Göcek'te bir bahar akşamında, kızkardeşim Sadike ve Eşi Aydın Taşkın evlerinde Annem Gülsüm (Güssün) ile akşam sohbetindeyiz. 1934 doğumlu, annem yürüyemese de oturabiliyor. Yaşını almış büyüklerimiz konuşmak, özellikle eskilerden sohbet etmek isterler.
Genç ve orta yaştakilerde günümüzden söz açmak isterler. Bu doğaldır. Benim akranım yada bana yakın olanların da televizyonda birer dizileri vardır, zamanı saati gelince ya hep beraber yada tek başlarına diğer odalarda yada mobil telefonlardan dizilerini seyrederler. Dizilerini kaçırmak istemezler.
Yalnızlaşan insanlık. Annemin böyle bir şansı yok. Çünkü gözlerinde katarakt rahatsızlığına bağlı görme zorluğu ve şikayeti olduğu için artık televizyon izleme şansı da yok.
Annem 1940'lı yıllarda Göcek ilk okuluna gidebilen ender ve şanslı kız çocuklardan biriymiş. O dönemlerde bile kız çocukların okula gitmesi ayıplanırmış. Annem, İkinci Dünya Savaşı'nın son zamanlarında okula başlamış. Savaş ve yoksulluk yıllarının yarattığı bir ortam olmasına karşın okulu başarıyla bitirmiş. Ortaokula devam etmek istemiş. Ancak yoksulluk ve yokluk diz boyu. Çok yoksul bir ailenin 5 çocuğundan biridir. Nasıl göndersinler? Okula devam edememiş olmanın burukluğu hala sürüyor.
Yaşı da onbeşlere ancak ulaşmış derken (erkenden evlendirmek için yaşı da büyütülmüş). başını bağlamak gerektiği düşüncesi ile; "Hep okumak istememe karşın beni hemen baş göz ettiler kocaya verdiler. Gitmekten başka çarem yoktu. Ağlaya sızlaya gittim" "Gelinlik alamamışlardı. Basit bir düğünden sonra, zıbın ve üç etek dediğimiz elbiseyi geydirerek bir hayvana (at) bindirdiler. Hayvan ile birlikte, iki sandık çeyizim vardı. Sandıkların birinde büyük bir karpuz, diğerinde de benim ufak tefek çamaşırlarım ile diğer taraftaki karpuzu dengelemek için irice taş vardı." “Koca evine geldiğimde sandıkları açınca gördüm.”
Anam eski günleri tekrar yaşar gibiydi.
"Benim büyüdüğüm mahalle, Dereboğazı mis gibi buhur (tütsü) kokardı. Ağır gün diye perşembe akşamları günnük (sığla) ağaç kabuğundan elde edilen buhur yakılırdı. Mahalledeki tüm evlerde buhur yandığı için bütün mahallenin havası 3-4 gün çok hoş kokardı"
Ne için yakardınız? diye sorduğumda. "Kokusunu severdik. Sanırım Sultan anama, büyüklerime sorduğumda - güzel kokuyor ya - derlerdi. Mekke gazisi Hamit amcama sorduğumda 'Tanrıyı sakinleştirmek için yakılır' derdi."
Benim de küçüklüğümde, 1960'lı yıllarda okul dönüşlerinde haftanın belli günlerinde ve özellikle dini bayramlarda buhur yakılmaya devam edilirdi. Mahallemizi mis gibi günlük ağacı kabuğundan yapılan buhur kokusu sarardı.
Günümüzde endemik sığla ağaçlarının hızla tükendiği bir ortamda, gözü doymamışların bazıları günlük ağaçların özgürce büyüdüğü, geliştiği alanlarda, turizm tesisi, yat bağlama alanları açma girişimleriyle ağaçları yok etmeye çalışıyorlar. Göcek Osmanağa (Günnük) koyu bunlardan biridir. Göcek Halk Meclisi, geçen hafta koyda bir protesto eylemi düzenlediler.
Muğla 3. İdari Mahkemesinde davalar devam ederken, mahkeme bitmeden inşaatlara tekrar başladıklarını ve inşaata devam ettiklerini yazdılar. Ülkemizde her alanda hukuk iyice ayaklar altına alınmış durumda. Mahkeme sonucunu bekleme zamanları bile yok. Sözüm odur ki; Göcek talan edilmeye devam ediyor.
Göcek'in yerli halkı buhur yakmayı bıraktıklarından bu yana Göcek koyları talan edilmeye devam ediliyor. Bakalım Osmanağa koyundan sonra hangi koya sıra gelecek.
Özellikle anam ile başladığım yazımda, başta annem olmak üzere tüm annelerin "Anneler gününü kutlarım". Onlar bizim baş tacımızdır, saygı ve sevgi ile ellerinden öperim.
Prof. Dr. Nurettin DEMİR
Çok Okunanlar
Romanya’da hükümet düştü
AKP'li Abdullah Güler'den asgari ücrete ara zam açıklaması
AYM Fenerbahçe'nin başvurusunu reddetti
İzzet Yıldızhan tahliye edildi
Diagne'nin Senegal bayrağı ikinci kez kriz yarattı
En çok satan akıllı telefonlar listesi belli oldu
15 Temmuz silahları: 'Yok' denilen balistik raporları 10 yıl sonra ortaya çıktı
TOKİ konutlarında kriz büyüyor
Bahçeli’nin Öcalan önerisine DEM Parti'den yanıt
Önce servis ettiler, sonra apar topar sildiler!