Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Yunus Emre Enstitüsü’ndeki yolsuzlukta üçüncü dalga... Bakanın eşi ve MHP’li Yalçın’ın oğlu yine gündemde

Tutuklu gazeteci İsmail Arı’nın kamuoyu gündemine taşıdığı, Yunus Emre Vakfı’na bağlı Yunus Emre Enstitüsü’nde naylon faturalarla 400 milyon liralık yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma ve açılan davalarda yeni ve önemli gelişmeler var.

En sıcağından başlayalım. Geçtiğimiz günlerde üçüncü dalga operasyonun yapıldığı ve çok sayıda kişinin gözaltına alınıp tutuklandığı ortaya çıktı. Ancak çatı soruşturmadaki gizlilik kararı nedeniyle kimlerin tutuklandığı açıklanmıyor.

İkinci gelişme; ilk dalga operasyonda firarda olan, Yunus Emre Ensitütüsü’nün eski başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş’in oğlu Enes Ateş ve çok sayıda kurum çalışanı tutuklanmıştı. İşte bu isimler de tutukluluk süresinin 1 yıla yaklaşması nedeniyle geçtiğimiz günlerde yurtdışı yasağı adli kontrol tedbiriyle tahliye edildiler.

Kara Düzen

Şimdi soruşturmanın geçmişini ve açılan davaları hatırlatalım.

Yolsuzluk skandalının patlak vermesinin ardından Yunus Emre Enstitüsü’nde Başkan Yardımcısı olan Aile Bakanı Mahinur Göktaş’ın eşi Rahmi Göktaş ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın oğlu Kutalmış Yalçın istifa etti.

Kısa süre önce Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından görevden alınan eski başkan Prof. Dr. Şeref Ateş’in ise Almanya’ya firar ettiği anlaşıldı. Geçtiğimiz Temmuz’da yurda dönen Ateş, “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından tutuklandı.

Birinci ve ikinci dalga operasyonlarda tutuklananların davaları bir süre ayrı görüldükten sonra da birleştirme kararı verildi.

Halen sözkonusu davadan tutuklananlarla birlikte Sincan Cezaevi’nde olan gazeteci İsmail Arı’nın en büyük istediği, bu davayı izlemekti.

O hapiste olunca; birleştirmeden sonra, önceki gün yapılan ikinci celseyi ben izledim.

10’u tutuklu, birkaçı firari toplam 37 sanıklı davada neler mi oldu?

2014’te çaycı olarak işe başlayan, sonrasında birtakım idari işlerde görevlendirilen, 2016’dan bu yana da depo sorumlusu olan A.G. tanık olarak dinlendi.

Bu konuda herhangi bir eğitim almadan depo sorumlusu yapılan A.G.’ye mahkeme hakimi ve sanık avukatları, kurumun aldığı tüm ürünlerin depoya gelip gelmediğini ve bunların tamamının kaydının tutulup tutulmadığını sordu.

A.G., “Depoya gelen ve gördüğüm alımların kaydını tuttum... Bazı firmaların kargoya doğrudan teslim ettikleri oluyordu... Gelen faturalara göre işlem yapılıyordu... Ürün alındıktan sonra teslim alındığı söyleniyor ve kayda giriyordu... Kayıtları manuel yapıyorduk... Görmediğim, ama daire başkanının söylemesi üzerine kayda girdiklerimiz vardı.” gibi cevaplar verdi.

Devamındaki bazı sorular üzerine bu defa, “talimatla kayıt yapmadığını” belirtti. Önceki cevabı hatırlatılınca da, “Hatırlamıyorum” dedi.

A.G., yine sorular üzerine, “depolara ne kadar mal girip çıktığını tespit imkânı olmadığını” söyledi. Yeni yönetimin bu sistemi değiştirip değiştirmediği sorusuna ise “genel sayım yapıldı” karşılığını vermekle yetindi.

A.G.’nin sorgusunda; Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişlerine yazılı ifade verip vermediği de gündeme geldi. Bir sanık avukatı, kimseden yazılı ifade alınmazken A.G.’nin ifadesinin böyle alınmasının sebebini ve altındaki imzanın kendisine ait olup olmadığını sordu. A.G., önce “Hayır” dedi, ardından 1 sayfalık beyan verdiğini belirtti ve bunu hakime sundu.

Avukat, bu soruyu bazı kayıtlardaki imzanın kendisine ait olmadığını, Daire Başkanı’nın zorlamasıyla imza attığını söylemesi ve diğer kişilerden böyle yazılı beyan alınmaması nedeniyle sorduğunu açıklayınca Hakim, “Bunu müfettişlere sormak lâzım. Adam nereden bilsin?” dedi.

Duruşmaya Sincan Cezaevi’nden SEGBİS’le bağlanan Yunus Emre Enstitüsü’nün eski başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş de Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişlerinin 2023’teki depremden sonra Ulus’taki binaya teftişe geldiğini, ancak depolara ilişkin bir şey sormadığını anlattıktan sonra, “Ben ayrıldıktan sonra gelen başkan 60 kişinin görevine son verdi. ‘Ya aleyhe konuşacaksın, ya hapis’ dendi. Bizden hiç yazılı beyan alınmadığı halde sizden neden yazılı beyan alındı?” sorusunu yöneltti.

Hakim, A.G.’nin yazılı beyanının okunan bölümü ile söylediklerinin uyumlu olduğu cevabını verirken Savcı, Ateş’in sorusunun yönlendirici nitelikte olduğunu bildirdi.

Şeref Ateş’in, “Örneğin çekmece kilidi alımındaki imzanın kendisine ait olmadığını söylemiş.” demesi üzerine de A.G., hatırlamadığını bildirdi.

Duruşmada dinlenen ikinci tanık, vakfın özellikle yurtdışına gönderilerde çalıştığı kargo firmasının yönetim kurulu üyesi A.D. oldu. Kendilerinin gerçekte Dışişleri Bakanlığı’nın kargo şirketi olduğunu, vakfın göndereceği ürünlerin Dışişleri Bakanlığı üzerinden geldiğini, kendilerinin konsolosluklara teslim ettiğini, içeriğini de Dışişleri’nin bildiğini anlatıp yıllık kargo maliyetinin 1 milyon dolar olduğunu anlatan A.D., sanıklar ve avukatlarının, “Hiç ürün alınmadığı iddia ediliyor. Alınmamış ürün gönderilir mi? Dışişleri’nden, size ‘Ürünler gitmedi veya eksik gitti.’ gibi bir dönüş oldu mu?” şeklindeki sorularına “Hayır.” cevabını verdi.

Vakfın Su Faturaları Kime Gidiyor?

Sanıklar ve avukatları, oldukça dikkat çekici başka iddiaları da gündeme getirdi; ama biz şimdilik sadece eski başkan Şeref Ateş’in savunmasını aktaralım.

Depo sorumlusu A.G.’nin ifadesiyle ciddi anlamda bir yanıltma ve yönlendirme olduğunun ortaya çıktığını öne süren Ateş, özetle şunları söyledi:

“Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün iki müfettişi 2023’te 3 ay boyunca teftiş yaptı. Ancak Bakanlık, adaleti yanıltıp ‘Denetim yapılmadı’ diye resmi bildirimde bulundu. Böylesine yanıltıcı bir yazı yazma cesaretini nereden alıyorlar? Müfettişler usulsüzlük olsa görürdü veya Bakan, 2023 Eylül’ünde benim atamamı imzalamazdı. A.G. ifadesinde, şu anda da aynı usulde çalıştıklarını belirtti. O zaman aynı usulle niye devam ediliyor? Zaten şu anda bir denetim yapılsa, aynı şekilde çalıştıkları görülecektir. Bakın, hâlâ vakfın su paraları internet adresinden bana geliyor. Sorun yok, gelsin; ama yurtdışında çalışabilmek için böyle olması lâzım. Adaletin tecellisi için isimleri belli, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan o iki müfettişin mutlaka mahkemeye gelmesi lâzım. Hiçbir ülkede böyle karartma yapılamaz. 50 kişi yargılandığı halde en alt düzeydeki A.G.’yi getirtebildik.”

Bakanlık O İki İsmi Himaye mi Ediyor?

Savunmasının devamında Rahmi Göktaş ve Kutalmış Yalçın’ın isimlerini gündeme getiren Şeref Ateş şu iddialarda bulundu:

“Vakıfta sadece ben yokum, 41 yönetici var. Kararlarda hepsinin imzası var. Ama birisi bile davet edilmedi. Oysa Rahmi Göktaş ve Kutalmış Yalçın’ın isimleri, bakanlığın denetim raporlarında bile var. Onların imzası olmadan ödeme yapılamaz. Tüm daireler onlara bağlı, ama ifadeye çağırmıyorsun. Onların tanıklıkları A.G.’nin tanıklığından daha mı önemsiz? Bu adalet sadece... Neyse, ikinci suç işlememek için susuyorum. Vakıfta devlet denetim yapmış, inkâr ediliyor. Devletin yargısı tarafsız yargılamıyor. Kargo şirketi net rakamları veriyor. Bir kurum 1 milyon dolar kargo ücreti ödüyorsa, herhalde içine 1 milyonluk malzeme koyar. Konsolosluklara gidiyor. Malzeme gitmiyorsa bildirilmesi lâzım. Vakıf yöneticileri bütün kayıtları karartarak bizleri suçluyor. Teftiş Kurulu’nun raporu da kasıtlı ve yanıltıcıdır. İki müfettiş ile iki başkan yardımcısının mutlaka gelmesi lâzım. Tamam bana, personele, şirketlere, Dışişleri’nin çalıştığı şirkete güvenmiyorsunuz; o zaman Bakanlığın himaye ettiği başkan yardımcılarına sorun.”

Şeref Ateş’in avukatı da, müvekkilinin, vakfın tek kişinin şirketiymiş gibi değerlendirildiğini, biletini alıp kendi rızasıyla geldiği halde “kaçma şüphesi var” gerekçesiyle yaklaşık 1 yıldır tahliye edilmediğini belirtirken, “Kamu kurumları yalan söylüyor, sahte belge düzenliyor. Herkes üç maymunu oynuyor.” dedi.

“İradeleri Etkilendi” İddiası

Bir sanık avukatı ise Rahmi Göktaş ve Kutalmış Yalçın hakkında şunları söyledi:

“‘Gelsinler de sorumluluğu bölüşelim’ değil. Karar mekanizmalarında; satın alma, ödeme aşamalarında varlar. Rahmi Bey’in özelliği şu: yıllarca bu kurumda çalıştıktan sonra Başkan Yardımcısı oldu. İşleyişi biliyor.”

Bir başka avukat, Teftiş Kurulu raporunda bu iki isim için, “İradeleri etkilendi” denildiğini vurgulayarak, “Tanık olarak ifadeleri alındı mı; kendilerine en azından bunu sormak istiyoruz.” diye konuşurken bir diğeri, tanık olarak dinlenmesi istenen bu kişilerin sanık olması gerektiğini iddia etti.

Duruşmanın sonunda Savcı, “Türk milletinin tarihsel vakıf algısı da tahrif ve tahrip edilmek suretiyle menfaat temin edilerek, kamu düzeninin telafisi mümkün olmayan şekilde tahrif olduğu” gerekçesiyle tutuklu sanıkların tutukluluğu ile tutuksuz sanıkların adli kontrollerinin devamı yönünde mütalaa verirken, tanık dinlenmesi taleplerini mahkemenin takdirine bıraktı.

Hakim de tanık dinlenmesi taleplerinin ilerleyen aşamalarda değerlendirilmesi ve 2023’te teftiş yapılıp yapılmadığının, yapıldıysa sözkonusu raporun istenmesiyle birlikte tutuklu sanıkların tutukluluğunun, tutuksuz sanıkların adli kontrollerinin devamına karar verip duruşmayı Temmuz’a erteledi.

Ez cümle; davanın giderek dallanıp budaklanacağı anlaşılıyor... Artık bundan sonrasını, 5 Haziran’daki duruşmasında tahliye edilmesini beklediğimiz İsmail Arı’nın takip etmesi dileğiyle!..

Müyesser YILDIZ

22 Mayıs 2026