Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

S-400 destanında 'Onurlu duruş'!..

Dışı kalaylı içi vayvaylı NATO Zirvesi’nin, ama özellikle de Trump’ın gösterdiği havuçların ucunun tadı damağımızdayken, önceki gün Milli Savunma Üniversitesi Kurmay Subaylar Mezuniyet Töreni’ne katılan Erdoğan, savunma sanayiisinde yüzde 82 yerlilik oranına ulaştığımızı, uluslararası ittifaklarda çok güçlü varlık gösterdiğimizi anlattı.

Peşinden şunları vurguladı:

“Hangi teşkilâta üye olursak olalım, içinde bulunduğumuz zorlu coğrafyada alnımız ak, başımız dik. Bu şekilde yaşamak için güçlü olmak zorundayız. Türkiye'nin güvenliğini kimseye emanet edemez, millî güvenliğimizden asla taviz veremeyiz.”

Aynı törende Savunma Bakanı Yaşar Güler de Erdoğan’a hitaben, “Zatıalilerinizin liderliğinde yürütülen etkin diplomasi ve güçlü devlet iradesi doğrultusunda millî güvenliğimizi ilgilendiren her konuda gerekli tedbirleri kararlılıkla alıyoruz.” diyerek, MSB ve TSK adına şükranlarını sunduktan sonra, “güçlü orduların, modern silah sistemleriyle birlikte stratejik düşünebilen, doğru analiz yapabilen, değişen şartlara hızla uyum sağlayabilen nitelikle personelle ayakta kalabildiğini” kaydetti.

Aynı gün TRT canlı yayınına katılan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise yine Trump’ın NATO Zirvesi’ne Erdoğan için gelmesiyle övünüp, “bu derece güçlü bir liderliğin, artık Türkiye’nin milli bir değeri ve uluslararası kabiliyetimiz haline geldiğini”, ayrıca bunun “Türk diplomasisi için muazzam bir katkı olduğunu” söyledi.

“Türkiye Kalesinde Gedik Açtırmayacağız”

Ülkemiz yöneticilerinin güvenliğimiz ve diplomasimizle ilgili çizdiği bu muazzam çerçeveden hareketle; Rusya’dan alınan S-400’lerle ilgili süreçte nereden nereye geldiğimizi hatırlayalım.

Dönemin ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, o zamanki Savunma Bakanı Hulusi Akar’a, “2. Johnson mektubu” olarak nitelendirilen bir mektup gönderip, S-400’ler alındığı takdirde F-35 projesinden çıkarılacağımızı bildirdiğinde, kimsenin gıkı çıkmadı.

Mektubun peşinden Erdoğan, Japonya’da yapılan G-20 Zirvesi’nde görüştüğü Trump’ın, “S-400’leri aktive ederseniz, yaptırımların etrafından bir yol buluruz.” dediğini açıkladı, ama Trump’ın yancısı Senatör Lindsey Graham, “bu konuşmanın gerçekleştiğinden şüpheli” olduğunu belirterek, Türkiye’nin S-400’leri aktive etmemesi ve Amerikan yapımı Patriot hava savunma sistemleri alması karşılığında Washington’un yaptırımlardan kaçınabileceğini söyledi.

Neticede S-400’ün bataryaları Türkiye’ye geldi ve ABD yönetimi dediğini yaptı. S-400’ün ilk testi gerçekleştirildiğinde de Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Kaygı verici. Türkiye’ye net bir şekilde S-400 sistemini tam olarak operasyonel hale getirmemesi talebini ilettik.” deyince dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Bir ürün kutuda tutulmak için alınmaz. Hava savunma sisteminin ciddi bir maliyeti var, ama maliyetten daha çok bizim ihtiyacımız var.” karşılığını verdi.

Yaptırım kararlarının yer aldığı bütçe tasarısının ABD Senatosu’nda onaylanmasının ardından, Erdoğan’ın 2019-2020’de yaptığı açıklamaları da özetleyelim:

- “Utanmadan ‘yaptırım uygularız’ diyorlar. Bu tam manasıyla haklarımıza tecavüzdür... Biz eli kolu bağlı duracak bir millet değiliz... Dolayısıyla da bu konu ile ilgili biz de kendi yaptırımlarımızı kesinlikle uygulamaya sokarız.”

- “S-400’lerimizi almaya başladık. “Alamazlar” dediler, “Onları bir yerlere yerleştiremez” dediler, “Almanız doğru olmaz” dediler ve bugün itibariyle 8’inci uçak da geldi, o da içindekileri boşaltmaya başladı. İnşallah, Nisan 2020’de son noktayı koyuyoruz ve bununla birlikte hava savunma sistemlerimizde dünyada sayılı ülkelerden biri haline geliyoruz. Şimdi hedef ortak üretimi Rusya ile beraber yapmak. Daha ileri gideceğiz.”

- “S-400 için ABD’nin aklıselimle hareket edeceğini umuyorum... Nisan 2020’de bu sistemleri aktif olarak kullanmaya başlayabileceğiz. F-35 projesinden dışlanma teklifleri başta olma üzere, bu konuda Türkiye’ye yöneltilecek hiçbir tehdidin ve yaptırımın, ülkemizi güvenlik önceliklerini hayata geçirmekten alıkoyamayacağını ifade etmek istiyorum. Türkiye’ye daha fazla adaletsizlik yapılmamalı... Güvenlik ihtiyaçlarımız neyi gerektiriyorsa onu gerçekleştireceğiz. Birkaç yıl sonra bu konuda başka bir Türkiye manzarasıyla karşılaşacağız. Türkiye kalesinde gedik açtırmayacağız.”

- “En geç Nisan ayına kadar bunlar yerlerine monte edilmiş olacak ve bunlar monte edildiği anda da bizler savunma sistemleri olarak çok daha huzurlu bir hale gelmiş olacağız.”

- “Bizim S-400’den geri adım atmamız diye bir şey söz konusu değil.”

- “Amerika’ya şu teklifi de yaptık; ‘Eğer verecekseniz siz de bize Patriot verin. Biz sizden de Patriot alırız’. Ancak S-400 konusunda tabi onlar da epeyce yumuşadılar, ‘S-400’leri devreye almayacağınıza dair bize söz verin’ noktasına geldiler.”

O süreçte dönemin Savunma Bakanı Hulusi Akar da defalarca S-400’lerin Nisan 2020’de faaliyete geçeceğini bildirirken, şunları anlattı:

- “Türkiye artık pazar olmaktan bıktı. Ortak üretim yapacağız, teknoloji transferi yapacağız, biz de üretici olacağız... S-400’ler Ekim’den itibaren kurulmaya başlanacak. Yerleri belirlendiği zaman paylaşacağız. Bizim S-400 almamız bir tercih olmanın ötesinde zorunluluk. 82 milyon vatandaşımızı korumak ve kollamak zorundayız.”

- “Kullanmak için aldık, başka ülkelere satılması gündemde değil.”

- “Oyunu kurallarına göre oynuyoruz. ‘Alamazsınız; aldınız, imzalayamazsınız; imzaladınız, getiremezsiniz; getirdiniz, açamazsınız’ dediler. Cumhurbaşkanımız cevaplarını verdi. S-400’ler faaliyete geçecek... bundan kimsenin şüphesi olmasın, nokta.”

Ama Nisan geldi geçti, bir gelişme olmadı. Sorular üzerine yarım ağızla “Koronavirüs salgını” gerekçesine sığınıldı.

Nihayet S-400 testlerinin Ekim 2020’de Sinop’ta yapıldığı duyurulunca; ABD’nin yanı sıra ilk kez dönemin NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de tepki gösterdi. Stoltenberg, Türkiye’nin bu sistemleri almasından endişe duyduğunu ve bunların NATO sistemine entegre olmayacağını vurguladı.

Erdoğan da bu tepkilere şu karşılığı verdi:

“Amerika’nın bu yaklaşımı kesinlikle bizi bağlamaz. Çünkü biz elimizdeki bu tür imkanların testini yapmayacağız da neyi yapacağız? Herhalde bunu da biz kalkıp Amerika’ya soracak değiliz... Yunanistan’ın elinde S-300’ler var. Bırakın testleri, kullanıyor. Oraya böyle bir şeyi Amerika soruyor mu veya söylüyor mu? Yok. Yani burada özellikle Rusya’ya ait bir silah olması demek ki bu beyefendileri rahatsız ediyor. Biz kararlıyız, yolumuza da aynı şekilde devam ediyoruz.”

Erdoğan’ın bu sözlerine ise Pentagon Sözcüsü Jonathan Hoffman’dan cevap geldi. Operasyonel bir S-400 sistemine sahip olmasının, “Türkiye’nin bir müttefik olarak ABD ve NATO’ya bağlılığıyla örtüşmediğini” belirten Hoffman, “ABD Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından teyit edilen S-400 testlerini mümkün olan en sert şekilde kınamaktadır.” dedi.

“Bu Milli Meseledir Hepimiz Dik Duruşu Göstereceğiz”

ABD, 14 Aralık 2020’de ülkemizi “hasım” ilân edip S-400’le ilgili yeni yaptırımları açıkladığında ise Erdoğan’ın tepkisi şunlar oldu:

- “2017’den bu yana Türkiye’den başka hiçbir ülkeye bu CAATSA yaptırımı uygulanmamıştır, ilk defa bir NATO üyesi olarak ülkemize uygulanmaktadır. Bu nasıl bir ittifaktır? Bu nasıl bir müttefikliktir? Bu karar ülkemizin egemenlik haklarına yönelik aleni bir saldırıdır.”

- “Savunma sanayine yönelik atacağımız adımları hiçbir ülke belirleyemez... Savunma noktasındaki adımlarımızı bir yerlerden izin alarak yapamayız. Biz bir NATO ülkesiyiz. NATO ülkesi olarak da NATO’da birlikte olduğumuz ülkelerin bize yön vermesini asla kabul edemeyiz.”

Dışişleri ve Savunma bakanlıklarımız kararı kınayıp reddettiğini bildirirken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Bu, milli meseledir. Hepimiz onurlu, dik duruşu göstereceğiz.” ve “Geri adım atmayacağız.” sözleriyle meydan okudu.

Savunma Bakanı Akar, “geri gönderilmesi gibi bir talebin sıkıntı vereceğini” belirtip, “S-400’ün bir yerde sabit olmayacağını, nerede ihtiyaç varsa oraya konuşlandırılacağını” kaydederken, dönemin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da, “Biz S-400 meselesinde kararımızı bir günde vermedik. Bu bir sürecin sonucunda ortaya çıkmış bir karardır. Sayın Cumhurbaşkanımız, savunma sanayii ile ilgili toplantılarda bu konuyu derinlemesine ele aldı... Bu karardan geri adım atmak söz konusu değil. Biz S-400’lerin NATO savunma sistemi açısından yahut F-35’ler açısından bir tehdit teşkil etmediğini ve orada Amerikan tarafının dile getirdiği güvenlik kaygılarını giderecek bir mekanizmanın kurulabileceğine inanıyoruz.” dedi.

15 Temmuz’un “Finansörüne” Hibe Edelim

9 yıllık bu mücadele ve milyarlarca dolarlık zararın ardından, ağa-seyis misali; Trump’ın, NATO zirvesi münasebetiyle Türkiye’yi şereflendirmesiyle (!) birlikte gelinen noktayı önce Hande Fırat, peşinden Abdülkadir Selvi duyurdu; S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satış formülü üzerinde duruluyormuş, Amerikalı yetkililerin en güçlü seçeneği de Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar’a satışmış!..

Selvi’nin sevinci ise tarif edilir gibi değildi; “Türkiye S-400’leri elinden çıkararak, sadece CAATSA yaptırımlarından kurtulmayacak, aynı zamanda bunları satarak para kazanacak” diye müjdeledi!..

Aman ne güzel, bedava vermeyecekmişiz. Halbuki özellikle 15 Temmuz’un “finansörü” olduğunu söyledikleri BAE’ne hibe edilse, daha anlamlı olurdu!..

O Selvi ki; geçmişte S-400’lerin akıbetini sorduğunda, “‘Alamazsınız’ dediler aldık. ‘Getiremezsiniz’ dediler, getirdik. Kullanacak olan personele eğitimini verdik. Mecrasında devam ediyor.” cevabının verildiğini yazmış, birinci döneminin sonunda Trump için, “Amerika’yı dünyaya rezil eden başkan olarak geçti. Şimdi onu rahat bir emeklilik değil, yargılanıp hapse girme akıbeti bekliyor.” demişti. Şimdi Trump’ın bu hediyelerine seviniyor.

İktidar medyasının önemli ismi Sabah’ın Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu ise gelinen aşamayı, “Reel politik hesaplar doğrultusunda milli savunma ve milli güvenlik öncelikleri güncellenirken, ABD merkezli stratejik çıkarların yönetimi de toplam dengede ağır bastı.” diye açıkladı, iyi mi? Oysa o da geçmişte, “Türk-ABD ilişkileri eski formatıyla süremez. ‘Bilek bükme, arka plan enstrümanlarını ve elemanlarını sahaya sürme’ dönemi artık kapanmalı.”, “ABD yönetimi... müttefiklik ilişkisi ile bağdaşmayacak pervasızlık içinde... S-400 alımının şantaja dönüşmesi ibret verici... ‘S-400’ler alınır, başka yerde durur’ yaklaşımının ötesine geçecek bir çözümü Ankara’dan beklemek aşırı iyimserlik olur.” direnişi göstermiş, hatta “S-400’lerin hangardan çıkarılıp sembolik mesaj olarak başkentin çevresinde, örneğin Ayaş ve Elmadağ’da devreye alınması” önerisinde bulunmuştu.

Ne Ayaş’ı ne Elmadağ’ı?.. Ambalajını açmadan Katar veya BAE’ne gönderilecek. Ne iyi, en azından ambalaj masrafımız olmayacak!..

Velev ki, gönderilecek ülkeden parası alındı. Ama kaybımız salt S-400’lere ödenen para değil ki, yansımalarıyla birlikte miyarlarca dolarlık zarar söz konusu. Milletin, ülkenin ve devletin onuruna vurulan darbenin maliyeti ise hesaplanacak gibi değil.

Ancak yetkililerimizin, bırakın S-400’ün siyasi sorumluluğunu üstlenmeyi, yeni başarı öyküleri anlatacağı gün gibi ortada. Buna rağmen yol açtıkları bu muazzam kamu zararının faturasının millete değil kendilerine ödettirilmesini istemek ve beklemek, hakkımız değil mi?!

Müyesser YILDIZ

12 Temmuz 2026