Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

CHP içi krizi iktidarın siyasal tasarımı içinde düşünmek

CHP’de yaşanan kriz, siyasal ve kurumsal bir tartışmanın sınırlarını aşarak tarafların birbirlerini ağır suçlamalarla hedef aldığı sert bir çatışma ortamına dönüşmüştür. Sosyolojik açıdan bakıldığında, yaşanan kriz parti tabanında ve sıradan vatandaşlarda önemli bir hayal kırıklığı ve güvensizlik yaratmıştır. Sosyal medyada dolaşıma giren spekülasyonlar, trol faaliyetleri ve bilgi kirliliği de mevcut gerilimi daha da derinleştirmektedir.

Oysa Kemal Kılıçdaroğlu döneminde temelleri atılan müzakereci ve kapsayıcı siyaset tarzı, Özgür Özel’in seçim meydanlarında kurduğu, Atatürk ve Cumhuriyet değerlerini merkeze alan samimi ‘Türkiye İttifakı’ söylemiyle birleşerek çok önemli bir sosyolojik dönüşüme öncülük etmiştir. Farklı politik hassasiyetlere sahip seçmen gruplarını ortak bir gelecekte buluşturan bu geniş tabanlı sosyolojik yapı, ülkenin demokratik ve ekonomik yarınları adına toplumsal bir umut dalgası yaratmıştır. 

Gelinen noktada, ana muhalefet partisinin kendi içinde yaşadığı yönetsel tartışmaları bir an önce aşması elzemdir. Zira büyük emeklerle ilmek ilmek örülen bu toplumsal kredinin ve demokratik ittifak potansiyelinin iç çekişmelere kurban edilmesi, sadece partinin kurumsal geleceğini zedelemekle kalmayacak; değişim bekleyen milyonlarca yurttaşın demokratik inancında da telafisi güç bir kırılmaya yol açacaktır.

İKTİDARIN 2028 STRATEJİSİ

2024 yerel seçimlerinin ardından siyasal iktidar, iki temel stratejiyi eyleme geçirmektedir. İlki, Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlatılan “Terörsüz Türkiye” süreci olmuştur. Bu girişimle, yerel seçimlerde destek vermeyen Kürt seçmenin bir bölümünün yeniden iktidar blokuna yönlendirilmesi hedeflenmektedir.

İkinci strateji ise, yerel seçimlerden güçlenerek çıkan CHP’nin siyasal etkisini azaltmaya yönelik olarak kurgulanmıştır. Bu çerçevede, partinin iç sorunlarının öne çıkarılması ve enerjisinin iç tartışmalara yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Sonraki süreçte yaşanan gelişmeler de bu yöndeki iddia ve tartışmaları güçlendirdiği aşikârdır.

Siyasal iktidar tarafından bu stratejiyle, derinleşen ekonomik krizin yol açtığı toplumsal hoşnutsuzluğun ve öfkenin siyasal etkilerinin sınırlandırılması amaçlanmıştır. Geçim sıkıntısının arttığı, dar gelirli kesimlerin yoksullaştığı ve gençlerin geleceklerini ülke dışında aramaya yöneldiği bu dönemde; toplumda yaygınlaşan gelecek kaygısı ve umutsuzluk duygusunun siyasal olarak yönetilebilir hale getirileceği varsayılmıştır.

2024 yerel seçimleri, Türkiye’de değişen toplumsal eğilimlerin siyasal alana yansıdığı önemli bir dönüm noktası olmuştur. Seçim sonuçları, toplumda güçlü bir değişim talebinin bulunduğunu göstermiş; bu talep özellikle CHP’ye yönelik önemli bir toplumsal destek ve güven olarak ortaya çıkmıştır.

Partinin, yeni kent ve beldelerde elde ettiği başarılar, seçmen tabanını genişletmiş ve yalnızca belirli bölgelerle sınırlı olduğu yönündeki algıyı zayıflatmıştır. Böylece CHP, Anadolu’nun farklı kesimlerinde de karşılık bulan bir siyasal aktör hâline gelmiş; bu toplumsal genişleme partinin iktidar alternatifi olma potansiyelini önemli ölçüde güçlendirmiştir.

CHP SORUNU DEĞİL, ÇÖZÜMÜ OLGUNLAŞTIRMALI

CHP’nin bugünkü krizi, basit bir yönetim sorunu olmanın ötesinde, toplumsal değişim beklentilerini karşılayabilme kapasitesine dair tarihsel bir sınavdır. Derin ekonomik ve sosyal buhran yaşanırken ana muhalefet partisinin iç çekişmelere gömülmesi, kitlelerin talepleri ile siyasal temsil mekanizmaları arasındaki bağı koparma riski taşımaktadır; bu nedenle mevcut gerilimin akıl ve bilimin rehberliğinde, demokratik müzakereyle aşılması kaçınılmazdır.

Cumhuriyet’in kuruluşundan, laik devletin gelişimine kadar, Türkiye’nin modernleşme sürecini üstlenmiş bu köklü kitle partisinin sahip olduğu tarihsel birikim ve kurumsal hafıza, krizden çıkışın en güçlü anahtarıdır. Dolayısıyla bu süreç, salt aşılması gereken bir kurumsal tıkanıklık değil; CHP'nin kendi tarihsel misyonunu günümüz koşullarında yeniden üretip üretemeyeceğini belirleyecek kritik bir eşiktir de. Bu zorlu dönemde tüm sorumluluk sahibi aktörlere çok önemli görevler düştüğü göz ardı edilmemelidir.

CHP DEĞİŞİMİ ISKALAYAMAZ

CHP, 100 yıllık tarihi boyunca programlarını ve ilkelerini dönemin değişen şartlarına göre sürekli yenilemiştir. Bu dönüşüm süreçlerinde, toplumsal dinamikler ile küresel ve yerel siyasi gelişmeler her zaman belirleyici birer faktör olmuştur. Doğal olarak, 1920’lerin ve 30’ların ulus-devlet inşa sürecine ait siyasal ve toplumsal zemini ile Cumhuriyetin ikinci yüzyılındaki bugünün “konjonktürü” aynı değildir. Dönemsel ihtiyaçların farklılaşması nedeniyle, hem CHP’nin hitap ettiği ve yaslandığı toplumsal taban hem de ülkenin siyasal sistemi köklü bir değişim geçirmiştir. Bu durum, partinin tarihsel süreklilik içinde kendini yeniden üretmesini ve toplumsal taleplere göre programlarını güncellemesini zorunlu kılmıştır.

Türkiye’de, siyasal rejimde değişimin en somut kırılma noktası, 2017 yılında yaşanmıştır. 150 yıllık parlamenter sistem geleneği terk edilerek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmiştir. Bahsi geçen bu anayasal dönüşüm, sadece devlet mimarisini değiştirmekle kalmamış, parti sistemini, ittifak mekanizmalarını ve genel olarak siyasetin tüm kodlarını ve oyun kurallarını kökten dönüştürmüştür.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, “yüzde 50+1” şartının getirilmesi, partileri geniş toplumsal ve siyasal ittifaklar kurmaya zorlamıştır. Ancak bu yeni dönemde seçimlerin adilliği, devlet kaynaklarının kullanımı, medya erişimi, seçim güvenliği ve yargının tarafsızlığı gibi alanlarda yoğun tartışmalar ortaya çıkmıştır. Siyasal rekabetin eşit koşullarda yürütülmediğine yönelik algının güçlenmesi, özellikle muhalif seçmenler arasında demokratik sürece ve siyasal sisteme duyulan güveni zayıflatmıştır.

Bu tablo, partileri yalnızca seçim ittifaklarına değil, aynı zamanda farklı toplumsal kesimlerle yeni ilişkiler kurmaya da yöneltmiştir. Unutulmamalı ki, Türkiye’de seçmen davranışları uzun süre sağ ve sol bloklar arasındaki güçlü kültürel ayrışmalar üzerinden şekillenmiştir. Bu nedenle CHP’de toplumsal önyargıların aşılması ve farklı kesimler arasında güven inşa edilmesi kolay olmamıştır. Kılıçdaroğlu’nun 2018’de başlattığı diyalog”, “müzakere” ve “helalleşme” siyaseti bu açıdan önemli bir dönüm noktasıdır. CHP’ye mesafeli duran kesimlerle kurulan temaslar ve “parlamenter demokrasi” etrafında oluşan “vicdan kardeşliği buluşması”, muhalefetin daha geniş bir iş birliği geliştirmesine katkı sağlamıştır. Bu müzakereci ve çoğulcu yaklaşım, zamanla seçim sonuçlarına da yansımıştır. Nitekim 2019’da İstanbul ve Ankara’nın, 2024’te ise Bursa, Denizli, Manisa ve Balıkesir gibi büyükşehirlerin kazanılması, muhalefetin toplumsal desteğini ve iktidar olma kapasitesine dair inancı belirgin biçimde güçlendirmiştir.

DİYALOG VE SAĞDUYU ZAMANI

Özetle, 2024 yerel seçimleri sonrasında geniş toplum kesimlerinde CHP’nin Türkiye’nin temel sorunlarını anlayabilecek ve çözüm üretebilecek bir siyasal alternatif olduğu yönünde güçlü bir kanaat oluşmuştur. Seçmen, partiye önemli bir toplumsal kredi açmış ve değişim beklentisini CHP üzerinden ifade etmiştir.

Bu nedenle, Kılıçdaroğlu döneminde şekillenmeye başlayan ve Özgür Özel liderliğinde devam eden siyasal mücadele hattının, iç gerilimler nedeniyle zayıflatılmadan sürdürülmesi kritik önemdedir. Asıl mesele, kişisel ve örgütsel rekabetleri aşarak toplumsal değişim talebini güçlü bir siyasal programa dönüştürebilmektir.

CHP, içine düştüğü krizden ancak sakinlik, dayanışma ve bütünleşerek çıkabilir. Bu süreç, partinin iki önemli aktörü olan Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında çatışmacı değil, diyalog ve müzakereye dayalı iletişimin kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Parti içi gerilimlerin yönetilmesi ve kurumsal bütünlüğün yeniden tesisi, ancak parti için diyolog ve uzlaşı kültürünün işletilmesiyle mümkündür. 

Bu noktada, her iki tarafın da kesin yargılardan ve çatışmacı söylemlerden uzaklaşması; süreci sağduyu, diyalog ve akılcı bir yaklaşım çerçevesinde yönetmesi büyük önem taşımaktadır. Tarihsel sorumluluk bilinciyle ortak bir çözüm iradesinin ortaya konulması, yalnızca partinin kurumsal bütünlüğünü korumak açısından değil, aynı zamanda muhalefetin toplumsal güven ve etki kapasitesini güçlendirmek açısından da gerekli görünmektedir. CHP Cumhuriyetin ikinci yüzyılında iç çatışmalara boğulan bir ümitsiz, iddiasını ve varlığını sorgulayan kaybeden bir parti mi olacak? Yoksa kurucu ve kuruluş misyonuna mülhem ekonomik ve sosyal restorasyonun kilit partisi olacaktır? 

CHP’nin geleceği; iç çekişmelerle gücünü tüketen statükocu bir yapıya dönüşmesi ile köklü geçmişini bugünün ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarıyla birleştirerek toplumsal değişimin öncüsü olması arasındaki tercihlerinde gizlidir.