Erguvanların, leylakların, sümbüllerin zamanı... Havada asılı kalan bir bahar, Ankara’da aniden bastıran bir yağmur, yağmurun altında sele kapılanlar var.
Mayıs’tayız, baharın tam ortası. Gökyüzü kararsız Ankara’da; bir tarafı güneş, bir tarafı bulut.
Buluta uzanmak istiyorum önce. Yağmur yağsın biraz. Toprak koksun. Şehrin üstüne çöken yorgun hava dağılsın. Ardından güneş açsın, belki gökkuşağı belirirse diye, bakalım mı göğe?
Bakalım...Yağmur sele dönmediyse.
Yağmur, Anadolu’da duanın diğer adıydı. Önce toprağa, topraktan berekete... İnsanla doğa arasında görünmez bir anlaşma vardı sanki eskiden gökyüzünde. Büyük şehirler kurdu insan, önce yanına yamacına suların, nehirlerin. Sonra, Ankara gibi asfalt döktü üstüne.
Yağmuru gökkuşağıyla değil, selle bekliyoruz artık, telefon ekranından buluta bakarken, bir yandan da korkuyoruz evimiz dediğimiz bu şehirde:
“Alt geçit dolar mı?”
“Kaldırımdaki yaşlı kadın sele kapılır mı?”
Sağ çıkar mıyız biz bu sudan?
11 Eylül 1957, Ankara’da can kayıplarının yaşandığı ve Ankara’nın derelerini toprağın altına hapseden sel felaketi geliyor aklıma.
“Su bizi boğmadan suyu boğmaya mı kalksak?” demiş olmalı zamanın ileri gelenleri(!)
İlginçtir ki, felaket günü erken seçim kararına denk gelmiş, sonra derelerin üstü örtülüvermiş.
Suyla oyun olur mu? Doğaya kafa tutulur mu?
Ne yapsın yağmur?
69 yıldır asfaltlanıyor Ankara’da su, Ankara’da toprak.
Biz de isterdik oysa özgürce akan kurşuni dereleri görüp, “Merhaba” demeyi Ahmet Arif gibi İncesu’ya...
Suların üstünde, sulara hasret bir Ankaralı olduk şimdi.
Geçtiğimiz hafta, Mayıs’ın tam ortasında, İstanbul’da yağmur yağıyor... Boğaza karşı Ankara’nın derelerini konuşuyoruz.
1950’lere uzanıyor Ankara günleri: İki Ankaralı sanatçı, coğrafi bir haritada dolaşır gibi dolaşıyor zihinlerinde, ardı ardına akıyor Ankara’nın dereleri...
Onlara katılıyorum. Bilmediğim bir zamanın içinde buluyorum kendimi, Hatip Deresi’nden başlayıp İncesu’ya dolanıyorum. Kavaklıdere, Hoşdere...“Bülbül Deresi” deyince kuşlar uçuyor birden şehirde.
Oysa her biri bir adres, bir semt adı benim ve benim gibi o suları görmeyenler için.
Suyla oyun olur mu?
Biz de böyle oynuyoruz, yeniden kurar gibi şehri kendi sularının üstüne.
Zaten bütün mesele de bu değil mi? Dereleri ıslah edip suyu uyuttuğumuzu sanmak; biraz hafızadan, biraz sudan kaçmak. Suyun yaşadığını unutmak.
Bütün sular romantiktir uzaktan. Yağmur betonla karşılaşana kadar sadece yağmurdur.
Yakınındayız şimdi, büyük şehirlerin büyük yağmurlarının içinde.
Ankara’da bugün insanlar selde sürüklendi. Hatay’da köprüler çöktü, en az üç vatandaş sele kapılıp hayatını kaybetti, Tokat’ta arabalar ağaca bağlandı,15 bin kişi tahliye edildi.
Alışıldık bir manşet gibi: “Tüm yurt sele teslim.”
Doğal afetlerin doğallığını kaybettiği yerdeyiz. Ellerimizle ince ince işliyoruz doğayı, günü gelsin de bizi içine alsın diye. Bile bile kafa tutuyoruz suya, taşa, toprağa.
Ve her seferinde aynı şaşkınlık: “Nasıl olur?”
“Nasıl olmasın?”
Gözümün önünde akan sel, yağmurun içinde gezinen arabalar, Ankara’da yağmur yağınca şehir bir anda unuttuğu suları hatırlıyor sanki. Sular özgürlüğünü arıyor. Alt geçitlerden taşan yağmurdan öte bir çığlık.“Ankara bir dere mezarlığıdır” diyenlere inat su canlanıyor.
Bilmem kaçıncı kez uyarılıyor insan: BETON ÇOK GELDİ, SULAR TAŞIYOR...
Dereler aklımızda, sular unutmadı yolunu. Betona ve insanın oyununa kafa tutuyor yağmur.
Yağmur sonrası camı aralayıp aradığımız toprak kokusu gibi;
Su toprağı, şehir kaybettiği suları arıyor bugün Ankara asfaltında.
Çok Okunanlar
Koltuğa geri dönen Kılıçdaroğlu ilk mesajını yandaşa verdi
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'den ilk tepki
CHP Genel Merkezi'ndeki Kılıçdaroğlu portresi indirilip parçalandı
Bakan Gürlek 'temyiz yolu açık' demişti, AKP'li Tayyar aksini söyledi
Alınan kararlar belli oldu
Hikmet Çetin'den mutlak butlan kararı ardından destek açıklaması
Kayyum başkan Gürsel Tekin görevden alındı
Mutlak butlan kararı çıktı
Fatih Altaylı Butlan kararı sonrası olası senaryoları anlattı
Kılıçdaroğlu'na bir şok daha