Geçtiğimiz hafta, Gaziantep'te karne gününde yaşanan ve bir çocuğun yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan acı olay, son dönemde okullarda tırmanan ‘akran şiddeti’nin kaygı verici boyutunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Genellikle sosyal medyada sözlü tartışma olarak başlayan sürtüşmelerin okul çevresinde kesici ve ateşli silahların kullanıldığı ölümcül çatışmalara dönüşmesi, eğitim ortamlarının güvenliğini derinden sarsmaktadır.
Çocukların kesici, delici ve ateşli silahlara kolayca erişimi ve sıradan anlaşmazlıkların dahi cinayetle sonuçlanması, akran şiddetinin ulaştığı vahim boyutu açıkça ortaya koymaktadır. Okulların korku ve kaygının egemen olduğu güvensiz mekânlara dönüşmesi yerine, çocukların kendilerini güvende hissettikleri huzurlu öğrenme ortamları olması zorunludur.
Akranlar arası şiddet, okul, aile ve toplum boyutlarını kapsayan, bütüncül politikalar gerektiren çok yönlü bir toplumsal sorundur. Bu çerçevede, okullarda giderek artan akran şiddeti vakaları yalnızca bir disiplin sorunu değil, aynı zamanda önleyici politikalar geliştirilmesini gerektiren önemli bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmelidir. Gaziantep'te okul önünde yaşanan ve bir öğrencinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan trajik olay ise, bu konuda gecikmeden etkili önlemler alınması gerektiğini gösteren önemli bir uyarıdır.
Çocuk, içine doğduğu aile ortamını yalnızca fiziksel bir büyüme alanı olarak değil, toplumsal dünyayı ve davranış kalıplarını anlamlandırdığı ilk öğrenme alanı olarak deneyimlemektedir. Bu nedenle toplumsallaşma sürecinin en kritik evresinde sevgi yerine zorbalığa ve kaba güce uğraması, bu yıkıcı davranışı ilk ‘doğru’ iletişim ve sorun çözme yolu olarak benimsemesine yol açmaktadır. Özellikle ülkemizde aile içinde öğrenilen saldırgan davranışların arkadaş çevresine taşınarak toplumsal yaşamda yeniden üretildiği görülmektedir. Bu nedenle ailede başlayan şiddet, bireysel değil toplumsal bir sorundur.
Akran şiddeti ve zorbalığı alanında yapılagelen araştırmalar; Hiperaktivite ve dürtüsellik, depresyon, düşük benlik algısı ile kaygı düzeyinin yüksek olmasının şiddet davranışları açısından önemli risk etmenleri olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanında, okul başarısızlığı ve devamsızlık yaşayan çocuk ve gençlerin hem şiddete maruz kalma hem de şiddet içerikli davranışlar sergileme olasılıklarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, şiddetin yaygın olduğu aile, okul veya sosyal çevrelerde yetişen ve daha önce şiddet deneyimi yaşayan gençlerin saldırgan davranışları model alma ve normalleştirme eğilimlerinin arttığı görülmektedir. Bu bulgular, akran şiddetinin yalnızca bireysel özelliklerle değil; psikolojik, sosyolojik, pedagojik ve ekolojik etkenlerin karşılıklı etkileşimiyle ortaya çıkan çok boyutlu bir olgu olduğunu göstermektedir.
Dan Olweus'a göre, bir davranışın zorbalık olarak değerlendirilebilmesi için üç temel özelliği taşıması gerekir. ‘Kasıtlı zarar verme amacı’, ‘davranışın tekrarlanması’ ve ‘zorba ile mağdur arasında güç dengesizliğinin’ bulunmasıdır. Zorbalığın yalnızca fiziksel saldırılardan ibaret olmadığını; sözel zorbalık, sosyal dışlama, tehdit, alay etme, dedikodu yayma ve psikolojik baskı gibi farklı biçimlerde ortaya çıktığını vurgulayan Olweus, zorbalığın yalnızca zorba ile mağdur arasında yaşanan bireysel bir sorun olmadığını; sınıf arkadaşları, okul iklimi, aile ve toplumsal çevrenin de bu süreci doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır. Bu nedenle akran zorbalığına yönelik önleyici çalışmalar, okul, aile ve toplumun ortak sorumluluğu çerçevesinde yürütülmeli; değişen toplumsal koşullar doğrultusunda sürekli güncellenen bütüncül müdahale programlarıyla desteklenmelidir.
Gaziantep'te bir öğrencinin ölümüyle sonuçlanan olay, Dan Olweus'un akran zorbalığının zamanla tırmanan bir süreç olduğu görüşünü doğrulamaktadır. Olay, yalnızca failin davranışıyla değil; şiddeti teşvik eden, destekleyen ve sessiz kalan akranların etkisiyle ölümcül bir boyuta ulaşmıştır. Bu durum, akran zorbalığının bireysel değil, grup dinamikleri ve okul iklimi içinde gelişen toplumsal bir süreç olduğunu açıkça göstermektedir.
Okullarda artan şiddet, eğitim sistemi açısından ciddi bir sorundur. Bu nedenle geçici çözümler yerine, akran şiddetinin nedenlerini temel alan bütüncül ve önleyici politikalar geliştirilmelidir. Bu amaçla düzenlenecek sempozyum ve çalıştaylarda tüm paydaşların katılımıyla kanıta dayalı çözüm önerileri oluşturulmalı ve belirlenen stratejiler gecikmeden uygulamaya geçirilmelidir.
Okul rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin mevcut işlevleri güçlendirilmeli; geleneksel yaklaşımların ötesine geçilerek okul sisteminde yapısal bir reform gerçekleştirilmelidir. Bu doğrultuda; dijitalleşen ve karmaşıklaşan yeni nesil çocukluk sorunlarını doğru analiz edebilen, "izleme, önleme, koruma ve müdahale" süreçlerini eş zamanlı yürüten, çok işlevli ve dinamik bir kurumsal yapı ortaya konmalıdır. Erken uyarı sistemlerini barındıran bu bütüncül modelin hayata geçirilmesi, akran şiddetinin krize ve suça dönüşmeden engellenmesi açısından hayati bir zorunluluktur.
Okul güvenlik politikaları kapsamında, mevcut okul şiddet ve risk haritaları sahanın değişen dinamiklerine göre hızla güncellenmeli ve bu verilere dayalı somut eylem planları oluşturulmalıdır. Bu süreçte en kritik nokta, yaşanan olayların kurumsal kaygılarla örtbas edilmemesi veya zamana bırakılarak geçiştirilmemesidir. Aksine, meydana gelen her vaka tüm yönleriyle, şeffaf bir biçimde rapor edilerek kayıt altına alınmalıdır.
Bu bağlamda, okullarda disiplinin etkili biçimde uygulanması, güvenlik tedbirlerinin alınması, okul çevresindeki suç ortamının temizlenmesi, artan madde bağımlılığına yönelik tedbirlerin alınması, öğrencilerde sıkça gözlenen güvensizlik, umutsuzluk, karamsarlık ve sıkıştırılmışlık duygusunun giderilmesi, okula ve öğretmene güvenin sağlanması, demokratik değer ve kuralların benimsetilmesi, okulun sosyal, kültürel ve sportif olanaklarının iyileştirilmesi, okul-aile işbirliğinin güçlendirilmesi veli toplantılarının daha sık yapılması, ezberci değil öğrenci odaklı programların geliştirilmesi, okul terk ve devamsızlıklarının önlenmesi, rehberlik hizmetlerinin daha etkin hale getirilmesi öğretmen ve yönetici kadrosu dışında eğitim koçlarının atanması, dezavantajlı, sorunlu ve başarısız öğrencilerle özel olarak ilgilenilmesi, öğrenci takip sisteminin oluşturulması ve eğitim uygulamalarının sürekliliğinin sağlanması ayrıcalıklı önem kazanmaktadır.
Sonuç olarak akran şiddeti, yalnızca bireysel davranışlarla açıklanamayacak kadar karmaşık, okul, aile ve toplumun ortak sorumluluğunu gerektiren çok boyutlu bir toplumsal sorundur. Kalıcı çözüm; riskleri önceden belirleyen, bilimsel verilere dayanan, önleyici ve sürdürülebilir politikaların kararlılıkla uygulanmasına bağlıdır. Çocukların korku içinde değil, güven ve huzur içinde eğitim görebildiği okul ortamlarını yeniden inşa etmek, yalnızca eğitim sisteminin değil, toplumun geleceğine karşı ortak bir sorumluluktur.
Çok Okunanlar
Fenerbahçe'nin Avusturya kampında 7 isim yok
Cezaevindeki Deniz Göktaş’tan ilk mesaj!
İstanbul'da kavurucu sıcaklar başlıyor
Özgür Özel'in ziyaret ettiği Deniz Göktaş'tan İmamoğlu sözleri
ABD NATO temsilcisinin İncirlik ve İzmir turu neyin hazırlığı?!
Özgür Özel'in masasındaki anketten Kılıçdaroğlu'na kötü haber!
HKP’nin Ankara'daki NATO eylemine polis müdahalesi
NATO Türkiye için güvenlik değil risk üretmektedir
Fatih Altaylı'dan dikkat çeken Deniz Göktaş çıkışı
'Bir büyükşehir belediyesi kesin olarak AKP'de'