da aslında politikalara olan güvenin arttığını gösteriyor. Bunu da bir risk unsuru değil bir başarı unsuru olarak görüyorum.”

İyi de Sayın Başkan, size sorulan soru bu değil ki...Kimse Türk lirasının finansal sistemdeki payının artması iyi midir, kötü müdür diye sormuyor. Bir şok halinde 132 milyar dolarlık kısa vadeli TL varlığı dövize yönelirse ne yapacaksınız?

Türk lirasına güven artmış... Bu da bir başarı unsuruymuş...

Siz dünyanın en yüksek faizlerinden birini verir, Türk lirasını sıcak para açısından dünyanın en cazip yatırım araçlarından biri haline getirirseniz para elbette gelir. Başka ülkelerde elde edemeyeceği getiriyi Türkiye’de elde eden yatırımcı neden gelmesin?

Bunun adı Türk lirasına güven midir?

Sıcak paranın faizini millet ödüyor

19 Temmuz’daki yazımda Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi hesaplarından yaptığım bir derlemeyi paylaşmıştım.

2018-2022 döneminde dış dünyaya yapılan faiz ve portföy geliri ödemesi yıllık ortalama 11,1 milyar dolardı.

Mehmet Şimşek’in yeniden göreve geldiği 2023-2025 döneminde ise 19,8 milyar dolara sıçradı. Yaklaşık yüzde 78 artış. 2025’te dışarıya ödediğimiz faiz ve portföy geliri 24,7 milyar dolara dayandı.

Türkiye dış dünyaya yılda ortalama 11 milyar dolar civarında faiz ve portföy geliri aktarırken bunu 24,7 milyar dolara çıkaracaksınız; sonra yüksek faiz nedeniyle Türkiye’ye gelen parayı “Türk lirasına güvenin arttığının göstergesi ve başarı unsuru” olarak sunacaksınız.

Fatura, sadece dışarıya aktarılan kaynakla sınırlı değil. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmeden önce, 2017’de bütçede faiz ödemelerinin payı yüzde 8,4 idi. 2025’te yüzde 14’e fırladı. 2026’nın ilk beş ayında ise yüzde 17’yi buldu. Yüksek faizin bir de böyle bedeli var.

Faize giden para gökten inmiyor. Milletin ödediği vergilerden çıkıyor.

İmamoğlu şokunun faturası

Merkez Bankası Başkanına sorulan soru “bir şok durumuna hazırlıklı mısınız?” idi.

19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan siyasi şokun ardından Merkez Bankası yaklaşık bir ay içerisinde 50 milyar dolara yakın döviz satmak zorunda kaldı.

Yanı sıra;19 Mart öncesinde iki yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 38,3 düzeyindeydi. Şok sonrasında yüzde 47’nin üzerine çıktı.Yaklaşık 9 puanlık faiz şoku...

Siyasi krizin faturası sadece 50 milyar dolarlık döviz satışı değildi. Hazine’nin borçlanma maliyeti de bir anda sıçradı.

Daha ilginci bugünkü tablo.

Mart 2025’te yıllık enflasyon yüzde 38,1, iki yıllık Hazine faizi yüzde 38,3 idi. Yorumu şu. Enflasyon ve faiz at başı gidiyor. Piyasa enflasyonun düşeceği umudunda…

Bugün yıllık enflasyon yüzde 31,75’e geriledi ama iki yıllık Hazine faizi yüzde 41,5 civarında. Enflasyonun 10 puan üzerinde bir faiz. Piyasa enflasyonun düşmeyeceğinin farkına varmış. 

Enflasyon 6,35 puan düşerken devletin borçlanma faizi İmamoğlu operasyonu öncesinden hâlâ 3,3 puan daha yüksek.

Bu tablo Türk lirasına güvenin arttığını değil, Türkiye’ye borç verenlerin daha yüksek risk primi istediğini gösteriyor. Bunu ben söylemiyorum; piyasa söylüyor.

İran’a saldırı ve Mutlak Butlan

28 Şubat 2026’da ABD-İsrail saldırısıyla İran savaşı başladı.Merkez Bankası birkaç hafta içerisinde yaklaşık 26 milyar dolar döviz satmak zorunda kaldı. İki yıllık Hazine tahvilinin faizi savaş öncesindeki yüzde 36’lar düzeyinden yüzde 40’a doğru yükseldi.

Ardından iç siyasi ve yargısal şoklar geldi. Mutlak butlan kararının piyasayı sarstığı hafta da döviz satışları yaklaşık 7 milyar doları buldu, tahvil faizleri yeniden yükseldi.

Bunların hepsini yaşadık.

Ekrem İmamoğlu operasyonunun yapıldığı Mart 2025 sonunda merkezi yönetim borç stoku 10 trilyon 271 milyar liraydı. Haziran 2026 sonunda 14 trilyon 993 milyar liraya çıktı.

Yuvarlak hesap 15 trilyon lira.

Faiz artışı artık 15 trilyon liraya yaklaşmış bir borç stoku üzerinde çalışıyor. Borcun tamamı aynı anda yeniden fiyatlanmıyor ama vadeler geldikçe eski borç yüksek faizle çevriliyor.

Dolayısıyla siyasi riskin maliyeti bir haftalık borsa veya kur hareketi olarak kalmıyor. Yıllara yayılan Hazine faiz giderine dönüşüyor.

Önce yüksek faizle getir, sonra rezervi sat

Ortada tuhaf bir döngü var.

Önce yüksek faiz vererek dövizi ülkeye getiriyorsunuz.

Bu dövizle rezerv biriktiriyorsunuz.

Bir siyasi kriz çıktığında rezervin onlarca milyar dolarını harcıyorsunuz.

Aynı kriz Hazine’nin borçlanma faizini yükseltiyor.

Kaybettiğiniz rezervi ve güveni yeniden oluşturmak için tekrar yüksek faiz vermek zorunda kalıyorsunuz.

Bu kez hem içeride Hazine’nin faiz gideri hem dışarıya yapılan faiz transferi büyüyor.

Sonra dönüp “TL’nin payı arttı. Bu da politikalara güvenin arttığını gösteriyor. Bunu bir risk unsuru değil başarı unsuru olarak görüyorum” diyorsunuz.

Türk lirasına böyle itibar kazandırılmaz

Türk lirasına dünyanın en yüksek faizlerinden birini vererek itibar kazandıramazsınız.

Türk lirasının gerçek itibarı için yüzde 3’ler seviyesinde enflasyon, sürdürülebilir bütçe, cari açık üretmeyen, hatta cari fazla veren bir ekonomi, istikrarlı bir büyüme, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve liyakatle çalışan devlet kurumları gerekir.

Bütün bunları elbette bir Merkez Bankası Başkanı tek başına sağlayamaz. Bu bir devlet meselesidir.

Olası şoklar 

Türkiye’de olası şoklar yalnızca Orta Doğu’daki jeopolitik risklerle sınırlı değil. Bugün kamuoyunda Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması ve hatta tutuklanması ihtimali bile tartışılıyor. Umarım böyle bir şey olmaz.

Bugün kısa vadeli TL’de duran ürkek paranın büyüklüğü 132 milyar dolar.

Sorun bununla da sınırlı değil.

Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde vadesi gelecek dış borcu 242 milyar dolar. Yaklaşık 39 milyar dolarlık yıllık cari açıkla birlikte kaba dış finansman ihtiyacı 281 milyar dolar.

Buna karşılık TCMB’nin 7 Ağustos itibarıyla brüt rezervi 178,4 milyar dolar, swap hariç net rezervi ise yalnızca 50,6 milyar dolar.

Elbette 281 milyar doların tamamının rezervlerden karşılanması gerekmiyor. Normal koşullarda borçlar çevriliyor, cari açık sermaye girişleriyle finanse ediliyor.

Ama bir şokta TL’deki para dövize yönelir, dış borçların çevrilme oranı düşer ve cari açığın finansmanı aynı anda zorlaşırsa Merkez Bankası üç cepheden baskı altında kalır.

Üstelik merkezi yönetim borç stoku 15 trilyon liraya dayanmış durumda. Bunun üzerine binecek faiz baskısını da hesaba katmak gerekiyor.

Dolayısıyla Merkez Bankası Başkanına sorulan soru hâlâ masada:

Yeni bir siyasi, hukuki veya jeopolitik şokta bu paranın önemli bir bölümü dövize yönelirse ne yapacaksınız?

“Türk lirasına güven arttı” yanıtı siyasi otoriteye “İstediğiniz gibi operasyon yapabilirsiniz” mesajı değildir umarım.

Aksi takdirde, yakın geçmişte yaşadığımız şokları mumla arar hale gelebiliriz.