Euro
Arrow
55,1480
Dolar
Arrow
49,3480
İngiliz Sterlini
Arrow
65,2399
Altın
Arrow
6694,8707
BIST
Arrow
12.151
Anasayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Özkan Yıldız > Okullarda şiddet: Nasıl önlenir ve neler yapılmalıdır? - 2

Okullarda şiddet: Nasıl önlenir ve neler yapılmalıdır? - 2

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 13.10.2026 06:00

Bu köşedeki önceki yazımda, okullarda yaşanan silahlı saldırılardan hareketle, toplumda giderek yaygınlaşan şiddet ve zorbalığın okul ortamlarına yansımasını sosyolojik bir perspektifle ele almış ve sorunun temel dinamiklerine ilişkin bazı tespitlerde bulunmuştum. Bu bağlamda temel soru şudur: Çocuğu şiddete yönelten ve zamanla şiddetin faili hâline getiren toplumsal, ailevi, psikososyal ve okul içi etmenler nelerdir? Çocukların kendilerini güvende hissetmeleri gereken okul bahçeleri neden şiddet olaylarıyla anılır hâle gelmektedir? Çocuklara neler oluyor? Okullarda şiddet niçin tırmanıyor ve önleyici müdahaleler neden yetersiz kalıyor?

Bu yazıyı kaleme almamın üzerinden henüz bir hafta geçmeden, İstanbul Başakşehir’de bir ortaokulda yaşanan bıçaklı saldırıda bir öğrencinin hayatını kaybetmesi ve çok sayıda öğrencinin yaralanması; başka bir ilkokulda ise bir öğrencinin çantasında silah bulunması, okullarda şiddet riskinin ulaştığı boyutu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu gelişmeler, okul şiddetinin münferit olaylar olarak ele alınamayacağını ve önleyici politikaların acilen güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu yazıda, sorunun toplumsal dinamiklerini göz önünde bulundurarak şiddetin önlenmesine yönelik çözüm önerilerini ele alacağım.

Bireysel Silahlanmanın Artışı

Okul şiddetiyle mücadele, yalnızca okul kapısında başlayan bir güvenlik politikası değil, aileden topluma ve dijital dünyaya uzanan bütüncül bir yaklaşımı gerektirmektedir. Başakşehir'de yaşanan son olay, okul ortamlarında güvenlik zafiyetinin ulaştığı boyutu bir kez daha açıkça göstermektedir. Silah, bıçak ve benzeri kesici-delici aletlerin eğitim alanlarına kolaylıkla sokulabilmesi, öğrenim ortamlarının güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Bu tür tehlikeli aletlerin okula girişini engelleyici denetimlerin ve önleyici güvenlik adımlarının ivedilikle hayata geçirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ailelere de önemli sorumluluklar düşmektedir. Evde bulunan ateşli silah, bıçak ve benzeri tehlikeli araçların çocukların erişemeyeceği şekilde güvenli biçimde muhafaza edilmesi, şiddet riskini azaltmaya yönelik temel bir koruyucu önlemdir. Ebeveynlerin bu konudaki duyarlılığı ve sorumluluğu, olası şiddet olaylarının önlenmesinde hayati önem taşımaktadır.

Öte yandan, bireysel silahlanmayla mücadele ülke çapında kapsamlı bir toplumsal seferberliğe dönüştürülmelidir. Türkiye’de her üç haneden birinde silah bulunduğuna ilişkin tahminler, ateşli silahlara erişimin çocukların güvenliği açısından taşıdığı riske dikkat çekmektedir. Bu nedenle silah edinimi ve muhafazasına ilişkin denetimler güçlendirilmeli, ruhsatsız silahlanmayla mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir.

Şiddetle mücadelede, alan tecrübesine sahip sivil toplum kuruluşlarıyla kurumsal işbirliklerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, Umut Vakfı gibi kurumların periyodik olarak yayımladığı 'Türkiye Şiddet Haritası' verileri, toplumsal risk alanlarının belirlenmesinde ve kanıta dayalı önleyici politikaların oluşturulmasında temel bir veri kaynağı olarak değerlendirilmelidir. 

Bugüne kadar şiddet faillerine odaklanan derinlemesine ve ampirik çalışmaların yetersizliği, konunun arka planındaki toplumsal dinamiklerin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Suça sürüklenme süreçlerinin nasıl örüldüğü, faillerin aile yapıları ile okul-aile-toplum üçgeninde yaşanan yapısal tıkanıklıklar henüz yeterince ortaya konamamıştır. Saha verisine dayalı olarak faili ve suçu üreten toplumsal zemini tanımadan konulacak tanı da uygulanacak önleyici müdahale de eksik kalmaya mahkûmdur.

Dijital Mecralardan Akan Riskler

Dijital ortamlar, çevrimiçi şiddet içerikleri, şiddeti sıradanlaştıran görsel kültür ve medya sunumları bu riskleri daha da büyütebilmektedir. Şiddeti meşrulaştıran ve yücelten ataerkil kültürel kodların sosyal medyada yeniden üretilmesi de özellikle çocuklar ve gençler üzerinde dikkate alınması gereken bir etki alanı yaratmaktadır. Dijital mecralardan kaynaklanan riskler ve tehditler sıkça gündeme getirilse de bu alandaki yasal düzenlemeler ve hukuki mevzuat ne yazık ki gelişmelerin gerisinde kalmaktadır. 

Çocukların ve gençlerin toplumsallaşma süreçlerini adeta bozan yeni dijital sosyalleşme alanları, kontrolsüz bir yapı oluşturmaktadır. Genç kuşakların zihinsel ve sosyal dünyalarını koruyabilmek adına, bu yeni dijital mecralara yönelik gecikmeksizin etkili, uygulanabilir ve kararlı önlemler alınmalıdır. Çocuklara algoritmaların içerikleri nasıl yönlendirdiği, çevrimiçi grupların şiddeti nasıl normalleştirebildiği ve tehdit edici içeriklerle karşılaştıklarında nasıl yardım isteyecekleri öğretilmelidir. Çocuklarda dijital okuryazarlık ve eleştirel farkındalık geliştirilmelidir. Çocuklar ve gençler dijital gettolardan akan türlü risklerden korunmalıdır. Okullarda çocuklara yönelik etkin “dijital okuryazarlık” ve “eleştirel farkındalık” eğitimleri verilmelidir. Bu eğitimler ailelere dönük de yapılmalıdır.

Siber Zorbalık, Akran Baskısı ve Çeteleşmenin Artışı

Günümüzde akran zorbalığı, baskısı ve şiddeti gün geçtikçe artmaktadır. Zorbalık ve çeteleşmeyle etkin mücadele ve müdahale edilmelidir. Öğretmenler bu konuda donanımlı hale getirilmelidir. Sanal mecralara taşınan siber zorbalık örtük ve tespiti daha zordur. Örneğin, OECD’nin PISA 2022 verileri, Türkiye’de akran zorbalığının önemli bir okul sorunu olduğunu göstermektedir. 15 yaş grubundaki öğrencilerin yüzde 25’i kız, yüzde 28’i erkek olmak üzere en az ayda birkaç kez zorbalığa maruz kaldığını belirtmiştir. Bu oranlar OECD ortalamasının üstündedir. 

Kentin dezavantajlı bölgelerindeki okullarda artan çeteleşme ve şiddet, gençlerin aidiyet ve korunma arayışının akran baskısı, olumsuz rol modeller ve çarpık sosyalleşme süreçleriyle birleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sorunun çözümü için aile, okul ve toplumsal çevre arasındaki iş birliği güçlendirilmeli; ekonomik yoksunluk, sosyal dışlanma ve gelecek kaygısıyla mücadele edilerek gençlerin güvenli aidiyet alanları oluşturulmalıdır. Okul temelli psikososyal destek, akran ilişkilerini güçlendiren çalışmalar ve erken müdahale programları yaygınlaştırılmalı; şiddetle mücadele yalnızca disiplin önlemleriyle değil, önleyici ve koruyucu sosyal politikalarla yürütülmelidir.

Güvenli Okul İkliminden Uzaklaşılması

Okullar, büyük okul ve kalabalık sınıf kıskacından kurtarılarak makul ölçeklerde bütüncül ve çağcıl ihtiyaçlar doğrultusunda bir anlayışla yeniden yapılandırılmalıdır. Boğucu, ezbere dayalı müfredat, uzun ders saatleri ve betona sıkışmış okul bahçeleri öğrencilerin okul aidiyetini zedelerken; ağır iş yükü, yetersiz gelir ve mesleki yalnızlık ise öğretmenlerin tükenmişliğini artırmaktadır. Sorun zincirleme uzayıp gitmektedir.

Krizden çıkış; bahçesinden sınıfına öğrencileri özgürleştiren bir okul iklimi kurmaktan, öğretmenlerin çalışma koşullarını iyileştirmekten ve eğitim kadrosuna riskli çocuklarla çalışma, stres yönetimi ile kriz çözme becerilerini kazandıracak güçlü psikososyal desteği sağlamaktan geçmektedir.Okullarda, sosyal, sportif ve sanatsal aktiviteler arttırılarak yeniden cazibe merkezi haline getirilmelidir.

Okul rehberlik sistemi; denetleyen, şekillendiren ve cezalandıran otoriter bir anlayıştan çıkarılmalıdır. Bunun yerine sistem; okul iklimini güven, sevgi ve karşılıklı değere dayandıran, katılımcı, insan odaklı demokratik bir aidiyet alanına dönüştürmelidir. Bu bapta “okul meclisleri” yeniden fonksiyonellik kazanabilir. Rehberlik hizmetleri, öğrencilerin denetlenecek nesneler değil, değer verilen ve önemsenen bireyler olduklarını hissetmelerini sağlamalıdır. Bu doğrultuda katı disiplin anlayışı yerine demokratik değerleri benimseyen, öğrenci odaklı bir okul iklimi oluşturulmalı; madde bağımlılığıyla mücadele kapsamında özellikle ‘dezavantajlı’ ve akademik başarısı düşük öğrencilere yönelik rehberlik ve psikososyal destek hizmetleri güçlendirilmelidir.

Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi ve ailelerin okula duyduğu güvenin artırılması, çocukların gelişimi ve güvenliği açısından temel bir gerekliliktir. Aile içi iletişimin zayıflaması, çocukların anlaşılma ve aidiyet arayışlarını dijital mecralara yöneltebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla güvene dayalı ilişkiler kurmaları, davranış değişikliklerini, içe kapanmayı ve akran çevresinden uzaklaşmayı erken uyarı işaretleri olarak değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Ailelerin çocuklarını yargılamadan dinlemesi ve yakından gözlemlemesi, şiddete yönelme riskinin erken fark edilmesi ve önleyici müdahalelerin geliştirilmesi açısından kritik önem taşımaktadır.

Medyanın şiddeti yeniden üretme ve normalleştirme potansiyeli göz ardı edilmemelidir. Şiddet olaylarının sunumunda faili yücelten, saldırıyı dramatize eden ve şiddeti görünürlük yoluyla ödüllendiren haber dilinden kaçınılmalıdır. Medya, sansasyonel anlatılar yerine şiddetin toplumsal nedenlerine odaklanan, mağdurların haklarını gözeten ve şiddetin taklit edilmesi riskini azaltan etik habercilik ilkelerini benimsemelidir.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları