Orhan Kemal’in 'Aydınlık gerçekçi' solculuğu

ORHAN KEMAL MÜZESİNDE NEDEN DUYGULANDIM?
Birkaç yıl önce Orhan Kemal Müze evine gitmiştim. Müze, romancımızın en küçük oğlu Işık Öğütçü tarafından kurulmuştur. Müze Cihangir'dedir. Müzede en çok dikkatimi çeken emanetler Abdülkadir Kemali Öğütçü’den müdevver kırmızı yeşil şeritli İstiklal madalyası, Nuriye Öğütçü’nün dikiş makinesi ve çay takımı olmuştu. Bunları görmek beni duygulandırmıştı. Çektiğim birkaç resme şöyle bir not düşmüşüm: Dev gibi bir kadın: Nuriye Öğütçü.
Gerçekten de Adana’ya yerleşmiş bir muhacir kızı olarak 15 yaşında evlendiği Orhan Kemal ile kurduğu ailenin direği olmuş. Evlilik tarihi: 5 Mayıs 1937. Nuriye Hanım, büyük romancımıza “Raşit” diye hitap ediyor anladığım kadarıyla. Orhan Kemal’in gerçek adı Mehmet Raşit Öğütçü.
Nuriye Hanım, çok zor koşullarda tekstil işçiliği yapmış, İstanbul’a geldikleri zaman Sultanahmet’te bir çorap fabrikasında işe girmiş; evinde dikiş makinesi ile çalışmış çok büyük bir kadın. İstiklal Madalyası ise Birinci Mecliste Kastamonu milletvekili olan Abdülkadir Kemali Bey’den kalma.
ORHAN KEMAL’İN BABASI ABDÜLKADİR KEMALİ BEY MİLLETVEKİLİ İKEN AİLESİ NEREDE İDİ?
Bu konuda okuduklarımdan kesin bir sonuca varamadım. Abdülkadir Bey’in milletvekili seçilmesi, 1920’de Kastamonu vilayetinde Bidayet Mahkemesi savcısı olması ile ilgilidir. İkinci seçmenler savcı beyi seçip Birinci Meclise göndermişlerdir.
Meclis’in ilk döneminde aile Adana’da. Çukurova bölgesi Fransızlar tarafından işgal edilince aile Konya’ya naklediliyor. Delibaş isyanı sırasında Konya’dalar. Orhan Kemal 1914 doğumlu olduğuna göre bu tarihlerde altı yaşında bir çocuk olmalı.
Bir çok yerde Milli Mücadele döneminde Ankara’da olduklarına dair satırlara rastladım. Büyük bir ihtimalle öyle.
Bu arada bir spekülasyon yapmadan geçemeyeceğim.
Nazım Hikmet ve Vala Nurettin 1921 Şubatında İnebolu üzerinden Ankara’ya gittiler. Mustafa Kemal Paşa’ya takdim edildiler. İsmail Fazıl Paşa tarafından. Gazi de gençlere “maksatlı” şiir yazmalarını öğütledi. Bu olay meclis koridorlarında gerçekleşti.
Eğer Kemali Bey’in eşi ve çocukları da Ankara’da idiyse, 19 yıl sonra Nazım’la Bursa Cezaevinde koğuş arkadaşlığı yapacak olan Orhan Kemal de oradaydı. 7 yaşında bir çocuk olarak.
Milletvekili baba Kemali Bey, İstiklal Mahkemesi yargıçlığında bulunduğu gibi Koçgiri isyanından sonra bölgeye gönderilen Tahkikat komisyonunda da görev yapmıştı.

BABASINDAN KALMA İKİ MİLLİ MÜCADELE HATIRASI
Abdülkadir Kemali Bey, Türk bağımsızlık savaşını zaferle taçlandıran Meclisin üyesi. Büyük Zaferde sonra kırmızı-yeşil şeritli İstiklal madalyası ile taltif edilmiş. Bir de Osmanlı-Türk geleneği olarak mağlup düşman ordusundan ele geçirilmiş (iğtinam edilmiş) bir mauser verilmiş kendisine.
Büyük zaferin bir hatırası olarak milletvekillerine birer tane “mauser” dağıtılmış. Bunlar Orhan Kemal’in babasından tevarüs ettiği Milli Mücadele hatıraları.
BİR MUHALİF OLARAK ABDÜLKADİR KEMALİ ÖĞÜTÇÜ
Orhan Kemal’in babası Abdülkadir Kemali Bey, arkadaşımız Meral Demirel’in ifadesiyle “Tam bir Muhalif” Adı İkinci Grupla birlikte anılsa da bence onlardan biri değil. Onun muhalefeti Ali Şükrü Bey veya Hüseyin Avni Ulaş ile aynı kategoride değerlendirilemez. Terakkiperver Fırka çevresinde bulunmamış. 1924’te Toksöz’ü çıkarmış. Bence tek başına muhalif. 17 Aralık 1930’da Suriye’ye geçmiş, 9 yıl dönmemiş.Büyük bir ihtimalle İsmet Paşa’nın büyük uzlaşma programı çerçevesinde 1939’da dönmüş.
Bergama Hakimliğine atanmış, bir süre sonra istifa ederek İstanbul’da avukatlık yapmaya başlamış. (1940) Oğlu Mehmet Raşit de (Orhan Kemal) bu sırada askerde iken mahkum olmuş. Avukatlık yaparken “Büyük Doğu” Mecmuasında yayınlanmış yazıları var.
Kemali Bey, 1889 Osmaniye doğumlu, İstanbul’a gelmiş, önce Hamidiye Yüksek Ticaret mektebinde, sonra Mekteb-i Hukuk’ta okumuş. Oradan mezun olmuş, savcılık, yargıçlık yapmış. Bazı görev yerleri uzak Şark ve Arap vilayetleri. Siirt, Basra gibi.
Mütarekede Bilecik Ermenilerinin tehciri ile ilgili olarak tutuklanmış, bir süre Bekirağa Bölüğünde tutuklu kalmış. Herhalde Divanı Harp kararı ile olmalı. Sonra salıverilmiş.
BEYRUT SÜRGÜNÜ’NÜN ORHAN KEMAL’İN HAYATI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Abdülkadir Kemali Bey, Adana’ya döndükten sonra Toksöz ve Ahali gazetelerini çıkardı. 1930 sonbaharında muhalif bir fırka kurdu: Ahali Cumhuriyet Fırkası. Serbest Fırka’nın kendisini feshettiği sonbahar.
Kurduğu muhalif fırka takibata uğrayınca Beyrut’a gitti. 1931 yılı başından itibaren sürgün hayatı yaşadı. Beyrut’ta Lübnan vatandaşı olmadığı için avukatlık yapamadı. Ailesi ile birlikte ciddi geçim sıkıntıları çekti. Eşinin altınlarını bözdurarak açtığı Türk Lokantası girişimi de başarılı olmadı. Orhan Kemal babasının lokantasında bulaşıkçılık yaptı. Matbaa işçiliğinde çalıştı.
Bir süre sonra anne ve babasının onayı ile Adana’da yaşayan babaannesinin yanına döndü. (1932) Kemali Bey ise 1939’a kadar yurtdışında kaldı.Beyrut’tan sonra bir süre de Kudüs’te şansını denedi. Orada da geçim zorlukları çektiler. Aile ucuz bir pansiyonda hayata tutunmaya çalıştılar. Bedevilerin yoğun olarak bulunduğu bir çevrede yaşadılar. Gittikçe daha fazla “sınıf düştüler”. Bu dönemde Orhan Kemal babaannesinin yanında idi. Adana Tepebağ mahallesinde. Nuriye Hanım ile evlenene kadar bu çevrede yaşadı. Çırçır fabrikasında katiplik yaptı. Baba evi ve Avare Yıllar romanlarında anlatılan ortam burasıdır.
İLK İSTANBUL TECRÜBESİ BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANDI
Orhan Kemal Adana’da “golcü Raşit” sıfatıyla anılacak kadar başarılı bir futbolcuydu. Futbola ilgisi hep devam etti. İleri yaşlarında formalı bir fotoğrafını görmüştüm. Beyrut’tan döndükten sonra. İstanbul’a gitmek ve Fenerbahçe’de oynamak istemektedir.İstanbul’da halası yaşamaktadır. Arkadaşları ile birlikte İstanbul’a gitti. Hala, sadece Mehmet Raşit’i kabul edebileceğini söyledi. Yanında getirdiği arkadaşlarını istemedi. Futbol dünyasında parlama hayali gerçekleşmedi. 1933 başında Adana’ya dönmek zorunda kaldılar.
ORHAN KEMAL ASKERE “BEDELLİ” OLARAK GİTTİ. BU NASIL OLABİLİR?
Mehmet Raşit Öğütçü, silah altında iken komünizm propagandası yapmaktan mahkum oldu: 5 yıl. Cezası 1939 yılı başında Askeri Yargıtay tarafından onaylandı. Mahkumiyet tarihi 11 Ekim 1938 ‘dir. Askeri Yargıtay1939 Ocak başında kararı onaylamıştır Kızı Yıldız’ın doğumunda kısa bir süre sonra askere gitmiştir. Askere gidiş tarihi : 1 Mayıs 1938’dir
Cezaevinden tahliyesi: 26 Eylül 1943. Evine döndüğünde kızı 5 yaşındadır.
Mahkum olduğunda terhisine 35 gün kaldığından bahsedilir. O tarih itibariyle Türkiye’de askerlik süresi 18 aydır.
Bunun anlamı Orhan Kemal’in bedelli olarak askere gittiğidir. İttihat ve Terakki iktidarından beri ilke olarak bedelli askerlik yoktur. (Jön türk devrimi) İstisnai haller bazen geniş bazen de dar yorumlanmıştır.
Örneğin, Milli Kurtuluş Savaşı sırasında ziraatle uğraşan toprak sahipleri için bedelli askerlik vardı. Gerekçesi tarım ürünlerinin arttırılması idi. Orduyu besleyecek kaynaklara ihtiyaç vardı.
Şimdi öğrendiğime göre erken cumhuriyet döneminde bedel-i nakdi vardı. 600 tl yi taksitle ödeyenler 6 ay süreyle askerlik yaparlardı. Bunu sağlayan düzenlemenin 1111 sayılı Askerlik Kanun olduğunu gördüm. (1927)
Askeri mahkeme kayıtlarında "12. piyade alay bölüğü bedelcilerinden Abdülkadir Kemali oğlu Raşit Kemali" olarak bahsedilmektedir. Yani Orhan Kemal 6 ay süreyle kıta görevi olan bedelli statüsünde idi.
Askerde propaganda faaliyetleri nedeniyle mahkum oldu. Şimdi benim merak ettiğim asıl mesele şu: 30’larda 600 TL büyük bir para. Orhan Kemal’in babası zaten hala Beyrut’ta. sürgünde. Evlendiği Nuriye Hanım’ın ailesi de geçim sıkıntıları çeken bir aile. Bu para nasıl temin edildi. Doğrusu merak ediyorum. Bir ihtimal babasının Osmaniye’deki arazileri satılarak para denkleştirilmiş olabilir.
Böyle bir imkan bulmasına, arkasında genç bir kadın ve yeni doğmuş bir kız çocuğu bırakmış olmasına rağmen hangi saiklerle askerde mahkum olacak kadar üstleriyle tartışmaya girmiş olabilir. Doğrusu bu haleti ruhiyeyi anlamakta zorlanıyorum.

ABİDİN- GÜZİN DİNO ÇİFTİ İLE OLAN HUKUKU NEREDEN KAYNAKLANIYOR?
Abidin Dino, İkinci Dünya savaşı yıllarında Adana’da sürgündür. Güzin de İstanbul Edebiyat Fakültesindeki asistanlık görevini bırakıp Adana’ya gelir. 1943’te evlenirler.Orada Fransızca öğretmenliğine başlar. Adana Halkevi'nde gençlerle bir araya gelen Abidin Dino o dönemde Adana'da pamuk işçiliği, arzuhalcilik ve kütüphane memurluğu yapan Yaşar Kemal (Kemal Sadık Gökçeli) ile bu ortamda tanışır.
Bu arada Orhan Kemal Bursa Cezaevinden tahliye edilip Adana’ya gelmiştir. Türksözü Dergisi çevresinde bu insanları tanır. Yaşam boyu bağını sürdürür.
MALATYA- ADANA HATTINDA ÜÇÜNCÜ MEVKİDE YOLCULUK (1944)
Eşi Nuriye Hanım’ın Sadun Tanju’ya verdiği bir mülakat var. Burada hakikaten çok üzüntü verici sahneler görmek mümkün. Orhan Kemal Bursa Cezaevinden tahliye edildikten sonra Adana’ya ailesinin yanına dönüyor. Bu arada Nuriye Hanım Bursa’ya eşini ziyarete hiç gelememiş. İş arıyor. Bulamıyor. Malatya Milli Mensucat Fabrikasında çalışan bir arkadaşı ona istihdam için tavassut ediyor. Fabrikaya kabul ediliyor. Yıl 1944.
Fakat askerliğini tamamlamadığı için fabrika yönetimi Orhan Kemal’i işten çıkarıyor.
Malatya’da bir düzen kurabilme umuduyla Adana’daki evlerini tamamen dağıtmış durumdalar. Artık Adana’da bir evleri yok. Kızları Yıldız ve yeni doğmuş ilk oğulları Nazım (40 günlük ) iken gece Malatya’dan Adana’ya üçüncü mevki trenle dönüyorlar.
Nuriye Öğütçü Malatya’dan Adana’ya dönüş gecesini şöyle anlatmıştır:
“Gidecek yerimiz yok. Nazım var. Yıldız var. Yatırdım hepsini taşların üstüne, istasyonun betonuna. Uyudular. Fakat korkunç sinek var, hangi birini koruyayım? Bir kâğıt buldum, bir Orhan Kemal’e salladım, bir çocuklara. Öylece sabahı bekliyoruz. Biraz sonra biri geldi, bekçiymiş, ‘yasak burada uyumak’ dedi. ‘Kalkın gidin’ dedi. Bizi oradan kovdu. Kalktık. Gece yarısı araya araya bir akraba bulduk. Oraya sığındık kaldık sabaha kadar perişan halde…” Nuriye Hanım o geceyi Cumhuriyet gazetesinin 23 Haziran 1970 tarihli sayısında “Eşi Nuriye Öğütçü Anlatıyor, Orhan Kemal’le Mutlu Yıllar” başlıklı mülakatta anlatmıştır: “Adana dönüşümüzün gece yarısı Adana garında nereye gideceğimizi bilemeden kalışımızın, iki küçük çocukla yorgunluktan perişan olmuş halde istasyonun betonları üzerine uzanıp sabahı edişimizin acısı hikayesidir.” demiş.
İSTANBUL’A AİLESİ İLE BİRLİKTE NE ZAMAN GELDİ ?
Bu konu tartışmalıdır. Bazı kaynaklarda 1950 Nisanı olarak yazılmış. Ben 1951 yılı Nisanı olduğunu tahmin ediyorum. İki nedenle. Demokrat Parti iktidarı tarafından Verem Savaş Dispanserindeki katiplik işinden uzaklaştırıldıktan sonra deniliyor. Bu nedenle 1950 olamaz. DP 14 Mayıs 1950 seçimleri ile iktidara geldiğine göre. Öbür karine ise, İstanbul’a geldikten sonra arkadaşı Nazım Hikmet ile görüşmüş olması. Nazım 15 Temmuz 1950’de tahliye oldu. Yurtdışına çıkışı 17 Haziran 1951. Öyleyse Adana’dan İstanbul’a geliş tarihi 17 Nisan 1951 olmalı. İstanbul’a geldiklerinde cezaevinden arkadaşı İzzet’in Kasımpaşa’daki evinde kalıyorlar. 3 ay. Evde tam 13 kişi yaşıyorlar.

72. KOĞUŞ NASIL YAZILDI?
Orhan Kemal, 1951’de ailesi ile birlikte İstanbul’a gelmiştir. Bu kararı vermesinde mahpusluk hayatı, eksik kalan askerliğini tamamlamamak zorunda kalması, Adana ve Malatya Mensuat fabrikalarında işe kabul edildikten sonra işten çıkarılması, Adana’dan tanıdığı Yaşar Kemal’in de şansını denemek için İstanbul’a gitmiş olması, Kasımpaşa’da oturmakta olan bir arkadaşının teşviki gibi nedenlerle ailesini yanına alarak (5 kişi) İstanbul’a geldi. Kasımpaşa’da arkadaşının evinde 3 ay misafir kaldılar.
Bundan sonra İstanbul’da hayata tutunmaya çalıştılar. Nuriye Hanım Sultanahmet’te bir çorap fabrikasında çalışmaya başladı. Orhan Kemal de yazdığı hikaye ve romanları yayınlatmak için Babıali’de yayınevlerini dolaşıyordu. Yazdığı roman ve hikayeler başlangıçta pek ilgi görmedi. Çoluk çoçuğunu İstanbul’a getirdiği için pişman olduğu zamanlar oldu. O tarihte Yıldız (1938 doğumlu kızı) Nazım (1944 doğumlu ilk oğlu) ve Kemali (1949 doğumlu ikinci oğlu) ) yanlarındaydı. Işık daha doğmamıştı.
1953’e kadar Fener-Balat’ta bir evde oturdular. 1953 kışında günümüzde Orhan Kemal Evi olarak bilinen Cibali’deki eve taşındılar. 72. Koğuş, o kış yakacak odunu kömürü olmayan bu evde yazıldı. Sadece Adana’dan getirdikleri bir gaz ocakları vardı.
72. Koğuş, yoğun kar yağışı altında bir gecede, eski yazı ile yazıldı. Daha sonra arkadaşı Fikret Otyam’a yazdığı mektuptan anladığımıza göre, eserini kabul ettireceğinden ve bir miktar avans alabileceğinden emin olarak müsvettelerini bir yayınevine götürdü.
Eser ertesi gün yayınevi danışmanı tarafından “müstehcen” olduğu gerekçesi ile reddedildi. Cebinde tek kuruş olmadan, evdeki çocuklarının yolunu gözlediğini bilen Orhan Kemal, yaşadığı o çaresizliği şu sözlerle ifade edecektir:
“Müsveddemi geri verdiler... Kar dinmiş, güneş soğuğu kırmış, dünya pırıl pırıldı. Bu şıkır şıkır dünyadan o kadar uzaktım ki, alamadığım avanstan çok, yaptığım işin anlaşılmaması koymuştu bana. Eve geldim, kendimi sedire kalıp gibi bıraktım... Hani serde erkeklik olmasa, bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım.Hem de katıla katıla..."
ORHAN KEMAL ROMANCILIĞI ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ
Orhan Kemal, edebiyat tarihçileri/ eleştirmenler tarafından toplumcu gerçekçi bir romancı olarak değerlendirilir. Yazar ise kendisini “Aydınlık Gerçekçi” olarak tanımlar. Bu tanımın içinde en dramatik anlarda bile geleceğe dair bir umut vardır. Bu duyguya inanç demek belki daha uygun olacaktır.
Aydınlık gerçekçilik, Orhan Kemal’e göre, gerçekte olanı olduğu gibi yansıtmak değildir yalnızca. Gerçeğin ölçülerini kendinde toplayıp “olmuş mu” ile birlikte “olabilir mi”nin de karşılığını aramaktır. Burada hayali olan gerçek olanı destekler.Aydınlık gerçekçiliğin kurucu unsuru iyimserliktir. “Burjuvalaşmış teknik karşısında ezilen insanlar benim insanlarım olmuştur” der Orhan Kemal ve ekler, “Ben, aydınlık, umut dolu, bana yaşama sevinci, kötülüklerle savaşabilme gücü veren romanlar yazmayı seviyorum.”
Orhan Kemalromanında Kemal Tahir’de gördüğümüz”kuram şablonuna” sığdırma çabası görmeyiz. ( Kuram ATÜT ve Kerim Devlet olarak anlaşılmalı) Orhan Kemal edebiyatında kurama ihtiyaç yoktur. Zorlamaya da. Kahramanlar konuşarak sizi gerçekle karşı karşıya getirirler. Yaşar Kemal’in Tolstoy çağrışımlı uzun betimlemeleri de yoktur. Orhan Kemal’de emek ve sömürü vardır. Ama yazar bunu sizin gözünüze sokmaz. bir zorlama hissetmezsiniz.
Onun romanında emekçi sınıfların zorlu yaşam koşullarını, tarımda makineleşmenin getirdiği (tarım kapitalizmi) yeni sınıf çelişkilerini görmek mümkündür. Bunun güzel bir örneği “Bereketli Topraklar Üzerinde” romanıdır.
Onun karakterleri “sıradan, küçük insanlardır” Yazar onları tüm zaafları, hırsları ile ele alır. Karakterler onun büyük bir gözlem gücünü gösterir.
Orhan Kemal’in eserlerinde kişisel hayat hikayesi kendini hissettirir. Yazarın kendi yaşam çizgisi romanlarının en büyük kaynağıdır. Çocukluk ve gençlik yıllarını anlattığı Baba Evi, Avare Yıllar ve Cemile gibi novellalar kendi hayatından izler taşır. Zorluklara, yoksulluğa, sömürüye rağmen karamsarlık yoktur; iyimser bir bakış açısı hakimdir.
Orhan Kemal romanlarında Çukurova tarım emeğinin ve İstanbul proleteryasının buruk tadını hissedersiniz demiş bir yazar. Onun için Türkiye kapitalizminin vakanüvisidir diyen de var.
Roman ve hikayelerinin bir özetini yapmak gerekirse: Baba Evi (1949), Avare Yıllar (1950), Murtaza (1952), Bereketli Topraklar Üzerinde (1954), Vukuat Var (1958), Hanımın Çiftliği (1961), Gurbet Kuşları (1962), Kanlı Topraklar (1963). Dahası var elbette.
Romanlarının çoğu önce gazetelerde tefrika edilmiştir. Vatan, Dünya, Ulus, Son Havadis, Cumhuriyet gibi gazetelerde. Bunu da belirtelim.
ORHAN KEMAL’İN SOLCULUĞU
Orhan Kemal sol literatür ile ne zaman tanıştı bilmiyorum. Bildiğim şu: Orhan Kemal emeğin, ırgatların, kent proletaryasının yazarıdır.
1938 Donanma davasında gözaltına alınmış sonra serbest bırakılmış diye bir bilgi ile karşılaştım. Davada yargılanan insanlar ile herhangi bir teması olduğuna ihtimal veremedim. O tarihte İstanbul’da bile değil. 1932’de Beyrut’tan döndükten sonra hayatı Adana’da yaratılan artık değer üzerinde yükselen mütegallibe hegemonyası ortamında bir çırçır fabrikasında katiplik etmekteydi.
Orhan Kemal, 1937’de Nuriye Hanım ile evlenmiş, 1938’de Yıldız doğmuştu. 1 Mayıs 1938’de Niğde’de silah altına alındı. Kışlada Nazım Hikmet ve Maksim Gorki okuduğu ve sosyalizm propagandası yaptığı için askeri mahkemede "yabancı rejimler lehinde propaganda yapmak ve askerleri isyana tahrik etmek etmek" (komünizm faaliyeti yürütmek) suçlamasıyla mahkum olmuştur. Kaynaklarda mahkum olduğunda terhis edilmesine 35 gün kaldığı yazılıdır.
Orhan Kemal (Mehmet Raşit Öğütçü) babasının tutuklanmamak için Lübnan’a kaçması nedeniyle eğitimini tamamlayamamıştır. Ortaokul son sınıfa kadar okumuştur. Sosyalizm literatürüne ne kadar hakim olduğu konusunda tereddütlerim var. Ama bu benim için önemli değil, Orhan Kemal’in sosyalistliği kitabı değil hayat mektebindendir.
Yazarımız, cezası infaz edilirken Bursa Cezaevine gönderilir. Nazım Hikmet de Çankırı’dan oraya nakledilmiştir.
Nazım’la 3.5 yıllık arkadaşlığı aynı koğuşu paylaşmaları ile başlar. Nazım Orhan Kemal’e o yaşına kadar kadar edindiği bütün birikimini aktarmaya çalışır. Moskova KUTV üniversitesinde edindiği bilgiler tarihi maddecilik, sosyalizm, Fransızca, edebiyat gibi.
Bu noktada Nazım Hikmet ve Orhan Kemal’in sosyalist teori seviyelerine ilişkin görüşümü söylemek isterim. Her ikisinin de literatür bilgilerinin zayıf olduğundan eminim. İkisinin de “yürekten sosyalist “olduklarını söyleyebilirim. Özellikle Orhan Kemal bedenen çalışmış, hamallık bile yapmış bir isimdir. Emeğin, sömürünün ne olduğunu bilen/yaşamış bir insandır. Şair olmaya çalışan bir genç iken ondaki düzyazı kabiliyetini keşfeden Nazım Hikmet olmuştur. Bu nedenle Nazım’ı ustası olarak görür.
Hikaye ve romanları emek, sömürü ve sınıf çelişkileri üzerinedir. Demokrat Parti iktidarı ile yükselmeye başlayan “Türkiye kapitalizminin” yarattığı sınıf çelişkileri temelinde eserler vermiştir. Mekanlar çoğunlukla Çukurova ve İstanbul’dur.
Orhan Kemal’in 50’lerde temel gailesi ailesine bakabilecek bir gelir sağlamaktır. Yazarak geçimini sağlar. Ailesine zar zor bakabilmektedir. Kazancı 60’ların ortasına kadar rahat bir hayata yetecek kadar olmamıştır.
60’ların göreli “hürriyet” ortamında TİP’e yakındır. Ama hiçbir zaman partili olmamıştır. Yaşar Kemal ise TİP’e girmiştir. Buna rağmen TİP Fatih örgütünün bir toplantısına davet üzerine gider. Oradaki konuşması “ komünist hücre faaliyeti” sayılır. TİP’lilerle birlikte tutuklanır. (Mart-Nisan: 1966) Bir süre sonra serbest bırakılır. İktidarda Adalet Partisi, hükümetin başında Süleyman Demirel vardır.

ORHAN KEMALİN SAĞLIK SORUNLARI
Orhan Kemal’in kalp- damar sorunları (kardiyovasküler) olduğu anlaşılıyor. Babası ile yaşam süresi aşağı yukarı aynıdır. Baba Kemali Bey 1949’da Ankara’da Temyiz Mahkemesinde bir dava takip ederken aniden vefat etmiş. Orada defnedilmiştir. Babası 59, kendisi 56 yaşında hayata veda etti. Atatürk’ün annesi, babası ve kendisinin yaşam süresi dikkate alındığında genetik faktörlerin ömür beklentisini (life expectancy) büyük ölçüde belirlediğini düşünüyorum.
Orhan Kemal’in hayatı boyunca uğraştığı geçim sıkıntıları, yaşam kalitesinin ciddi bir şekilde düşük olması, kenar mahallelerde kiralık evlerde yaşaması, romanlarında umut veren, aydınlık gerçekçi üsluba rağmen ağır stres altında yaşaması sağlık sıkıntılarının bir başka önemli nedenidir.
RUSYA VE BULGARİSTAN DIŞINDA YURTDIŞI SEYAHATİ YOKTUR
Orhan Kemal iki kez yurt dışına çıkabilmişti. Beyrut sürgünü hariç. Moskova ve Sofya’ya ödül almak üzere uçakla gitmişti. Her iki seyahatinde rahatsızlanmıştı.
Romancımız Sovyet Yazarlar Birliği’nin daveti üzerine gittiği Moskova’ya indiği gün gece rahatsızlandı. Kısmi felç geçirdi. hastaneye yatırıldı. Bence sebep uçak yolculuğunun beyin içi dolaşımı olumsuz etkilemesi idi. (1969)
Sovyet Yazarlar Birliği Hastanesinin doktorları, romancımızı uzun süre tedavi altında tutmak istediler. Teklifi kabul etmedi. Kararı yanlıştı. Ağır hastaydı. Biraz toparlanınca dönmek istedi. Moskova’da mihmandar eşliğinde yapılan birkaç günlük kültür gezisinden sonra okulların açılışını bahane ederek İstanbul’a dönmek istedi. Yanında Nuriye Hanım da vardı. Işığı Öğütçü 1957 doğumlu olduğuna göre açılacak okul onun okulu olmalı. Ağustos ortası gidip Eylül başında dönmüş oldular.
Zaten o tarihe kadar Orhan Kemal’in pasaportu da yoktu.Sovyet Yazarlar Birliği Maksim Gorki’nin doğumunun 100. Yılı münasebetiyle davet etmişti.
İktidarda Adalet Partisi vardı. İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sükandı. “Kızıllar nefesimizi enselerinde hissediyorlar” sözünün sahibi meşhur anti komünist içişleri bakanımız. Arkadaşı Fikret Otyam’ın mücadelesi ile pasaport verildi.Bu sayede Rusya’ya gidebildi.
Netice itibariyle Rusya seyahati (Ağustos- Eylül 1969) sağlık nedeniyle çok kısa sürdü.
Bulgaristan Seyahatine gelince, Fikret Otyam’a yazdığı mektuptan anladığıma göre Bulgaristan seyahati 5 Mayıs’ta başlamış (1970) Rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmış ve 2 Haziranda hayata veda etmiş. Uçakla gittiği Sofya’dan bir konvoy eşliğinde kara yolu ile getirilmiş. (5 Haziran 1970)
Sofya’da vefatıyla sonuçlanan sağlık meselesi de bence aynıydı. Rusya’dakinden daha ağır bir beyin kanaması geçindi. Beyin ağır hasar aldı. Konuşma melekesi tamamen gitti. Kurtarılamadı.
Romancımızın sağlık durumu ile ilgili yazılarda tüberkülozdan da söz ediliyor. Ama bununla ilgili tatmin edici bir bilgiye rastlayamadım.
SOFYA’YA GİTMEDEN ARA GÜLER’DEN FOTOĞRAF İSTEKLERİ
Orhan Kemal, 12 Eylül 1914’de Adana, Ceyhan’da doğmuş, 2 Haziran 1970’de Sofya’da vefat etmiştir.
Romancımız, Sofya’ya gitmeden birkaç gün önce- sabah erken saatte-Ara Güler'in Galatasaray'daki evine gitti. Güler, onu içeriye buyur ettikten sonra, "E, hayrola?" demekten kendini alamamış;
"Ara, biliyorsun ki, gidiyorum. Oğlum, ne olur ne olmaz..Bakarsın dönmeyiveririz gittiğimiz yerden! Gitmeden önce şöyle birkaç resmimi çeksen diyorum..."
Ara Güler Leica'sını boynuna asmış, yedek makaraları yanına almış, birlikte İstanbul'un sokaklarında bütün gün dolaşmışlar.
Ara Güler, İstanbul’un değişik mekanlarında resimlerini çekmiş üstadın.
Bir çok Orhan Kemal’in bir çok resmi o günden kalmadır.
Sanırım kendisini hiç iyi hissetmiyordu. Akıbetinden kuşkuluydu.
Kendisinin de söylediği gibi Orhan Kemal gitti ve dönmedi!




