Siyasal İslamcı ikiyüzlülük artık sadece rahatsız edici değil, açıkça tiksindirici bir noktaya ulaşmış durumda. ABD ile fiili ve stratejik müttefiklik ilişkisi sürdürülürken, aynı anda ABD karşıtı bir pozisyonda duruyormuş gibi yapılması, akıl ve mantıkla izah edilebilecek bir çelişki değildir.
Hafızalarımızı tazeleyelim… Son ABD ziyaretinde “Dostum Trump” söylemleri havada uçuştu; iktidara yakın gazeteler dostluk ve işbirliği manşetleri attı. Gülüşmeler, sıcak pozlar, karşılıklı övgüler eksik olmadı. Oysa söz konusu ABD, yalnızca Venezuela’ya değil, dünyanın dört bir yanına müdahaleleriyle bilinen, emperyalist politikalarıyla halklara kök söktüren bir devlet. Aynı ABD, İsrail’in en büyük siyasi, askerî ve ekonomik destekçisi.
Burada sorulması gereken soru açık; Bir yandan İsrail’e sözde tepki gösterirken, diğer yandan İsrail’i ayakta tutan emperyal gücün lideriyle “dostluk” nasıl kurulmaktadır? Bu çelişkiyi görmezden gelmek ya da hamasetle örtmek mümkün değildir.
Elbette ABD’nin gücünü, küresel etkisini, hangi ülkeleri ve yapıları nasıl kontrol altına aldığını, kimleri doların yeşiliyle cezbettiğini ayrıca ve daha kapsamlı bir yazıda değerlendirmek gerekir.
ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik müdahalesi Türkiye başta olmak üzere tüm dünya ülkeleri için bir tehdittir.
Kaldı ki ABD’nin uzun yıllardır, geniş bir etki alanında ve çok boyutlu biçimde bu yönde hamleler yaptığının da farkındayız. Zira emperyalizm, coğrafya ya da rejim ayrımı yapmaz; çıkar gördüğü her yere müdahale eder. Çıkarları doğrultusunda çocuk bedenlerinin bombalarla parçalanması dahi umurunda değildir.
Son 20–30 yıla baktığımızda, özellikle AKP iktidarı döneminde ABD’ye geniş bir hareket alanı açıldığını görüyoruz.
Özelleştirmeler yoluyla ülkenin stratejik varlıkları yabancı sermayeye devredilmiş, kamunun elindeki temel sektörler tasfiye edilmiş, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığı ciddi biçimde aşındırılmıştır.
“Milli ve yerli” söylemiyle süslenen bu süreç, gerçekte Türkiye’nin emperyalizme bağımlılığını derinleştirmiştir. Ne hikmetse emperyalistler her istediklerini aldılar. Bir yandan dış güçlerden yakınan ve onlarla mücadele ettiğini söyleyen AKP ne zaman sıkışsa hep o emperyalistlerin dahil olduğu suni tartışmalarla kurtarıldı.
ABD ile kurulan sözde “stratejik müttefiklik” ilişkisinin ne anlama geldiği artık açık biçimde tartışılmak zorundadır. ABD ile yapılan ikili anlaşmalar masaya yatırılmalı, NATO üyeliği sonlandırılmalı ve Türkiye’nin dış politikası emperyalist bağımlılık zincirlerinden kurtarılmalıdır.
Aksi halde, emperyalizme karşıymış gibi yapılan her söylem, içi boş bir propaganda cümlesi olmaktan öteye geçmeyecek; siyasal İslamcı ikiyüzlülüğün yeni bir örneği olarak tarihe yazılacaktır.
Bugün yanı başımızda, İran’da da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Emperyalist güçler bir kez daha devreye girmiş durumda. İran halkının haklı isyanını; özgürleşme, aydınlanma ve gerici karanlıktan, yoksulluktan kurtulma çabasını kirletiyorlar. İran halkı, hem gerici molla düzeninin karanlığıyla hem de emperyalizmin alçak müdahaleleriyle aynı anda mücadele etmek zorunda bırakıldığı zorlu bir sürecin içindedir.
Çok Okunanlar
Real Madrid’de nisan ayının yıldızı Arda Güler
Özgür Demirtaş’tan altın için ezber bozan değerlendirme
11 yıl önce Isparta'da kayboldu, kafatası Burdur'da bulundu!
Cem Küçük'ten sipariş kulis itirafı
Tutuklanan Hasbi Dede'nin gönderdiği mesajlar ortaya çıktı
Ekonomik labirentte yol bitti, sistem değişiyor
Bir toplum bu kadar kötülüğü taşıyabilir mi?
Kumpas şehidine ana duası
Atatürk'ün görselini kapatıp büyükelçiliğin hesabından paylaştılar
ÖTV’nin altın çağı