Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Bir kedi var aklımda, bütün dünya kedi olsa...

Geçen hafta bir sohbette soruyor bir sanatçı hocamız:“Çocuğun var mı?”

“Oğlum var” diyorum, annem ekliyor “bir de kızı…”

Aklıma her gelişinde yüzümde beliren o gülümsemeyle, “kedim” diye açıklıyorum “5 yaşında, bacadan henüz kurtarılmıştı, iki aylık bebekti kucağıma aldığımda.”

Bugünse, bir reklam filmine dair haberler okuyorum. Anneler günü için hazırlanan reklam sakıncalı bulunmuş ve yayından kaldırılmış. Gerekçesi, reklamın aile kavramını “zedeleme”siymiş. Anne-baba-çocuktan oluşan aile ortamı dışında yaşayan anneler de geliyor aklıma... 

Merak edip ailece izliyoruz reklamı. Anne şefkati ve sevgiden başka da bir şey göremiyoruz.

Bir kadının mağazada süpürgelere bakan diğer kadına yönelttiği “Annesiniz galiba?” sorusuyla başlayan reklamda iki kadın, bir köpek bir de süpürge var. 

Kadınlardan biri anneliği okul yaşındaki çocuklarını anlatarak sunuyor, kendisine yöneltilen “annelik” sorusunun üzerine diğer kadın “oğluşum” dediği köpeğini düşünüyor ve bir çocuğun haylazlığını köpeğinde görüyor, belli ki köpeğini çocuğu gibi seviyor.

Bu bir elektrikli süpürge reklamı, “annelik” kavramını fizyolojik bir oluştan öteye taşıyıp koruma, şefkat, sevgi gibi kavrama ait en temel hislerle ve çağrışımlarla genişletiyor ve bu hisleri yüceltmeye devam ediyor: “Bir ömür kalbinde taşıdığında da anne olursun.”Başka bir deyişle, doğurman gerekmez. Ben biraz daha ileriye taşıyorum; çocuğuna babalık yanında annelik yapan erkekleri de düşünüp...

Sonra sormak istiyorum; Siz hiç insandan başka bir canlıyı sevdiniz, koruyup kolladınız, şefkatle yaklaşıp, annelik yaptınız mı?

Peki, siz hiç ailesine bir kedi, bir köpek, bir tavşan, bir kuş dahil etmiş insanları görmediniz mi? 

Hayvanlarla aranızdaki bu mesafeyi neye borçlusunuz?

Yoksa siz de mi korktunuz benim gibi? Sevgiyle korku yan yana durabilir mi? 

Durdu. Çocukken bir kediden korkutuldum ve bir başka kediye dokunabilmem tam 39 yılımı aldı. 

Bu garip korkuyu yendiğimde ise kediden korkmayan bir insanın evinde, bir hayvana yer açmamasının nasıl mümkün olabildiğini sormaya başladım… 

Benim gibi hayatlarının ortasında, bir canlıyı yeni sahiplenmiş olmanın heyecanıyla, bu duyguyu aynı heyecana sahip bir başkasıyla paylaşmak isteyenleri, bir kediyi aileme katınca anladım.

O anneler, o babalar, şaşkınlıkla izledikleri “yavru”larını yeni doğmuş bebeklerinin ilk adımlarını anlatır gibi anlatırlar, türlü fotoğraflarını birbirlerine gösterip nasıl sevdiklerini paylaşırlar...

Sevgide buluşurlar...

Her yer kan, her yer savaşken bile bunu yapabilir onlar.

Sevmek hala mucize gibi. 

Yoksa siz hiç, bir kediyi ya da insandan başka bir canlıyı, hatta bir cansızı sevmediniz mi?

Hayvan sevgisinde buluşan iki kadın mı anneliğe ve aileye zarar verdi? Sizce aile kurumu iki kadının sohbetiyle yıkılacak kadar zayıf bir kurum mu? 

Ya da içine insan türünün dışından bir can daha koyunca büyümek yerine küçülüyor mu aile?

Reklam, özellikle de bu reklam, tam da uzmanlık alanım: bir anne, bir kedi annesi, reklam ile ilgilenen bir akademisyen olarak üç farklı şapkadan bakabilirdim olaya. 

Ben ortadaki şapkanın içinde kaldım bugün: Bir kedi annesi. Hepsini de onun içine aldım, üst üste giydim şapkalarımı.

Şimdi “sakıncalı” kararını verenlere soruyorum, siz hangi şapkanın altından baktınız? 

Geçenlerde yürekten yazdığım ama aynı yürekle, biraz sert bulup yayınlamadan önce bir daha gözden geçirmeye karar vermiştim “Biraz da Hayvanlaşsak mı?” başlıklı yazımı. Otosansür diyelim...

Konu hayatta kalmak olduğunda, hangi hayvan hayatta kalma ihtiyacının ötesinde bir zarar veriyor ki doğaya ya da diğerine?  

Yeni doğmuş bebeğini poşet içinde çöpe ya da canlı canlı asansör boşluğuna bırakan “anneler”(!) geliyor birden aklıma.

Doğa, hayvan, insan üçgenine uzanınca; insanın bugünkü acımasızlığını ve türlü vahşetlerini doğaya ait ve dolayısıyla meşru kılmak için hızlıca referans birkaç hayvanı sıralayacak olanlar var satırların arasında, biliyorum. 

Bir gezintiye çıktım ben de hayvanlar aleminde:

Sırtlan gibi diğer canlıların avına, emeğine el uzatanlar vardı etrafta. Karnını doyurma ihtiyacının ötesindeydi elbet, tilkinin kümesteki tavukları boğazlayıp kenara atması da.

Açık ki; bir tilkinin kurnazlığı ve bir sırtlanın fiziksel alanı insanınkinden oldukça dardı. 

Devrimsel ve evrimsel döngüler içindeki büyük ilerlemelerle insanın fiziki ve zihinsel sınırları neredeyse kaybolmuş, sonunda bu “büyük” sistemin içindeki “küçük” insan, her şeyin “daha fazlası” için yaşar olmuştu. 

Acaba insan kendine benzettiği için mi, diğer hayvanlardan ve “doğal” ihtiyaçlarından uzaklaşan, tilkiyi kurnazlıkla niteledi?

Çok uzaktan bakınca, insanlık hikayesi içindeki bu kısa dönem sanki önemsiz ve geçici gibi. Ancak şurası da kesin ki; insanın doğasını aklamak için vahşi doğaya göz atma gereğimiz bile insanlığın geçen zamana karşın hala nerede ve ne halde olduğunu göstermeye yetiyor.

Bugün, insan en yırtıcı hayvandan bile daha vahşi değil mi? 

“Öyle ki, bazen tarihin bildiği en vahşi insanlardan bile...” diyenleri seslerinden değil, kendi köşelerine çekilmelerinden, suskunluklarından tanıyorum.

Günlük hayatımızın küçük trafiğinde bile öyle insanlara denk geliyoruz ki, biraz da hayvanlaşsak, biraz da hayvanlık mı öğrensek diyorum. 

Bazılarınız “Bu nasıl söz!” diyor. İnsan üstünde ya her şeyin (!) İnsan, “eşref-i mahlukat”!...

Bir kediyle yaşıyorum ve onu izlerken yeniden düşünüyorum yaşamayı, ne çok şey öğreniyorum yaşama dair. En çok da, kendini güneşin sıcaklığına ve ışığına teslim eden kedinin derin huzurundan istiyorum.

“Bizim güneşimiz”in altındaki dünyada yorulmuş, güneşin altında günü batırmış, umudunu kaybetmiş herkes için hem de…

“Biraz da hayvanlaşsak mı?” derken düşündüğüm gibi; hayvan vicdanına, hayvan doğasına geri dönsek daha az zarar vereceğiz sanki birbirimize de, başka türlere de, doğaya da.

İnsan aklının vicdanla yaptığı savaşta, vicdan kaybedince insan aklını da kaybediyor.

2024 yılında hayvanları topluca katleden vahşetin karşısında, “Bir Sokak Kedisi” isimli resim ve şiir sergimde yer verdiğim dizeler ile selamlıyorum ayaklı ve ayaksız tüm canlıları, doğayı:

bir kedi var aklımda

bütün dünya kedi olsa

ben kediden korkardım eskiden

şimdi insandan korkuyorum