Mutlak butlanın aslı Avrupa'da değil mi?
Önce Avrupa'da başladı.
Ne mi?
“Mutlak butlan”!
Biraz kabalaştırarak, böyle bir iddiada bulunma hakkımız var.
Sadece hukukta değil, toplumsal tarihte de var bu. Böyle bakınca Avrupa'daki “mutlak butlanların” Türkiye Cumhuriyeti'ni doğrudan ilgilendirecek yanı çok açık. Anlatacağız.
Önce şu soru: Avrupa'nın bir önceliği mi var?
Tekrar olacak, ama şu tanımı hatırlatalım: Mutlak butlan, çok kısaca, bir hukuki işlemin yok hükmünde olduğunun ilanıdır. “Yasaya açıkça aykırı olmasından ötürü” işlem, mesela bir cumhuriyetçi kuruluş, geçersiz sayılır. Yok'tur yani.
Her cumhuriyet, diğer veçheleri yanında, bir hukuki işlem değil midir? Öyledir. Toplumların tarihi de içeriyor bu mutlak butlanı.
20'nci yüzyıl sonunda 1917'yi (Ekim Devrimi) mutlak butlan saydılar, büyük oranda tuttu. Ama ondan bir buçuk yıl kadar önce 1949'da kurulan Alman Demokratik Cumhuriyeti mutlak butlan ilan edilmişti. O, tamamen tuttu. O cumhuriyeti sıfırladılar. Sırada bizim 1923 var; kesin. Onun da zaten epeydir “nisbi butlan” muamelesi gördüğünü düşünebiliriz.
Neyse...
OLİGARKLARIN DİZGİNSİZ YAŞAMI
Plütokrasideyiz. Acımasız zenginlerin doğrudan iktidarı veya zenginlerin acımasız siyasi iktidarı da diyebiliriz. Bizzat yönetme kararı almaları görece yenidir. Trump tek değil yani. “Fon hırsızlarımız” arasındaki politikacılar ve politik akrabalıklar, bizim plütokrasimize de bir örnektir. Bakanlar bile var.
Zenginlerin doğrudan yönetimi, geçen yüzyılda (“kısa yüzyıl”) kısmen frenlenebilmişti; 1989/90 restorasyonundan sonra serbest piyasa ekonomileri tüm dizginlerinden adım adım boşandı. Bir vahşet, ki insanlığı büyük bir savaşa ve imhaya çıkaracak bir yola itiyor, tekrar hortlamış gibidir.
Eskiden böyle değildi. (“Oralaa buralaa hep dutluktu” demeyeceğiz.) Fakat sosyalist devletler, ülkeler Batı'yı ve onun etki alanındaki ülkeleri de etkiliyordu. Demokrasi diye bir şey, sahnedeydi. Normalde tanınmayacak bazı hakları Avrupa ve dünya halklarına tanımak zorunda kaldılar. Zenginler çok korkuyordu. Antiemperyalizm etkiliydi.
1989 sonunda bu parantez kapandı.
Bizdeki cumhuriyet rejimini bir parantez, daha doğrusu bir “anomali” olarak gören gerici kampın (Türkçüsü, İslamcısı, Kürtçüsü ve liberaliyle) bu süreci anlamasını beklememek gerek. Ancak insanlığın biraz nefes almasını, 1945-1990 arasında Avrupa'daki savaşsız dönemi dünyadaki sosyalist devlet deneyimlerine borçlu olduğumuz açıktır. O kuruluşlardır, zenginleri “terbiyeli” davranmak, çalışan sınıflara normalde tanımayacakları hakları tanımak zorunda bırakan.
FRENSİZ DEMOKRASİ: YENİ İSTİBDAT?
Zengin şımarıklığı/barbarlığı yeni yüzyılda dünya ölçeğinde yaşanan ve sosyalizmi kazıyan bir mutlak butlan nedeniyle ayyuka çıktı. 1989/90 dönemeci, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan görece “terbiyeli” dönemin tüm kurum ve kurallarına yönelik bir mutlak butlan ilanı oldu.
Geldik bugüne...
Plütokratların buralardaki hedefinde artık “1923 Türkiyesi” var. Nihai darbe veya altın vuruş için bekleniyor...
Bu karardan geri dönüş yok. Dünyada ve Türkiye'de yaşanacak felaketleri göğüslemeye hazırlanmak dışında bir şans da yok. Genç kuşağın buna hazır olduğunu söyleyebilir miyiz? İşin acısını önce emekliler çekiyor. Kadıköy'de ellerinde poşetlerle falan protesto gösterisi yapmaya çalışan bir avuç görece yaşlı insanın yanında ağırlıklı bir genç topluluğun olmadığını, hatta gençlerin çevre kafelerde ellerindeki telefonlarla vakit öldürdüklerini gözleyen gerçekten yetkin bir gazeteci dostumuzun tanık olduğu manzara acıdır. Ama gözlemi gerçektir.
Bir, bu var.
Bir de Avrupa Almanyası'ndaki reel demokrasi var.
Avrupa demokrasileri, artık eski frenlerle sınırlanamıyor. Yok o frenler. Dolayısıyla savaşan şahin olduklarını ilan eden sosyal demokratlar, yeşiller ve dahi sol partililer kimseyi şaşırtmasın.
Eyalet başbakanlığına kadar yükselmiş bir Cem Özdemir'in (tam da bu sağcı politikacı nedeniyle söylüyoruz, “Avrupa eski tarz ırkçılığa prim vermiyor” diye) asıl korkusu birçok şeyi açıklıyor aslında. Ülkesinin sola kayması konusunda hafta sonunda yine uyarıda bulundu. Sol Parti'den çok çekiniyor olmalı... Solcu olmayan Sol Parti'den bile çekiniyorlar.
Savaşa meraklı “savaş karşıtları”...
Durum vahimdir. Reel sosyalizmin ölümüyle birlikte “reel demokrasinin” doğumunu yaşadık. Yeni baskı rejimi böyle bir şey olmalı.
Dünyadaki mutlak butlan fırtınasının sonuçlarından biri de bu. Türkiye'den önce başlamış yani.
Fakat bize çok daha pahalıya mal olabilir. Türkiye için de mutlak butlan ilan etmemeleri için neden kalmıyor. Bildiğimiz cumhuriyetin iptalinden söz ediyoruz.
Çok mu uçuk oldu?
Görürüz. Eğer toparlanamazsak, görürüz...