Sandık, milli irade, demokrasi ve adalet kavramlarını dilinden düşürmeyenlerin iktidar pratiğinde işlerin nasıl yürüdüğünü anlamak için Üsküdar’da son dönemde yaşanan utanç verici sürece bakmak fazlasıyla kâfi. Ortada siyasi bir rekabetten ziyade, hukukun ve idari mekanizmaların siyasal hedefler doğrultusunda nasıl seferber edildiğini gösteren trajikomik bir tablo duruyor.
Sürecin başlangıcı malum..
31 Mart yerel seçimlerinde AKP’li rakibi Hilmi Türkmen’e net bir fark atarak Üsküdar Belediye Başkanı seçilen Sinem Dedetaş, tartışmalı bir yargı süreciyle cezaevine gönderildi. Kuyu tipi cezaevinde tutuluyor.
Sandıktan çıkan iradenin cezaevi duvarları arasına sıkıştırılmasının ardından belediye meclisinde başkanvekilliği seçimi yapıldı. Kulis hesaplarının, kişisel ikbal arayışlarının ve siyasi hırsların alenen sergilendiği o gergin oturumun sonunda CHP’li meclis üyesi Sibel Tan Çetinkaya ipi göğüsledi.
Fakat iktidar cenahı için sandığın ya da meclis çoğunluğunun kararı, sadece kendi lehlerine sonuç verdiğinde "kutsal" sayılıyor.
Yargı mekanizması üzerindeki etki alanına güvenen AKP kanadının yaptığı itirazlar jet hızıyla karşılık buldu ve seçim iptal edildi.
Asıl dikkat çekici operasyon ise iptal kararının hemen ardından devreye sokuldu.
Başkanvekilliği seçiminin üçüncü turunda AKP adayına oy verdiği iddia edilen 2 CHP’li meclis üyesi istifaya zorlandı.
Hemen ardından CHP’li 4 belediye meclis üyesi ifadeye çağrıldı; bu isimlerden 2’si hakkında 4 günlük gözaltı kararı verildi.
Meclis aritmetiğini doğrudan etkileyen bu gözaltıların üzerinden henüz birkaç saat geçmişken, İstanbul Valiliği yeni başkanvekilliği seçim tarihini 5 Eylül Cumartesi saat 10.00 olarak ilan etti.
İnanılmaz değil mi? Böylesi bir ortamda kendini kim güvende hissedebilir? Biri inandığı bütün değerler adına cevap versin... Kim güvendedir, adalet, hukuk, seçme iradesi, demokrasi nerededir?
Tablo son derece berrak...
Seçim, oy kullanma hakkına sahip meclis üyeleri emniyette gözaltındayken yapılacak.
Sandıktan çıkamayanların, yargı ve mülki idare eliyle meclis aritmetiğini dizayn ederek Üsküdar’ı yeniden ele geçirme planı adım adım sahneleniyor.
Hizmet aşkı veya kamu yararı kılıfı giydirilmiş bu süreç, temelde yerel halk iradesinin apaçık bir müdahaleyle felç edilmesinden başka bir şey değildir.
Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı meselesinin artık tartışma konusu bile yapılamayacak kadar aşındığı bir dönemden geçiyoruz. Ancak siyasi gücü mutlak zannedenlerin gözden kaçırdığı değişmez bir kural var. Güç el değiştirdiğinde ya da rüzgâr tersine döndüğünde, bugün pervasızca ayaklar altına alınan o hukuk ve adalet düzeni, en çok onu yok edenlere lazım olur.
Hak, hukuk ve vicdan zemininde duranlar tarih önünde başı dik kalırken; bu açık haksızlıkları izlemekle yetinen ve muhafazakârlık kalkanının arkasına saklananların da bir gün kendi elleriyle çürüttükleri adalete muhtaç kalacaklarını hatırlatmak gerekiyor.
Çok Okunanlar
Batan gemideki 10 mürettebatın kimliği açıklandı
Son ankette AKP ile YENİ Parti arasındaki fark ortaya çıktı
Dilan Polat ikinci kez bebeğini kaybettiğini duyurdu
Tuğberk İmamoğlu gemisi kime ait?
Trabzonspor taraftarlarını taşıyan otobüse düzenlenen saldırıda gözaltı kararı
Rasim Ozan Kütahyalı tahliye sonrası ilk kez ekranda
CHP kurultay davasında sıcak gelişme
Özgür Çelik, YENİ Parti'nin Cumhurbaşkanı adayını duyurdu
Nepal’de sel felaketinde can kaybı 1050’ye çıktı
Bir belediye başkanı daha 15 meclis üyesiyle birlikte AKP'ye geçecek!