Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,5685
Dolar
Arrow
48,9954
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8026
Altın
Arrow
6576,7790
BIST
Arrow
12.474

'Sandıklı monarşi' çöker mi? Yerine ne gelir?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Abartalım mı? Yazmaktan parmaklarımız, söylemekten dilimiz şişti: “III. Abdülhamid” dönemindeyiz. Çatırtıları duymaya başladık.  

Türkiye'de cumhuriyet rejiminin bütün kazanımları, adım adım ve, en önemlisi, kendine solculuk yakıştırabilen -belki de haklıydılar- çevrelerin cumhuriyet düşmanlığını “hızlandıran” olarak hizmetine almış bir siyasi şiddet üzerinden tasfiye edildi.

Artık bunu kabullenelim.

Epeydir bir monarşide çırpınıyoruz.

Ancak yönetenlerin, öldürdükleri cumhuriyetin cenazesini bir türlü kaldıramadıkları da, bir başka gerçek. Yazar Orhan Gökdemir'in saptamasıdır.

Olay, final aşamasına daha sonra değil, çok önce, 12 Eylül 1980'de girdi.

Bugüne geldik.

Bir 10 yıldır, her geçen gün daha da ağırlaşan bir istibdat rejimi yürürlükte. Buna “sandıklı monarşi” diyebiliriz. “III. Abdülhamid rejimi” de...

Sandık var, halk gidip oy veriyor. Ama verdiği oyların bir hükmü bulunmuyor. Yönetenlere ters düşerse o seçim sonuçları, bir biçimde tasfiye ediliyor...

Bu “sandıklı” baskı rejiminin, İslamcı iktidarın, iki derdi var. Biri, Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlanmacı kuruluş karakterinin halka mal olması. Halk sınıfları, ilerici damgayı tamamen yitirmek, teslim bayrağını çekmek istemiyor. Kendince bir “halk kemalizmi” bile yaratmış görünüyor. İkincisi de, kadınlar. Kadınların suskun tepkisini, İslamcı iktidar bir türlü aşamıyor.

Dolayısıyla bitmeyen bir baskıyı, bir tür “sürekli karşıdevrimi” yaşıyoruz. Ama hedeflerine bir türlü ulaşamayan bir baskı rejimi bu.

Şu farkı hatırlayalım: Bu sandıklı monarşiyi, yani AKP gericiliğini karakterize eden şey apoletli baskı değil, tamamen araçsallaştırılmış “hukuk baskısı”. Hukukun kabuğu duruyor, içeriği tamamen boşaltılmış durumda ve o görüntü/kurum üzerinden bir gerici rejim ile kurduğu sömürü düzeni ayakta tutuluyor. Korkunç hukuksuzluklar icra ediliyor.  

Neyse, bunu da zaten herkes biliyor.

Galiba yanıtı bir türlü tam alınamayan soru şu: Böyleyse eğer, Türkiye denilen dışa bağımlı “şefkatli monarşi”, artık şefkat neresindeyse, nasıl oluyor da Avrupa demokrasilerinin iltifatına mazhar olabiliyor? İltifat mutlaka överek falan olmaz, yoluna taş koymamakla da olur.

SANDIKLI DARBELER: 12 EYLÜL VE MEŞRU ÇOCUĞU 3 KASIM

Peki, bunda şaşılacak bir şey var mı? Sonuçta, iki sandıklı darbede, 12 Eylül 1980 ve 3 Kasım 2002'de Batı farklı davranmadı. Destekledi.

Neden mesela Avrupa Birliği, Türkiye'de ayyuka çıkan antidemokratik uygulamalara, suçsuz on binlerce insanın yıllarca cezaevlerine kapatılmasına, eleştirdiler diye yüz binlerce insanın “soruşturulmasına ve/veya yargılanmasına” ses çıkarmıyor? Solculukla da aslında pek  ilgileri olmayan bir Selahattin Demirtaş ve bir Osman Kavala'nın yaşadıkları nedir? Ya Ekrem İmamoğlu ve binlerce yerel Kürt politikacı? Batı dediğimiz demokratik “şeyin”, kendisine göbeğinden bağlı neredeyse 90 milyonluk Türkiye'de yaşanan monarşik baskıyı, hiç sorun ettiğine tanık olan var mı? Neden sorun etmiyorlar acaba?

Buna bir yanıt bulmak zorundayız.

Bir yanıt şu olabilir mi?

Türkiye'nin sadece dış borcu bu yıl ortası itibariyle 539 milyar dolar. Alacaklılar iliklerine kadar sömürdükleri bir kaynağı ve o kaynağın başındaki ortaklarını, yolsuzluklar çetesini herhalde tehlikeye atmak istemez.

AKP rejiminin bir gün özet bir tanımını vermek istediklerinde tarihçiler, belki de şöyle diyecekler: Ülkenin tüm değerlerini Batı'ya pazarladılar, yok pahasına sattılar, kiraladılar, böylece yabancı sermayenin bir koyup neredeyse bin alabileceği koşulları yarattılar; altın yumurtlayan bu kazın ve çobanlarının tehlikeye atılmasına böyle engel oldular... Kendilerini ve iktidarlarını böyle garantiye aldılar. “Biz çökersek onların da sermayesi batar, o yüzden bize dokunmazlar” gibi bir hesap yaptılar.

Gerçekten de, AKP rejiminin çökmesi halinde, ki yolculuk oraya, hangi dış sermaye çevrelerinin ne büyüklükte bir kayıp yaşayacağını biliyor muyuz?

İslamcı Ankara'nın tüm hesabı işte bu: Yabancı sermayeyi ve dolayısıyla başkentleri kendi iktidarına böyle bağımlı kılmak ve kendisini bir biçimde garantiye almak. AKP'nin dağıtılması demek, Türkiye'yi iliklerine kadar sömüren, laik, demokratik Batı sermayesinin buharlaşması demek olmayacak mı? Bir gelir kaynağı tasfiye edilmeyecek mi öyle bir durumda?

İlerici, aşkın cumhuriyetçi iktisatçılarımız, bu dış sömürücü güçlerin ayrıntılı ve programatik bir dökümünü verdi mi şimdiye kadar ve layıkıyla duyurabildik mi biz bunu halkımıza?

İYİ DE, YERİNE NE GELECEK?

Burada asıl sorumuz şu: Mevcut monarşi çökerse, III. Abdülhamid rejimi yerle bir olur da bir “fetret devri” açılırsa yani, parça pinçik edilmesi planlanan bir Türkiye'den dökülen parçalarda, yoğun bir toplumsal fırtınanın ardından, İslamcı, etnikçi, mafya devletçiklerinin baş vermeyeceğinin, AKP'nin daha küçük ve belki daha radikal varyasyonlarının su başlarını tutmayacağının garantisi mi var?

Türkiye'den kaç Kosova çıkarmayı planlıyorlar olabilirler? Çekmecelerde, var o planlar.

Dolayısıyla, Batı'dan destek bekleyenleri, Batı'yı model ve hedef sayanları uyarmış olalım.

Cumhuriyetçileri çok ama çok zor zamanlar bekliyor.

Özellikle Avrupa'nın, AKP'nin çöküşü önlenemez hale geldiğinde Ukrayna Savaşı'ndaki kışkırtıcı rolünü Anadolu toprakları üzerinde de yinelemeyeceğinin bir garantisi yok.

Eğer çökme belirtileri gösteren bir İslamcı baskı rejiminin ardından demokrasi geleceğini sananlar varsa, bu saflara defterlerini biraz daha karıştırmasını önermek isteriz. Yugoslavya-Suriye hattına, hatta Afganistan'a tekrar bir göz atsınlar...

“Sandıklı monarşi”yi veya “III. Abdülhamid rejimi”ni, özetle İslamcı Ankara'yı paramparça bir profil izleyebilir, eğer sosyalist yönelimli bir cumhuriyet harekâtı, bu siyasal coğrafyayı bir arada tutabilecek bir çıkış gerçekleştirmezse...

AB demokrasisinin bu ikinci müdahaleyi, yani cumhuriyetçi girişimi boğmaya çalışacağı kesindir.

Ne mi yapmalı?

Biz bu meseleye yine döneceğiz, öyle anlaşılıyor...