AKP iktidarı, artık kurmuş olduğu 'irade gaspı' düzenini saklama gereği bile duymuyor. Uzun yıllardır sistematik bir şekilde kontrol altına alınan yargı gücü, bugün siyasi ajandaların en kullanışlı aparatı haline gelmiş durumda.
Yurttaşın büyük çoğunluğunun oy vererek seçtiği belediye başkanları, hukuk eliyle görevden uzaklaştırılıyor; yerel yönetimler birer birer kuşatılıyor. Bunun son örneğini Bursa’da hep birlikte izledik.
Dış politikada ise bambaşka bir ikilem yaşanıyor. Bir yanda "anti-emperyalist" söylemler, diğer yanda sırtını ABD’ye, Trump’a ve hatta dolaylı yollardan İsrail’e dayayan bir reel politika... İsrail ile ticaretin bir şekilde sürdürülmesi, Orta Doğu’yu hedef alan emperyalist çıkarlarla uyumlu hareket edilmesi ve Gazze’nin yerle bir edilmesinde payı olan aktörlerle kurulan "dostluk" ilişkileri, iktidarın maskesini düşürüyor.
Kendi bekası için her türlü stratejiyi mübah gören bu anlayış, hem halkın oyunu yok sayıyor hem de baskı rejimini her geçen gün tahkim ediyor.
DEMOKRASİNİN ASKIYA ALINDIĞI BİR SEÇİMSİZLEŞME DÖNEMİ
Geldiğimiz nokta bir "seçimsizleşme" sürecidir. Artık sandık kurulsa bile seçim güvenliği toplumun büyük kesimi için derin bir kuşku kaynağı. En sade yurttaş bile iktidarın ne yapıp edip koltuğunu koruyacağına dair bir ön kabul içinde. Toplumun kolektif bir paranoyaya sürüklenmesi, ne demokrasinin ne de bilimsel bir devlet aklının kırıntısının kalmadığının en somut kanıtıdır.
İktidar, devletin tüm kaynaklarını ve gücünü kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak "başarılı" hamleler yapıyor olabilir; ancak bu hamlelerin halkın, Türk milletinin yararına olmadığı gün gibi ortadadır.
Asıl korkutucu olan ise toplumdaki duyarsızlığın bir virüs gibi yayılmasıdır. Büyük bir çaresizlik içinde sadece izliyoruz. Bir yanda küçük çıkarlarının ve konformist alanlarının peşinde koşanlar, diğer yanda adaletsizliğin dişlileri arasında ezilenler... Şunu unutmamak gerekir: Demokrasi, hukuk ve adalet için bugün elini taşın altına koymayan herkes, bu karanlık sürecin faturasını er ya da geç ödemek zorunda kalacaktır.
Baskı rejimi artık sınır tanımıyor. Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonlarından komedyenlerin, şarkıcıların ve astrologların gözaltına alınmasına; gerçekleri yazan gazetecilerin iddianamesiz tutuklanmasından belediye başkanlarına ve muhalif siyasetçilere kurulan kumpaslara kadar her gün yeni bir şafağa uyanıyoruz. Üsküdar Belediyesi’ne yapılan operasyonlar ve yandaş medyanın servis ettiği yalan haberler, bu kapkaranlık tablonun sadece birer parçası.
AYDINLIK İÇİN MÜCADELE ŞARTI
Bu tablo bizi umutsuzluğa sevk etmemeli; aksine, adaletin ne kadar hayati olduğunu yeniden hatırlatmalı. Aydınlık bir gelecek, ancak bu baskı düzenine karşı fikri ve hukuki mücadeleyi diri tutmakla mümkündür. Gerçeklerin üzerinin örtülmeye çalışıldığı bu dönemde, susmak değil, her zamankinden daha gür bir sesle "adalet" demek zorundayız.
Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, ona teslim olmayan bir irade mutlaka bir çıkış yolu bulacaktır.
Çok Okunanlar
Real Madrid'e veda eden Arbeloa'dan Arda Güler'e övgü dolu sözler
MHP'li Feti Yıldız'dan mutlak butlana itiraz
Müsavat Dervişoğlu’ndan CHP'ye yapılan operasyona tepki
CHP operasyonunun hedefi: Anayasa değişikliği ve 'Orta Doğu Birleşik Devletleri'
Burdur'da bir kadın boşandığı erkek tarafından tabancayla ağır yaralandı
Gazeteler CHP Genel Merkezi'ne yapılan polis müdahalesini nasıl gördü?
Cengiz Ünder'in düğününden en özel kareler ortaya çıktı: Fenomenle evlenmişti
Tarihin gösterdiği gerçek: Kılıçlar hakikat için değil iktidar için çekildi
Çorum FK'nın Süper Lig sevinci yarım kaldı
Siyasete ikinci yargı müdahalesi