ABD’nin kurallara dayalı düzeni yıkış süreci hızlandı. Son olarak NATO’yu da hedefine koydu. Bu yazı, Türkiye’nin yeni şekillenen dünyada nasıl bir tavır alması gerektiği konusundaki tartışmalara bir pencere açmayı amaçlıyor.
Bir de şu tespiti yapayım. Aşağıda grafiklerle açıklayacağım. İran’ın toprakları, Türkiye’nin ekonomisi bombalanıyor
İki haydut ülke ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı, İran’ın haklı olarak yaptığı misillemeler, Hürmüz Boğazının trafiğe kapanması, petrol ve doğalgaz üretiminin aksaması, enerji fiyatlarında uzun süreli kalıcı bir yükseliş, gübre, plastik hammaddeleri ve diğer ürünlerin tedarik zincirinin aksaması dünya ekonomilerini olumsuz etkiliyor ve etkilemeye devam edecek.
Başta ABD olmak üzere bütün dünyada enflasyonist bir baskı oluşması bekleniyor. Avrupa’da enflasyonun yanı sıra durgunluk riski nedeniyle stagflasyon riski yükseldi. Orta Doğu’da ABD’nin koruması altında olduğunu zanneden Körfez ülkelerinde ciddi bir yıkım ve sermaye kaçışı yaşanıyor. Finansal piyasalarda çalkantı, faiz indirim beklentilerinin ertelenmesi, tedarik zincirlerindeki aksama, reel sektörü ve istihdamı sıkıntıya sokacak.
YIKILAN DÜNYA DÜZENİ
ABD’nin kendi kurduğu kurallara dayalı düzenini yıktığına ilişkin örnekler herkesin malumu, tekrarlamayalım.
Çin’in gerçekleştirdiği ekonomik mucizeye; Kuşak Yol Projesi, Kuzey Buz Denizi (Arktik Okyanusunda) iklim değişikliği ile açılan yeni deniz yolunun Rusya ve Çin’e hem enerji tedarikinde hem de Avrupa pazarlarına ulaşmada sağladığı avantajları da gelişmelere ekleyin. Çin’in yeni ticaret yollarını kontrol ederken, CIPS adıyla kurduğu uluslararası ödeme sisteminin, ABD’nin SWİFT sistemine karşı büyük avantajlar sağladığını da düşünürsek, doların tahtındaki sallanmanın hızlandığını söylemek pek de abartılı olmaz.
ABD ve İsrail, İran’ı havadan bombalıyor ama ABD donanmasının İran karşısında Hürmüz Boğazında etkili olamaması, ABD’nin yakın bir gelecekte olası Üçüncü Dünya Savaşını şimdiden kaybettiği şeklinde yorumlanıyor. (Geçtiğimiz hafta ABD’li dolar milyarderi yatırımcı Ray Dalio’nun ABD’nin İran karşısında istediğini elde edememesi nedeniyle dolar imparatorluğunun sona ereceğini açıklaması, Emekli Amiral Mustafa Özbey’in ABD donanması için iki haftalık donanma ve olası üçüncü dünya savaşının mağlubu değerlendirmelerini geçtiğimiz hafta çok konuştuk. Burada kısaca hatırlatıp geçelim.)
TÜRKİYE’NİN DURUMU
ABD - İsrail uçakları ve füzeleri İran topraklarını vuruyor ama savaşa bulaşmamış ülkeler arasında ekonomik bombardımandan en çok Türkiye etkileniyor. Yazının sonunda daha net anlaşılsın diye bol bol grafik ve tablo koyacağım.
Türkiye’nin ihracatına bakalım… İhracatımızın yüzde 43’ü AB ülkeleri, yüzde 15’ü, AB üyesi olmayan diğer Avrupa ülkeleri… Toplam yüzde 58’i Avrupa…
İhracatımızın yüzde 24.4’ü Orta Doğu ve ağırlığı Kuzey Afrika olmak üzere Afrika ülkeleri. Başka bir deyişle ihracatımızın yüzde 82’si, bu savaş nedeniyle durgunluğa girecek Avrupa ülkeleri ile bu savaş nedeniyle yıkılmış büyük sermaye kaçışı ile karşı karşıya kalan Orta Doğu ülkeleri…
Petroldeki her 10 dolarlık artışın 2.5 milyar dolar civarında enerji ithalatımıza etkisi olacak diyoruz ama ihracat kayıpları ile dış açığa etkisi çok daha fazla olacak.
Sadece ihracat değil, ithalat ve dış ticaret açığı olarak değerlendirelim. İlgili grafiği burada veriyorum.

AB ile dengeli bir ticaretimiz var. 1 milyar dolar ticaret fazlası veriyoruz. Ama Orta Doğu ve Afrika ile ticaretimizde 33.7 milyar dolar fazlamız var. Bu veriler sadece 2025 yılına ait veriler. Daha kapsamlı bir çalışma yaptığımızda elimizdeki veriler şunu daha da net gösterecek.
ABD ve İsrail, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında 20 yıla yakındır bölgeyi karıştırıyor. Bölgede savaş, kan ve gözyaşı dinmiyor. Irak, Libya, Suriye’deki çatışmalar ve ek olarak İran’a ambargo derken, esasında bu ülkelerle yaptığımız ticaret çok daha fazla gelişebilir ve Türk ekonomisi dış ticaret açıklarını küçültebilir, dışa bağımlılığını azaltabilirdi. Bu savaştan en çok etkilenen ülkeler bizim dış ticaret yaptığımız ve turizm gelirlerinde ağırlığı olan ülkeler.
Özetle şunu söyleyebilirim. BOP ile ABD Türk siyasetinde Siyasal İslam’ı ön plana çıkartırken, Türkiye’nin toplumsal yapısını, göçlerle demografik yapısını, devletteki kurumsal yapıyı çökertip ve çürütürken, bölgedeki çatışma ortamı ile de Türkiye’nin dış ticaretine ayrıca bir darbe yaptı.
YENİ ÇOK KUTUPLU DÜNYADA TÜRKİYE’NİN YERİ
Günlük köşe yazıları bir insanın görüşünü belirtebilir. Ancak daha önemli ve ağırlıklı olanı yazdığı kitaptır. Ben 2024 yılında yayınladığım Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye’nin Fabrika Ayarları/Ekonomide Karşı devrim kitabımda çok berrak bir şekilde ortaya koydum. Şimdi tekrarlıyorum.
Türkiye, kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinden ve Aydınlanma Devrimlerinden, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1945 yılında uzaklaştı. Çiftçiyi Topraklandırma Yasasının (Toprak Reformu) kadük hale getirilmesi (1945), Köy Enstitülerin işlevsizleştirilmesi (1946 Kapatılması 1954), Truman Doktrini ile silah, Marshall Planı ile para yardımı almak için ABD’nin tüm önerilerini koşulsuz yerine getirdi. Atatürk’ün kendi kaynakları ile kalkınma politikalarını terk etti. IMF’e üye oldu. (1946-1947-1948) 1950’de NATO’ya üyelik için başvurdu, 1952 Şubat ayında NATO’ya kabul edildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri, hükümetlerden ve meclisten habersiz olarak, 1947-1965 arasında NATO ile 54 askeri anlaşma yaptı. 1947 yılına kadar hiç dış ticaret açığı vermeyen Türkiye, 1947 yılından itibaren sürekli dış ticaret açığı veriyor. Bu süreçte sadece NATO, Marshall Planı ya da Truman Doktrini değil, Fulbright anlaşması ile de eğitimi ve toplumsal yapının şekillenmesini Amerikan emperyalizminin kontrolüne bıraktı.
1971-1980 darbeleri ile Türkiye, ABD’nin Yeşil Kuşak projesi kapsamında Atatürk milliyetçiliğinden koparıldı, Türk-İslam Sentezi resmi ideoloji haline geldi. 2000’li yıllarda yaşanan krizler ile Türk İslam sentezi yerine siyasal İslam siyasete ve toplumsal yapıya ağırlığını koydu. Türkiye, kendisini hedef alan Büyük Ortadoğu Projesinin gönüllü eş başkanlığını üstlendi. Ekonomide, dış politikada, savunmada, jeopolitiğin yönetiminde bağımsızlık kriterlerinin neredeyse tamamı törpülendi.
Benim kişisel görüşüm, Türkiye için en büyük tehdit bizzat ABD ve NATO’dur.
Ancak diğer taraftan şu andaki tek kutup ABD’nin karşısında oluşması kuvvetle muhtemel kutup, Çin ağırlıklı Çin –Rusya ittifakıdır. Ancak bu kutuptan da adil bir dünya düzeni beklemek saflık olacaktır.
Diğer taraftan Türkiye’nin dış ticaretine baktığımda Türkiye’nin bu olası yenidünya düzenindeki dış ticaret verileri felaket düzeyde kötüdür. Aşağıdaki tabloya kısaca bir göz atalım.
Çin ile ticaretimizde 46.3 milyar dolar, Rusya ile ticaretimizde 35,7 milyar dolar açık veriyoruz. ABD ile ticarette açık sadece 1.3 milyar dolar… Toplam dış ticaret açığımız 92 milyar dolar. 82 milyar doları Çin ve Rusya’dan kaynaklanıyor.
Mevcut dış ticaret yapımızda, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’yı göz ardı edemeyiz. Savunma, dış politika ve jeopolitik değerlendirmeler yapılırken, bu dış ticaret verilerinin göz ardı edilmemesi ve beraberinde nasıl bir ekonomi politikaları uygulanması gerektiğinin de tartışılmasını öneriyorum.
Avrupa ile göbek bağımız yok. İkiyüzlü politikalarının elbette farkındayım. Ancak şurası kesin ki, yenidünya düzeni oluşurken, özellikle son NATO çıkışı sonrası Avrupa’nın Ukrayna takıntısı, ABD ve Rusya ile ilişkilerini nasıl değerlendireceği, bizim için de önem taşıyacaktır.
Amerika’nın güvenlik şemsiyesi vaadine inanan ve büyük bir yıkım yaşayan Körfez ülkelerinin bugün karşı karşıya kaldığı güven bunalımının farkına varıp varmayacağı, nasıl bir tavır takınacağı da, Türkiye’nin hareket alanı için önem taşıyacaktır.
ATATÜRK’ÜN İLKELERİ
Yaşadığımız konjonktürde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ekonomide ve dış politikadaki temel felsefesidir.
Ekonomik kalkınma ve bağımsızlık olmazsa, askeri ve siyasal bağımsızlık da olmaz… Güçler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne dayalı laik ve ulus devlet yapısı, emperyalizme karşı dirençli bir yapı demektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün antiemperyalist temel ilkeleri, zaman ve mekândan bağımsız olarak evrensel tavırdır. Çok iddialı bir yaklaşımda bulunabilirim ama bazı ilkeler, doğa kanunları gibidir. Koşullar değişir ama temel felsefe ve karakter binlerce, hatta insanlık tarihine bakarak on binlerce yıl değişmez.
“Yurtta sulh, cihanda sulh”
“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.”
“Hayatta en hakiki mürşit bilimdir.”
MERAKLISI İÇİN GRAFİK VE TABLOLAR



Çok Okunanlar
Osimhen sahalara döneceği tarihi açıkladı
Erdoğan'dan Nevruz mesajı
Fatih Altaylı AKP–CHP seçmeni farkını anlattı
Yenidünya düzeni ve Türkiye…
Diyarbakır’daki Nevruz kutlamasında skandal görüntü
Sözleri yanlış servis edildi, editör işten çıkarıldı
Genç futbolcunun öldürüldüğü saldırıda Canbay’ın ifadesi ortaya çıktı!
Cenab-ı Allah izin vermedi
Akın Gürlek'in sattığı ders notlarının detayları belli oldu
İsrail İran'ın saldırısını kabul etti