Euro
Arrow
55,3797
Dolar
Arrow
49,3290
İngiliz Sterlini
Arrow
65,3296
Altın
Arrow
6667,3934
BIST
Arrow
12.227
Anasayfa > Yazarlar > Osman Çutsay > 'III. Abdülhamid' rejimi ve dış destekçileri: Bu çatırtılar ne?

'III. Abdülhamid' rejimi ve dış destekçileri: Bu çatırtılar ne?

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 09.10.2026 06:00

Birdenbire oluyor bu işler. Toplumların hareketlenmesi de öyle... Fakat aklımızda başka bir şey var...

Aldatılanlardan bir çözüm çıkar mı? Aldatılmış olan artık kendi başına bir çözüm bulabilir mi içinden geçtiği felakete?

Bu, birinci soru olsun.

İkinci soru da şu: Halk aldatılmaya ne zaman son verir? Kriz dayanılmaz boyutlar kazandığında mı, yoksa devreye aydın girdiğinde mi?

İkisi de.

Kriz var fakat aydın yoksa, çözüm yoktur. Ancak aydın var kriz yoksa da, çözüm yoktur.

O zaman aydını tarihselliği içinde ve yeniden tanımlamamız gerekiyor. Tabii krizi de öyle...

Türkiye'nin toplumsal mücadeleler tarihi, aydının rolünü özellikle öne çıkarıyor. Bunu cumhuriyetin kuruluşundan önce ve hemen sonrasında ziyadesiyle görüyoruz. Bu konuda kuzey komşumuzdaki büyük toplumsal dönüşümün, bir sosyalist cumhuriyet kurulmasının, Sovyetler Birliği, büyük rolü olmuştur, malum.

Geldik bugüne...

Bugün iki soruyu birleştirerek bir çözüm aramak zorundayız. Parlamentarizmden, sadece sandıktan bir çözüm beklemek, “Godot'yu beklemek” gibi bir şey artık.

Ayrıca Türkiye'de yaşanan ve derinleşen kriz, Avrupa'da hiç beklenmediği halde baş gösteren kitlesel gösteriler, yeni bir dönemin habercisi sayılmaz mı? Biraz öyle. Fakat bunu iktidar sahiplerinin anladığını söylemek güç. Anlamak istemediklerini söyleyebiliriz.

O zaman ortaya bir boşluk çıkıyor. Yukarıdakiler (mülk sahipleri) yönetemiyor, ama aşağıdakiler (emek sahipleri) de yönetmek istemiyor. Çünkü kendilerine on yıllardır yönetemeyecekleri, böyle bir kapasitelerinin olmadığı usturuplu bir dille kültür endüstrisinin demokrasi masalları üzerinden fazlasıyla telkin edilmiş bulunuyor. Bu bir uyuşturucu aşıydı ve tuttuğu anlaşılıyor. Ama bu uyuşturucunun etkisi kriz derinleştikçe geçmeye başlar; biliyoruz. Burada da öyle oluyor.

Türkiye'de son haftalarda yaşananlar, “III. Abdülhamid rejiminin” hukukla hiçbir bağlantısı kalmamış gözaltılar, tutuklamalar, baskınlar, milyarlık fon hırsızlıkları vs. üzerinden artık her türlü pervasızlığı ele alarak kurduğu baskı bir sonun habercisi gibi... Halkın iktidar zenginleriyle kendi yoksulluğunu karşılaştırıp yeni bir tutuma yönelebileceği söylenebilir. Henüz tam değil, ama ilk sinyaller gelmeye başladı.

Ya Avrupa'da durum nasıl?

NEOLİBERAL BARBARLIK YOLUN SONUNDA, AMA...

Avrupa'da da neoliberal barbarlığın yolun sonuna geldiği, yükselmeye başlayan sokak itirazlarından ve sağın sağındaki yükselişten anlaşılıyor. Örnek: Fransa-Almanya hattında,  eğer kamuoyu araştırmalarına bakacak olursak, şu anda “aşırı sağ” iktidarda. Bir iktidar değişimi kendini zorla hatırlatıyor. Bu yeni basınç o kadar belirgin ki, Almanya'da sosyal demokrasinin (SPD) güçlü ismi, Ukrayna'daki çıkmaz sokak savaşlarının devamından yana Savunma Bakanı Boris Pistorius elinde mikrofonla meydanlarda “Alman milli marşını” söylemek, AfD'nin yükselişine karşı komik “antifaşizm çağrıları” falan yapmak zorunda kalıyor. Bunu Başbakan Friedrich Merz ile aynı dalga boyunda, Filistin'deki katliama rağmen orada ve Ukrayna'daki militarizmi, savaşı desteklerken yapıyor.  

Çok alametler belirdi gerçekten ve bazı yeni aktörler adeta bir anda sahneye fırlayıveriyor.

Biz bu yeni gelenlerin iktidara yürüyüş sloganlarını değil, gidenlerin, gitmek zorunda kalanların, ama tırnaklarını iktidar koltuğuna hızla/hazla geçirmiş bu İslamcı/Türkçü/Kürtçü sömürgen sınıfın çığlıklarını duyuyoruz daha çok...

Yine de feraha çıkmaktan söz edemiyoruz.

Ama Türkiye'de de Almanya Avrupası'nda da bizzat yönetenlerin yolun sonuna geldiklerini gördüğünü ileri sürebiliriz. Bu bir abartma sayılmamalı.

Abartma, “Tamam bunlar gidiyor, onlarını yerini bozulan işleri düzene sokacak yeniler alacak!” dersek olur. Yok çünkü öyle bir şey. Türkiye'de İslamcıların yerini alabilecek birileri mi var? Farkları var mı? Peki, ya Avrupa'da klasik sağın yerini alabilecek bir alternatif var mı? Yok. Farkları yok AfD ile CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti'nin... Aldanmayın birbirlerine saydırmalarına. Kayıkçı dövüşüdür...

Sosyalizmin mezarlığında, dolayısıyla eski ve yeni despotizmlerin çarpışmaya başladığı Avrupa'dan kısa vadede umutlu olmak için henüz bir neden, herhangi bir ışık yok.

Avrupa bir yana, fakat Türkiye her zaman bir büyük sürprizler coğrafyasıdır.

Örnek: 1923 ve 2013 iki müthiş tarih parçası değil mi? Bir daha yaşanmayacak olağanüstülükte iki ileri adım.

Birincisi, ilerici/devrimci bir cumhuriyetin kuruluşunu, ikincisi de (Gezi İsyanı) o diz çöktürülmüş cumhuriyetin tüm kazanımlarına sahip çıkabilecek milyonlar olduğunu ve sokağın sahiplerinin bu kirli işe çok daha ileriden el koyup gerici yönelişi frenlemek, hatta tasfiye etmek üzere harekete geçebileceğini gösteriyor.

Gerçi, ikisine de dönmek, kurtuluşu oralarda aramak mümkün değil. Ancak ilerisi için, büyük çöküşün ortasında yürürken böyle enerji kaynaklarımız hiç yok değil. Onu söylemek istiyoruz.

Çöküşün orta yerindeyiz. Arıyoruz...

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları