Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
34,9385
Dolar
Arrow
32,5064
İngiliz Sterlini
Arrow
40,8451
Altın
Arrow
2441,0000
BIST
Arrow
10.087

'Bu Şüpheli' kaçar mı?

Meslektaşım, kardeşim Tolga Şardan'ın haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanması konusunda öncelikle çuvaldızı kendimize batıralım.

Şardan'dan önce bir grup genç gazeteci tutuklandı. Suçları; sığınmacı sorunuyla ilgili “milliyetçi paylaşımlar” yapmaktı. Ne yani, Türkiye'de Türk milliyetçisi değil de Rum, Ermeni, Rus milliyetçisi mi olmak gerekiyor? Maalesef bir avuç insan dışında bu gençleri hatırlayan yok.

Yine Şardan'dan sadece 13 gün önce, 25 yıllık TRT muhabiri Elif Akkuş tek gün bile yatarı olmayan bir suçlamayla tutuklandı. Hem de sedyede, 19 tansiyonla. Gördüğüm kadarıyla Emre Kongar Hoca hariç Elif’i de anan çıkmadı.

Bu tabloda medya camiası adına bir yanlışlık yok mu?

Elif'i anmışken; tutukluluğunun 15'inci gününde bana yazdığı mektubu paylaşayım.

Kendisinden değil, koğuşundaki 20'li yaşlardaki genç kızlardan söz etmiş. Onlara suça karışmayacakları bir hayatın mümkün olduğunu anlatıp umut olmaya çalıştığını belirterek, “Değişimlerini görmek çok değerli. Dilerim hayatlarında bir şeyleri değiştirmeye vesile olurum, o zaman burada olmam anlam kazanır.” demiş ve şunları eklemiş:

“Özgürlük insanın içinde. Özgürlük gökyüzüne baktığın zaman orada. Ayrıca dün ilk kez avluya yağmur geldi. Çok güzeldi. Herkese selam.”

TOLGA KİMLERİ PANİKLETTİ?

Tolga Şardan'ın tutuklamasına gelelim. MİT'in Cumhurbaşkanlığı'na bir yargı raporu sunduğunu yazdığı için sansür yasası olarak bilinen “Dezenformasyon Yasası” kapsamında, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Yatarı olmayan bu “suçun” oluşmasının şartları ise şunlar:

“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle” yayılmış olması gerekiyor. Yetmiyor, “ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgi” olması ve de “kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen” yayınlanması gerekiyor.

Efendim, böyle bir rapor yokmuş! Ne zaman açıklıyorlar? Haberin üzerinden 43 saat geçtikten ve Şardan tutuklandıktan 10 dakika sonra.

Biz ne çok yalanlanan doğru gördük de, neyse!..

Allah aşkına, yargının hâlini görmek için rapora mı gerek var? Sağır sultan bile bilmiyor mu? Şardan'ı suçlayanlar, uluslararası güvenlik ve tehditlerle ilgilenen MİT'in böyle bir rapor hazırlamasının mümkün olmadığını savunuyor.

Ne yani, devr-i iktidarlarında yargımız uluslararası ilişkilerin, dolayısıyla uluslararası güvenlik ve tehdidin konusu haline gelmedi mi?

Rahip Brunson'un ABD'ye, Deniz Yücel'in Almanya'ya gönderilmesinde yaşananlar neydi? Ya Cemal Kaşıkçı'nın katlinde yargılama yetkisinin Suudi Arabistan'a devri ya da Sedat Peker'in Birleşik Arap Emirlikleri'nde tecride maruz tutulması? Yabancı yatırımcıların ülkeye gelmemesinin birinci sebebi de hukukumuzun hâli değil mi?!

“Ne güzel işte, Devlet çok önemli bir soruna el atmış.” diye sevinmek varken, bu ne telâş?

Tolga Şardan, ciddi, güvenilir ve dahi asla siyasi saikle hareket etmeyen çok deneyimli bir gazeteci. Olmayan şeyi niye yazsın? O kadar ayrıntıyı nasıl uydursun?

Varsayalım ki, böyle bir rapor yok. Peki Şardan o haberiyle “halkı yanıltınca”, halkın hangi kesiminde korku ve panik oldu da kamu düzeni bozuldu? Bir eylem oldu, birileri ayaklandı, çatışmalar yaşandı da biz mi duymadık?

Halk değil, ama Şardan'ın geçmişteki haberlerinden rahatsız olan birilerinin, son yazısını fırsata çevirdiği anlaşılıyor.

Değilse bu çağda, bu teknolojik imkânlar içinde Şardan'ın dijitallerine neden imajları alınmadan el konuldu? Şardan'ın haber kaynaklarının tespit edilmek istenmesi bir yana; Ergenekon-Balyoz kumpaslarında bolca gördüğümüz üzere, bunlara bir takım eklemeler yapılmayacağının garantisi ne?

CUMHURİYET KARŞITLIĞINA TAHLİYE

Tolga Şardan'ın tutuklanmasıyla eş zamanlı olarak Kocaeli'nin Körfez ilçesinde bir olay yaşandı. Hazreti Ali Camii'nde imamlık yapan Metin Özcan'in bir mevlitte, şöyle bir konuşma yaptığı ortaya çıktı:

“Cumhuriyet'le birlikte İslam alimlerinin asılması kararları verildi. Halifelikler kalktı, medreseler kapatıldı, tekkeler kapatıldı. Alfabeler değiştirildi. Her şeyi bilen Müslüman hiçbir şey bilmez oldu. Tarihi iyi okuyun, iyi araştırın. Sevdikleri adamlar hiç de sevilecek adamlar değil. Allah bizi muhafaza etsin. Anneler; siz eğitin çocuklarınızı. Çocuğu okula sokan baldırı çıplak, ilim irfan yuvası adı altında hutbeler okutuluyor. Böyle bir şey yok. Ne eğitim var ne ilim irfan var. Ne eğitim var ne öğretim var. Oralara çocuğunuzu bırakıp da yetişecek diye bakmayın. Belki bir makama gelir ama makamı da rüşvete ve yanlışa kullanır.”

İmam, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Atatürk'e hakaret” suçlamalarıyla gözaltına alındı, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Cumhuriyet Savcısı bu karara itiraz edince de tutuklandı. Ama sonra nasıl olduysa hemen tahliye edildi.

Şardan'ın tutuklanmasını görmezden, duymazdan gelen iktidar medyası bu gelişmeyi sevinçle karşılarken, imamın “CHP yandaşı medyanın hedef göstermesi” yüzünden gözaltına alındığını öne sürebildi.

HABERİN TANIK VE MAĞDURLARI KİM?

Dönüp dönüp Şardan'ın tutuklanma kararını okuyorum. İfade yanlışları da dahil olmak üzere, aynen şunlar yazıyor:

“Soruşturma dosyasında bulunan yakalama tutanağı, şüpheli savunması, diğer kolluk tutanakları ve diğer belgeler incelendiğinde şüphelinin 'MİT'in Cumhurbaşkanlığına sunduğu yargı raporunda neler var' başlıklı yazı içeriğinde TCK'nın 217/a maddesinde düzenlenen ''halkın yanıltıcı bilgiyi'' alenen yayma suçunun unsurlarının oluşturacak şekilde sözlü beyanlarda bulunduğu, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğu, yüklenen suçun yasada öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemi ve ciddi sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedeninin kanun gereğince var sayıldığı, alması muhtemel ceza göz önüne alındığında kaçma şüphesinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması nedeniyle şüphelinin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemi değerlendirildiğinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinde ifade olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca, daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu şüpheli açısından 'yetersiz' kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine varılarak tutuklanmasına...”

Haydi bu gerekçeleri değerlendirelim.

Altı üstü bir haber. Dosyada başka ne gibi belgeler olabilir ki?  İddia olunan suç “katalog suçlar” kapsamında değil; bu bilgisizlik mi, kopyala-yapıştır mı yapıldı? Şardan'ın yok edebileceği, gizleyebileceği deliller ne? Şardan'ın üzerinde baskı oluşturabileceği tanık ve mağdurlar kim? Cumhurbaşkanlığı veya MİT'e mi baskı yapacak? “Bu şüpheli” vurgusu çok dikkat çekici değil mi? Ve de Tolga Şardan gibi bir ismin kaçma ihtimali olabilir mi?

ŞARDAN'A SÜRGÜN

Şardan'ın, yatarı olmayan suçtan tutuklanıp susturulmak istenmesi bir yana; apar topar, ailesine ve avukatlarına haber verilmeden Ankara Sincan Cezaevi'nden Silivri Cezaevi'ne götürüldü.

Yahu 1 hafta bekleseydiniz.

Henüz tutuklama kararına bile itiraz edilmemiş. 7 günlük süre var; hele bu itiraz yapılsın, itiraz reddedilsin, ondan sonra götürürsünüz.

Şimdi, “Demek ki, itiraz da reddedilecek.” gibi bir öngörüde bulunsak, “halkı yanıltıcı” bilgi mi vermiş oluruz?!

ZULÜM SADECE GAZZE'DE Mİ?

Şardan'ın tutukluluğunun ikinci günü Cuma'ydı. Diyanet'in Cuma hutbesinde, Gazze'de yaşananlardan hareketle zulüm konusu ele alınıp özetle şunlar vurgulandı:

“Hak, hukuk, ahlak, vicdan ve merhamet gibi insanı insan yapan değerler; işgalci zalimler ve destekçileri tarafından ayaklar altına alınmaktadır... Zulüm nerede işlenirse işlensin zalime dur demek insan olarak hepimizin mesuliyetidir. Çünkü zulme rıza göstermek de zulümdür... Zulme engel, mazluma umut olmak için caydırıcı rol üstlenelim; elimizle, dilimizle ve kalbimizle ne gerekiyorsa yapalım... Hz. İbrahim’in ateşini söndürmeye giden karınca misali hakkın yanında, bâtılın karşısında yer almaya devam edelim.”

Şardan'ın haberini yalanlayan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da dün, İsrail'deki gazetecilere yönelik saldırıların sonlandırılması çağrısında bulunurken, “Sahadan gerçekleri dünyaya aktarmaya çalışan tüm meslektaşlarımızı susturma çabalarını kınıyoruz." dedi.

Biz de İsrail zulmünü şiddetle kınıyor ve diyoruz ki;

Ülkesinde adaleti sağlayamayanlar, dünyaya adalet götüremez!..