Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,7901
Dolar
Arrow
47,5584
İngiliz Sterlini
Arrow
63,8910
Altın
Arrow
6297,4962
BIST
Arrow
13.447

Abdest alırken poz vermenin dayanılmaz hafifliği

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Türk siyaseti, ideolojik omurgaların sosyal medya platformlarında eritildiği, değerlerin besleme haber kanallarında çürütüldüğü, ilkelerin ise günübirlik pragmatizme kurban edildiği tuhaf bir kuraklık döneminden geçiyor.

Akıllara ziyan bir çoraklaşmadan söz ediyoruz.

Ortada fikirler yok, sayalım ki algı yönetiminin belirlediği büyük bir sahne var.

İlkeler, değerler geri çekildikçe, onların yerini günü kurtarmaya yönelik refleksler alıyor.

Bunun son ve en çarpıcı örneğini, eski CHP Genel Başkanı ve şimdiki Yeni Parti lideri Özgür Özel’in Kastamonu’da bir cami şadırvanında abdest alırken kameralara yansıyan - ya da yansıtılan - görüntülerinde izledik.

Adını doğru koyalım.

Bu son derece acemice yapılmış bir siyaset mühendisliğidir.

Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği romanında insanın seçimleriyle kimliği arasındaki gerilimi sorguluyordu. Bugün baktığımızda karşımıza çıkan; ilkelerin, siyasi kimliğin ve ideolojik tutarlılığın, birkaç karelik görüntü uğruna kolayca feda edilebildiği bir hafifliktir.

Özgür Özel görüntüleri, tam olarak bu yüzden yalnızca ibadet anı olarak değerlendirilemez. 

Burada bir siyasetçinin aldığı abdesti sorgulamıyoruz. Mesele, kimsenin inancını yaşaması değildir.

İnanç, kişinin en mahrem alanıdır ve bu zinhar tartışma konusu yapılmamalıdır.

Üzerine basa basa sorguladığımız, bu görüntülerin siyasi iletişim aracına, dini ritüellerin dekoruna dönüştürülmesidir.

Ez cümle bu, basit bir görüntüden öte Türkiye'de muhalefetin içine sürüklendiği kimlik krizinin en çarpıcı fotoğraflarından birisidir.

Cumhuriyet’in kurucu değerlerini, Atatürkçü ve çağdaş Türkiye vizyonunu temsil etme iddiasındaki bir geleneğin içinden çıkan siyasi aktörlerin, iktidarın çizdiği oyun sahasında, onun stratejisi ile maç kazanmaya çalışması sadece acemilik ve iş bilmezlik ile açıklanamaz.

Asıl mesele ideolojik savrulmadır.

Ne diyelim, yıllardır sağ muhafazakar retorikle kurulan bu hegemonya, sol ve merkez sol aktörleri kendi öz kimliklerinden utanır hale getirmiş olacak ki çareyi şadırvan başında poz vermekte buluyorlar.

Olayın sosyal medyada infial yaratmasının ardından yapılan kurumsal açıklama ise kelimenin tam anlamıyla sade suya tirit bir halkla ilişkiler fiyaskosudur.

Partinin iletişim kanallarından yapılan, “Görüntüler 3 Temmuz'da Kastamonu programında cami cemaatinden bir vatandaş tarafından çekilmiştir, bizimle ilgisi yoktur” şeklindeki savunma, suçüstü yakalanmış olmanın verdiği çocukça bir telaşın ürünüdür.

Profesyonel koruma ve danışman ordusuyla gezen bir genel başkanın, şadırvanda burnunun dibine kadar giren birinin cep telefonundan habersiz olduğunu iddia etmek, en hafif tabirle yurdum seçmeninin aklıyla alay etmektir.

Türkiye'de iktidara talip olan siyasi hareketin, böyle savunma yapması kamuoyunda inandırıcılık üretmez.

Siyasette güven, gerçekle olduğu kadar algıyla da ilgilidir.

İnsanlar gördüklerine inanır; sonradan yapılan zorlama açıklamalara değil.

Bu ve benzeri yapay görüntüler, partinin omurgasını oluşturan Atatürkçü, laik ve Cumhuriyetçi taban açısından son derece itici ve yaralayıcıdır.

Seçmen, liderinde yapay taklitler değil, sarsılmaz bir duruş ve ideolojik netlik görmek ister.

Muhafazakar AKP tabanından oy devşirmek adına girişilen bu kozmetik hamleler, sosyolojik bir cehaleti de barındırıyor. 

Tarih ve siyaset bilimi defalarca kanıtlamıştır ki; Türk seçmeni katiyen aslı varken sahtesine oy vermez. Muhafazakar dünyaya hitap etmek, inanç üzerinden taklit gösteriler sunarak değil, adalet, liyakat ve temiz siyaset vaat ederek olur.

Tayyip Erdoğan’a ya da AKP’li siyasetçilere benzemeye çalışarak onların sahasında haleflik aramaya kalkışmak, Özgür Özel’e en ufak bir siyasi avantaj sağlamaz. Aksine, bu acemi manevralar doğrudan doğruya mevcut iktidarın “herkesi kendisine benzetme” değirmenine su taşır.

Kendi mahallesinin değerlerini küçümseyip karşı mahallenin gözüne girmeye çalışan liderlik profili, elindeki sadık kitleyi de hızla kendisinden uzaklaştırır.

Bu vizyonsuz siyasi strateji, muhalefeti büyütmez; aksine iktidarın kurduğu ideolojik kapanın içine gönüllü olarak hapseder.

Siyasette, aslına ihanet edenler başarıya ulaşmaz, kendi ilkeleriyle rüzgara karşı yürüyenler kazanır.

Siyasette güven; makyajla değil, tutarlılıkla elde edilir.

Bir liderin farklı toplum kesimleriyle buluşması elbette önemlidir.

Camiye de gider, cem evine de gider, kiliseyi de ziyaret eder, havraya da uğrar.

Demokratik siyasetin gereği budur. Ancak bunların doğal akışı ile kamuoyuna servis edilen sembolik görüntüler arasında büyük fark vardır.

Birincisi toplumun her kesimine saygıdır, ikincisi ise siyasi pazarlamadır.

Türkiye'nin muhalefeti uzun süredir seçim kampanyalarını kendi gündemi üzerinden değil, iktidarın belirlediği tartışmalar üzerinden yürütüyor. Ekonomiyi konuşması gerekirken sembolleri konuşuyor. Hukuku anlatması gerekirken görüntü yönetimiyle meşgul oluyor. Gençlerin umudunu büyütmesi gerekirken sosyal medya krizlerini söndürmeye çalışıyor.

Oysa toplumun beklentisi son derece nettir.

Vatandaş daha fazla adalet istiyor.

Daha fazla liyakat istiyor.

Ekonomik güven istiyor.

Şeffaf devlet istiyor.

Bağımsız yargı istiyor.

Kimse bunların yerine sembolik fotoğraflar satın almıyor.

Bugün Türkiye'nin temel meselesi kimsenin camide ya da şadırvanda görülmesi değildir. Esas mesele, ülkenin gerçek gündeminin bu tür sembolik tartışmaların gölgesinde kaybolmasıdır.

Enflasyonun ezdiği emekli, gelecek kaygısıyla yaşayan genç, iş bulamayan üniversite mezunu, yüksek kiralar altında ezilen milyonlar, siyasetçilerin görüntü yönetimiyle değil, çözüm üreten bir akılla ilgileniyor, diyerek yazımıza noktayı koyalım.