Bir Kumpas davası: Yıldız Çadır Mahkemesi

Sultan Aziz’in tahttan indirilmesinin nedeni nedir?
Sultan Aziz 30 Mayıs 1876 günü halledildi. Bir padişahın tahttan indirilebilmesi için ilmiye ve seyfiye'nin (ulema ve ordunun) ittifakı gereklidir.
Tarih böyle olduğunu göstermiştir.
İslam kamu hukuku doktrinine göre ehl-ül hall vel akt yetkisini haiz seçkinler sınıfı tarafından tahttan indirilebilir. Ehlül hall vel akt: (tahttan indirme ve biat etme)
Hall eyleminde en önemli rolü hall fetvası oynar. Sultan Azizi deviren erkan-ı erbaanın (isterseniz cunta) en önemli unsuru Serasker Hüseyin Avni Paşa’dır.
İkinci kişi Hasan Hayrullah Efendi’dir. Hall fetvası veren şeyhülislam. Sonra sırasıyla sadrazam Mütercim Rüştü Paşa ve kabinede sandalyesiz bakan Mithat Paşa gelir.
Sultan Aziz’in tahttan indirilmesinin nedeni iç ve dış sorunların derin bir kriz halinde sürmesidir.
Mali iflas bunların başında gelir.
Mahmut Nedim Paşa hükümeti tarafından Ramazan kararnamesi ilan edildi. Ramazan Kararnamesi, Osmanlı Devleti'nin mali iflasını resmen ilan ettiği bir karar olup, ilk tebliğleri 6 Ekim 1875'te yayımlanmış ve bütün olarak padişah tarafından 30 Ekim 1875 (30 Ramazan 1292) tarihinde onaylanmıştır.
Osmanlı Devleti bu kararnameyle, iç ve dış borçlarının faiz ve anapara ödemelerini 5 yıl süreyle yarıya indirdiğini ilan etti.
Ödenemeyen diğer yarısı için ise alacaklılara %5 faizli "Ramazan Tahvilleri" verileceği bildirildi. Bu kararlarla Osmanlı Devleti'nin uluslararası mali itibarı ciddi manada sarsıldı. 1876 Nisanında borç ödemeleri tamamen durdu. Sultan Aziz’in halline bu çerçeveden bakmak doğru olur.
Birkaç yıl sonra (1881'de) Muharrem Kararnamesi yayımlanacak ve Osmanlı vergi gelirlerine doğrudan el koyan Düyûn-ı Umûmiye (Genel Borçlar İdaresi) kurulacaktır. (Sultan Hamid dönemi)
Netice itibariyle, On dokuzuncu yüzyıldaki gelişmeleri çözümlerken daha ziyade siyasi analizler yapılır. Oysa ki iktisadi meseleler en az siyasi kerte kadar önemlidir.
Mütercim Rüştü Paşa ve Hüseyin Avni Paşalar önemlidir. Çünkü biri olaya siyasi destek veren sadrazam paşadır. Öteki ise ordu ve donanmayı operasyon için yöneten seraskerdir. Mithat Paşa erkanın içinde entelektüel kanadı temsil eder. 30 Eylül’de anayasa komisyonu başkanlığına getirilmiş; 19 Aralık’ta sadarete atanmıştır. Eylemi bir reform hareketine dönüştüren kişi Mithat Paşa'dır.

Sultan Aziz tahttan indirildikten sonra çok kötü muamele görmüş, aşağılanmıştır.
Sultan Aziz'in tahttan indirildikten sonra ciddi manada kötü muamele gördüğü bir gerçektir.
Devrik sultana sui muamelenin örgütleyicisinin Serasker Hüseyin Avni Paşa olduğundan kuşku yoktur.
Hüseyin Avni Paşa'nın Sultan Aziz'in bir zamanlar kendisini aşağılamasına karşı kini vardı. Aziz yeğeni Murad’a çok kırgındı. Eğitimi, yetişmesi için gayret sarf etmiş, Avrupa’ya götürmüş, serbest bir hayat yaşatmıştı. O ise darbecilerle (isterseniz hall erkanı) işbirliği yapıp amcasına ihanet etmişti. Aziz, yeğenine sitem etti.
Sultan Abdülmecid Dolmabahçe Sarayını yaptırmış, bütün Saray halkını oraya götürmüştü. (1856)
Yüzlerce yıldır padişahların mekanı olan Topkapı'dan Dolmabahçe’ye sarayın nakli, On dokuzuncu yüzyıl modernleşme tarihinde bir dönüm noktası teşkil eder. Geçmişte tahta biri çıktığında eski padişahın annesi harem halkı ile birlikte Bayezit Meydanındaki Eski Saray’a götürülürlerdi. Eski saray bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu alandır. Şimdi de Sultan Aziz eski saray olan Topkapı Sarayına götürülecekti. Böyle karar verilmişti.
Abdülaziz’in 30 Mayıs 1876'da tahttan indirilmesinden önce en son hall olayı, 28 Temmuz 1808 tarihinde Sultan IV. Mustafa’nın tahttan indirilmesi olmuştu.
Bu iki olay arasında geçen 68 yıl boyunca herhangi bir tahttan indirme hadisesi yaşanmamıştı.
Sultan Abdülmecid’in devlet merkezini Dolmabahçe’ye taşıması, Topkapı Sarayı’nın yaklaşık 380 yıllık idari merkez olma vasfının sona ermesi demekti.
Bu tarihten itibaren saray atıl duruma geldi. Aziz böyle bir mekana götürülüyordu.
Hüseyin Avni Paşa devrik sultanı yağmur altında bütün harem halkı ile birlikte Topkapı Sarayı'na götürdü. Büyük amcası Üçüncü Selim burada katledilmişti. Öldürüleceğini düşündü.
Atalarının yaşadığı bu yer dört yüz yıl boyunca birçok kanlı olaya sahne olmuştu. Tahttan indirilen, öldürülen padişahlar olmuştu.
Ne ilginçtir ki Aziz’e Selim'in katledildiği oda tahsis edildi.
Tahttan indirildikten sonra gördüğü kötü muamele manidardır. Korumalarının, hizmetinde bulunanların laubali hareketlerini tarihe kaydeden resimler mevcuttur.
Aziz’in gördüğü kötü muamelenin ne kadarının tertip ne kadarının insan malzemenizle ilgili olduğu üzerinde düşünmek gerekir.
Bu tür olaylarla ilgili bir gözlemim var.
Türkiye'de ıskat edilmiş iktidar sahiplerine kötü muamele çoğunlukla aşağı katmanlardan gelir. Ben Yassıada’da Menderes’e alaycı bakışlarla bakan zabitlerle, Aziz’e dirseğini dayayıp poz veren müstahdemlerin yüz ifadelerinde ortak bir yan görüyorum. Ben bunu düşene eziyet etmekten haz alma hali olarak tanımlıyorum.
Sultan Aziz’in Feriye Sarayına nakli ve ölümü
Sultan Abdülaziz yeğeni V. Murad’a bir mektup göndererek Topkapı'dan naklini istedi. Eski saray kendisine çok kötü şeyler çağrıştırıyordu. Talebi makul karşılandı.
Bunun üzerine annesi Pertevniyal Sultan ve harem halkı ile birlikte Feriye Sarayına getirildi. (2 Haziran) Feriye Sarayları günümüzde Galatasaray Üniversitesi ve Kabataş Erkek Lisesi'nin bulunduğu saraylardır. Sultan Aziz iki gün sonra (4 Haziran) odasında ölü olarak bulundu. Aziz'in intihar ettiği duyuldu. İfade edildiğine göre bileklerini keserek hayatına son vermişti. Kabataş Lisesi binasından alınarak naaşı Karakol binasına getirildi. Burada ölüm raporu tanzim edildi. Feriye Karakolu günümüzde restoran olarak kullanılmaktadır.
Sultan Abdülaziz'in ölüm raporu nasıl tanzim edildi?
Rapor Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın müdahaleleri altında tanzim edilmiştir.
Paşa’nın tutumu kendisinin devrik sultanının katli ile ilgisini gösteren bir karinedir.
Saray doktorları, elçilik doktorları Feriye Sarayı’na davet edildiler. Saray doktorları Marko Paşa ve Ömer Paşa ilk muayeneyi yapan isimlerdi. Doktorlar intihar raporu vermek istemediler. En sonunda 19 doktorun imza ettiği rapor kerhen verildi. Rapor çok tatmin edici değildi. Ama ihtiyacı karşılıyordu.
Rapora göre “hakanı mahlu” kol bileklerini kesmek suretiyle intihar etmişti.
Gassallar ise Sultan'ın vücudunda bir müsademe sonrası öldüğüne dair izler gördüklerini ifade ettiler. Sultan Aziz’in katli tam eski tarz bir Osmanlı hadisesidir. Devrik Sultan görülen lüzum üzerine fiziki olarak ortadan kaldırılmıştır. Serasker Paşa'nın doktorlara kesik bilekler dışında muayene izni vermemesi yeterince anlamlıdır. Gösterdiği gerekçe de ilginçtir: Mahlu sultanın bedeninin mukaddes olması.
Sultan Aziz neden katledildi? Çok basit bir nedenle: Tekrar tahta çıkma ihtimalini bertaraf etmek için. Osmanlı tarihinde bunun epey örneği vardır. Kanun-u Kadimin cevaz verdiği kardeş katli de devrik padişahın öldürülmesi de taht üzerinde hak sahipliği iddiasını ortadan kaldırmak içindir. Devrik padişah sağ kaldığı sürece bu ihtimal her zaman mevcuttur. Çünkü tahta çıkana göre o da bir Osmanlıdır. Hem de daha kıdemli bir Osmanlı.
Abdülaziz cinayetinin asli failleri ve iştirakçileri kimler olabilir?
Bence Abdülaziz'in katlini örgütleyen Hüseyin Avni Paşa'dır. Destekçilerin başında V. Murad’ın validesi gelir. Destekleyici mahiyette deliller şunlardır. Murat'ın validesinin ihtirasla oğlunun saltanatını bekliyor olması ve Sultan Aziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan'ın doğrudan Murat’ın annesini sorumlu tutmasıdır.
Sultan Aziz’in Topkapı Sarayı'na nakledilmesi sırasında harem mücevheratının yağmalanması işinde V. Murad’ın annesinin adı geçmektedir Bir de tabii oğlunun tahttan indirilme ihtimali de bu katl eylemine katkıda bulunma ihtimalini arttırmaktadır.
Serkasker Hüseyin Avni Paşa'nın öldürülmesi
Sultan Abdülaziz’in katlinin örgütleyici olan Hüseyin Avni Paşa Vükelâ toplantısında öldürüldü.
Abdülaziz'in kayınbiraderi Çerkes Hasan, Aziz’in katlinden sorumlu gördüğü Serasker Paşa'yı katıldığı Bakanlar kurulu toplantısını basarak öldürdü. (15 Haziran 1876)
Olay, Mithat Paşa'nın Beyazıt'taki köşkünde gerçekleşti. Cinayet faili Hasan kısa bir yargılamadan sonra idam edildi.
Payitahtta örtülü iç savaş devam ediyor
Hüseyin Avni Paşa'nın Bakanlar Kurulu toplantısında öldürülmesi yeni arayışlara neden oldu. Paşa'nın öldürülmesi Saray içinde iç savaşın devam ettiğini gösteriyordu. Abdülaziz’in Feriye Sarayında katli, Serasker Paşa'nın Bakanlar Kurulu toplantısı basılarak öldürülmesi tahta çıkarılan V. Murat'ın ağır ruhsal belirtiler vermesine neden oldu. Delilik belirtileri göstermeye başladı
V. Murad ve II. Abdülhamid kimdi?
Abdülaziz Sultan II. Mahmut'un oğludur. Abdülaziz’den önce tahta çıkan Abdülmecid de Sultan Mahmut'un oğludur. Ekber ve erşed evlat kuralına göre sırayla tahta çıkmışlardır. Aziz’den sonra tahta çıkarılan V. Murad Abdülmecid'in oğlu ve veliahttı.
V. Murad üzerine düşünceler
Sultan Aziz, 1867'de Avrupa seyahatine çıktığında oğlu Yusuf İzzettin Efendi ile birlikte kendisinden sonra tahta çıkacak olan iki şehzadeyi de yanında götürmüştü. V. Murad ve II. Abdülhamid.
Murad, elbette taht üzerinde hak sahibiydi. Ama bu amcasının vefatından sonra mümkündü.
Abdülaziz’in bir darbe ile indirilmesi üzerinde çok olumsuz etkiler yarattı. Babıali paşalarının iktidarı ele alarak saraydan bağımsız idare kurma arzusu
Murad’ın ağır psikopatolojik belirtiler vermesi üzerine sekteye uğradı.
Padişah adeta cinnet halindeydi. Üniforma ile kendini havuza atma, camları kırma gibi halleri oldu. Padişah cinnet belirtileri gösteriyordu.
Babıali Tanzimattan sonra iktidar yapısının merkezine oturmuştu.
Devlet aygıtına hakim olan elitler siyasi ve idari içtihat nokta-i nazarından homojen değillerdi.
Ali ve Fuat paşalar devrinden beri uygulanacak politikalar konusunda farklı hizipler vardı. Bunları çok genel olarak tutucu ve reformist kanatlar olarak tanımlayabiliriz.

Mithat Paşa’nın sadrazamlığı ve Kanun-u Esasi’nin yapım süreci üzerine düşünceler
Mithat Paşa Abdülaziz döneminde kısa bir süre sadarete getirilmişti.
Meşrutiyetin de ilk sadrazamı oldu. Bu da kısa sürdü. 19 Aralık 1876-5 Şubat 1877 arasında. Sultan Hamid, onu Mütercim Rüştü Paşa’nın yerine sadarete getirmişti.
Mithat Paşa hall heyetinin entelektüel ayağını teşkil ediyordu. Veliaht-ı saltanat Şehzade Abdülhamid Efendi’yi Kağıthane Çiftliğinde bir heyet eşliğinde ziyaret etti.
Saltanatı karşılığında Meşrutiyet İdaresi-anayasalı devlet-Kanun-ı Esasi ve parlamento sözü aldı. Abdülhamit tahta çıkarıldı. Taahhütlerine uygun olarak Mithat Paşa başkanlığında bir komisyon kuruldu. Mithat Paşa başkanlığında kurulan Meclis-i Mahsusa (anayasa komisyonu) Osmanlı elitlerinden oluşuyordu.
Komisyon çalışmaları muhafazakar-reformcu kanatların tartışmaları ile geçti.
Saltanat hukukunun sınırlandırılması fikrine yanaşmayan Paşalar Ahmet Cevdet Paşa, Sait Paşa gibi isimlerdi. Mithat Paşa karşısındaki cephenin önde gelen isimleri bunlardı.
Anayasanın metin düzenlemesinde Namık Kemal ve Ziya Paşa da çalıştılar.
Bu cepheleşmeyi yeni Osmanlılar ile sarayın etrafında konuşlanan muhafazakarlar olarak ayrıştırmak doğru olur.
Reformcu kanat padişah dahil bütün devlet erkanının meşruiyetini anayasadan alması gerektiğini düşünüyordu. Bu monarkın iktidarının sınırlandırılması demekti. Eğer anayasa bu paradigma çerçevesinde yazılmış olsaydı halife-sultanın sistem içindeki konumu seküler devlet başkanlığına yaklaşmış olurdu.
Muhafazakarlar ise meşrutiyetin bütün kurumlarının meşruiyetini halife Sultan'dan (monark) alması gerektiğini düşünüyorlardı. Sonuçta reform sınırlı kaldı. Meşrutiyete hayat verecek denge mekanizmaları kurulamadı.
Sonuç itibariyle, 1876 anayasasının yapım sürecine Mithat Paşa başkanlık etmesine rağmen anayasa gerçek bir meşrutiyet anayasası sayılamaz.
Anayasanın padişahın şahsını, haklarını ve yetkilerini tanımlayan ifadeler tam olarak şöyledir:
Padişahın hakları için; Hukuk-ı Mukaddese-i Mülûkâne (Padişahlığın Kutsal Hakları), (5. Madde): "Zât-ı Hazret-i Padişahînin nefs-i hümayunları mukaddes ve gayr-ı mesûldür." (Padişah Hazretlerinin yüce şahsı kutsaldır ve sorumsuzdur.) ifadeleri kullanılırken, padişahın egemenlik hakları için (3. Madde): "Saltanat-ı Seniyye-i Osmaniye (...) Zât-ı Hazret-i Padişahîye aittir." İfadesi geçmekteydi.
Görüldüğü üzere, padişahın şahsı mukaddes sayılmakta ve siyaseten sorumsuz bir mevkide tutulmaktadır. Meşrutiyette padişah yürütmenin tek hakimidir. Hatta yürütme aslında padişahtır.
Sadrazam ve Vükelâ Meclisi üyelerinin (Bakanlar Kurulu) tensip ve tayini padişaha bağlıdır.
Padişah, Şeyhülislamı doğrudan diğer üyeleri sadrazamın önerisi ile atamaktadır.
Bu dahi padişahın hükümranlığının kısıtlanması anlamına gelmez. Yasama faaliyeti mebusların kanun teklifleri Şûra-yı Devlet'te ön tetkik ve padişahın müsaadesine bağlıdır. İki devlet erki de padişahın mutlak denetimi altındadır.(yasama ve yürütme)
Buna bir de 113. madde eklendiğinde (sürgün yetkisi) Halife Sultan'ın iktidar alanında hiçbir azalma olmadığı görülür.
Bu nedenle Birinci Meşrutiyet bir ferman anayasa ile yürürlüğe girmiştir.
Babıali'nin (askeri ve mülki erkan) ve seçilmişlerin (mebusan) devlet işlerine katılmaları padişahın bilgi-müsaade ve onayına bağlanmıştı.
Yukarıda belirttiğim üzere devlet işlerinde bütün alt otoritelerin (iktidarların) referansı hukuk-u hükümdaridir. Yani halife sultandır. Bu sonuç meşrutiyetin çok zayıf temellerle kurulduğunu gösterir.
Kanun-u Esasi Takvim-i Vekayi’de bir padişah iradesiyle ilan edildi. Mithat Paşa sadarete getirildi.
Mithat Paşa'nın sürgüne gönderilme nedeni neydi?
Mithat Paşa Kanun-u Esasi'nin ilk sadrazamıdır. Sultan Hamid anayasayı kabul ve ilan etmekle birlikte meşrutiyet padişahı sınırlarına çekilmek, yönetimi sadrazam ve vükelaya bırakmak konusunda isteksizdi. Ataları gibi yönetmek istiyordu. Mithat Paşa ise parlamento karşısında siyasi sorumluluğu olan başvekil rolünü oynamak istiyordu. Avrupa meşruti rejimlerde görüldüğü üzere. Sultan Hamid’in sadrazamın tasdik için gönderdiği bir kısım nizamnameyi onaylamaması veya geciktirmesi üzerine Sultana yeni rejimin özelliklerini hatırlatan bir layiha gönderdi.
Bu yaklaşım bir Osmanlı'nın tahammül edebileceği bir şey değildi. Bu olay bir asır önce vuku bulsa siyaseten katl edilirdi.
Mithat Paşa layihasında “meşrutiyeti ilan etmekten maksadımız istibdadı kaldırarak zat-ı şahanenizi vazifelerinde uyarmak ve devlet vekillerinin vazifelerini tayin etmektir.” İfadelerini kullanmaktaydı.
Bu layihaya padişaha uyarı mektubu demek doğru olur. Kaynaklarda bu mektup ültimatom tezkiresi olarak anılmaktadır.
Tezkerede Başvekil (sadrazam) padişaha görev ve sorumluluğunu hatırlatmaktadır.
Mithat Paşa ültimatomda, “müberra ve müstacel nizamnamelerin reddedildiğinden” söz etmekteydi. Sultan Hamid hatıralarında mektubu “edep ve edebiyattan uzak” bulmakta, sadrazamın kendisine vazifelerini öğretmeye kalktığından bahsetmektedir.
Bu ültimatom üzerine sadrazam Mithat Paşa azledildi. Kanun-ı Esasi'nin 113 maddesindeki yetkisine dayanarak sultan tarafından Avrupa'ya sürgün edildi.
Mithat Paşa Avrupa'da 20 ay sürgünde kaldı. 28 Eylül 1878'de Marsilya'dan Girit'e dönmesine izin verildi. Sürgün sürecine dair birkaç söz daha söylemek isterim.
Mithat Paşa 5 Şubat 1877'de İzzettin Vapuru ile sürgüne gönderildi. İlk durak İtalya'nın Brindizi limanı idi. Burada İngiliz parlamenterlerinden müteşekkil bir heyet kendisini karşıladı. Prusya başvekili Bismark devlet adamlığını öven bir açıklama yaptı. Mithat Paşa Avrupa'da iken Abdülhamit rejimi aleyhine demeç vermedi. Avrupa basını bunu tahrik etti. Başarılı olamadı. Örneğin Times mülakat yapmak istedi. Mithat Paşa bunlardan kaçındı. Padişahın aleyhine konuşmadı.
Reformcu düşüncelerini geliştirmeye, Osmanlı üzerine makaleler yazmaya devam etti. Abdülhamid ile zıtlaşmaktan kaçındı. Bu tutumu sayesinde 28 Eylül 1878'de Girit'te ailesi ile birlikte oturmasına izin verildi. Daha sonra Suriye ve Aydın valiliğine tayini edildi.
Mithat Paşa’nın Avrupa’ya sürgüne gönderilmesinden sonra neler oldu?
Birinci Meşrutiyet’in ilk parlamentosu Mithat Paşa sürgüne gönderildikten sonra toplanmıştı. Mithat Paşa 8 Şubat 1877’de sürgün edilmiş, parlamento ilk toplantısını 19 Mart 1877’de yapmıştı.
Sultan Hamid’in 19 Mart 1877 tarihinde Meclis-i Umûmî’yi (Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan) açarken okuttuğu konuşma, Türk parlamento tarihinin ilk Nutk-ı İftitahîsi (Açılış Nutku / Nutk-ı Hümayun) olarak kabul edilir.
Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede Salonu’nda düzenlenen bu tarihi törende, nutuk padişah adına Mâbeyn-i Hümâyun Başkâtibi Küçük Said Paşa tarafından mebuslara okunmuştur.
Bu süreç Osmanlı-Rus savaşı nedeniyle askıya alındı. Sonra da fiilen yürürlükten kaldırıldı.
Bu vesile ile Sultan Hamid, “Ben artık atam Sultan Mahmud'un izinden gitmeye mecburum.” diyerek, parlamentoyu kapattı. Osmanlı mülkünün idaresini tamamen ele aldı. Bu büyük savaş istibdat devrinin başlamasına imkan sağladı.
İbrahim Ethem Paşa 93 harbi boyunca 11 ay süreyle sadaret makamında bulundu. Atanma tarihi: 11 Ocak 1878. Abdülhamit cephelerde görevli Gazi Ahmet Muhtar Paşa ve Gazi Osman Paşa gibi devrin en büyük komutanları ile doğrudan muhabere halindeydi. Savaşı şahsen yönetmeye çalıştı. Körfez savaşında Özal’ın yaptığı gibi. Uygulanan savaş politikaları mecliste eleştirilince 1877 Mart ayında açılan Mebusan Meclisi 1878 Şubat'ında süresiz olarak tatil edildi.
Ülke yönetiminde artık tamamen Yıldız Monarşisi vardı. Mebusan Meclisi olmadığından Kanun-ı Esasi kağıt üzerinde varlığını sürdürüyordu. Ayan Meclisi üyeleri görevlerini sürdürüyorlardı. Berlin Barışından sonra Abdülhamid sadık paşalarından oluşan bir mutlakiyet rejimi kurdu. Yani istibdat idaresi.
İstibdat rejiminin pekiştirilmesi süreci nasıl yürütüldü?
II. Abdülhamid Berlin Barışından sonra tam bir mutlakiyet idaresi kurdu. İktidar Babıali’den alınarak Yıldız’a kaydırıldı. Saltanatı boyunca 27 sadrazam değişikliği yaptı 18 farklı devlet adamını sadarete getirdi. Sait Paşa 9 kez, Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa 4 kez, Ahmet Vefik Paşa iki kez, Halil Rıfat Paşa uzun süreyle bir kez sadrazam olmuştur. (6 yıl)
Çadır Mahkemesinden sonra sadrazam değişiklikleri iktidarın tamamıyla Yıldız’a kaydığını gösterir.
Mithat Paşa: Avrupa sürgününden Yıldız Mahkemesine
Mithat Paşa sürgünde Sultan Hamid ile gerilimi düşürdü. Onun aleyhinde bulunmadı. Bir süre sonra Girit'te ailesi ile birlikte oturmasına müsaade çıktı. Sonra Suriye Valiliğine atandı. (1878-1880) Fakat vehimli Abdülhamid, Mithat Paşa'nın Suriye'de özerk bir yönetim kurmasından şüphelenerek onu Aydın Valiliğine getirdi. Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa hadisesini unutmamalıyız. Bu endişe büsbütün de yersiz değildi.
Abdülhamid, kendisinden şüphe ettiği için daha yakın bir yerde görevlendirdi. Aydın vilayetinin merkezi İzmir'dedir. Orada vali oldu. Mithat Paşa'nın 1877'den sonra tekrar İstanbul'a dönüşü 1881'de Cevdet Paşa nezaretinde Abdülaziz'in katlinin soruşturulması nedeniyle gerçekleşti.
Mithat Paşa’nın İstanbul’a yargılanmak üzere getirilmesi
Mithat Paşa, 1877 Şubatında sürgüne gönderildikten sonra hiç İstanbul’a gelmemişti. Daha doğrusu buna imkan yoktu. Yıldız mahkemesi gündeme geldiğinde Aydın valisi idi.
Mithat Paşa’nın olayın asli faillerinden biri olduğu iddia edildi. Adliye Nazırı Ahmet Cevdet Paşa tarafından vali olarak bulunduğu İzmir'den şahsen getirildi. Cevdet Paşa kendisine adil yargılanma güvencesi verdi.
Yıldız Çadır Mahkemesi yargılama heyetinde kimler vardı?
Mahkemenin iddia makamına ve yargılama heyetine doğrudan Sultan Hamid tarafından atanan kişilerin kimlikleri kuşku vericidir. Başkan ve üyelerin çoğu Mithat Paşa’ya husumeti olan kişilerdir.
Başkan Ali Sururi Efendi, (hukukçu Sururi Paşa) Başkan Yardımcısı Hristo Forides Efendi, Başsavcı Abdülllatif Bey. Adliye Nazırı Ahmet Cevdet Paşa mahkeme heyetinin arkasında kendisi için hazırlanan özel bir koltukta yargılama sürecini izlemiştir.
Yıldız Mahkemesi süreci nasıl başlatıldı?
Sultan Abdülaziz'in katli ile ilgili soruşturma Sultan Hamid’in Osmanlı elit sınıfı üzerinde tam hakimiyet kurmaya yönelik bir operasyonuydu.
Abdülhamid, Mithat Paşa önderliğindeki liberal reformcu kanadı tasfiye etmek hedefine yönelik olarak soruşturmayı başlattı. Amacı meşrutiyeti mutlak monarşiye çevirmekti. Bundan eminim.
Yargılama Yıldız Sarayı'nın bahçesine kurulan büyük bir çadır-köşkte (Malta Köşkü önü) icra edildiği için "Çadır Mahkemesi" olarak anılır. Yıldız Mahkemesi'nin başsavcısı (Müddeiumumî) Hacı Yalovalı Latif Bey'dir.
Savcı Latif Bey, iddianamesini Sultan Abdülaziz'in intihar etmediği, planlı ve organize bir suikast sonucu boğularak öldürüldüğü tezi üzerine kurmuştur.
Mithat Paşa, suikastın "birinci derece azmettiricisi ve planlayıcısı olarak suçlanmıştır. Savcıya göre:
Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve Damat Mahmud Celaleddin Paşa ile birlikte padişahı tahttan indirdikten sonra, onun yeniden tahta çıkma ihtimalini ortadan kaldırmak için öldürttüler.
Bu ekip- aynı zamanda- Abdülhamid’i tahta çıkaran erkandır. Bu heyete Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’yi ekleyerek erkan-ı erbaa veya hall erkanı adı verilmiştir. Dava, Sultan Hamid’in tahta çıkarılmasından 5 yıl sonra açılmıştır. (1881)
Diğer zanlıların başlıcaları, mahlu padişah V. Murad, annesi Şevkefza Sultan, Abdülaziz’in Mabeyn katibi Fahri Bey ile Mustafa Çavuş, Cezayirli Mustafa, Hacı Mehmet gibi pehlivanlardır. İsnad edilen suç: Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın tertip ve talimatıyla Feriye Sarayında gözaltında tutulan devrik padişah Sultan Aziz ismi anılan pehlivanlar tarafından boğularak öldürülmüş, cinayete intihar süsü verilmiştir.
Üç günde biten yargılama
Yargılamanın olağanüstü bir mahkemede yapıldığı malumdur.
Yargılama heyeti ve Temyiz dairesi doğrudan Sultan Hamid tarafından teşekkül ettirilmişti. Başkan ve üye profilleri kuşku verici idi.
Mithat Paşa'nın eski sadrazam olarak Divanı Ali'de (Yüce Divan) yargılanma talebi kabul edilmedi. Oysa ki Mithat Paşa savunmasında olduğu gibi bu talebinde de haklıydı. Kanun-ı Esasi’ye göre Yüce Divanda yargılanması gerekirdi. Abdülhamid’in kurduğu olağanüstü mahkemede değil.
Yargılama uzun sürmedi. Üç günde bitti. 27-29 Haziran 1881. Cezalar verildi.
Mahkeme, Sultan Abdülaziz'in intihar etmediğine, taammüden (planlı bir şekilde) katledildiğine hükmederek şu isimleri idam cezasına çarptırmıştır: (dokuz kişi)
Mithat Paşa: Cinayetin azmettiricisi ve planlayıcısı olduğu gerekçesiyle. Damat Mahmud Celâleddin Paşa: Mithat Paşa ile birlikte cinayeti planlayan damat paşa, şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi. Damat Nuri Paşa, Seyyid Bey ve İzzet Bey: Feriye Sarayı'nın oda ağaları. Pehlivan Mustafa, Cezayirli Mustafa, Boyacı Hacı Mehmed: Padişahı boğarak öldüren pehlivanlar. Fahri Bey: Mâbeyn-i Hümâyun Başmabeyncisi.

Sanıklar arasında yalnızca Mithat Paşa karara itiraz etmiş, temyiz dilekçesi vermiştir. Dilekçe, Mahkeme-i Temyiz Ceza Dairesi tarafından incelenmiştir. Temyiz dairesi 8 Temmuz 1881'de Mithat Paşa'nın talebini reddederek idam kararını aynen onamıştır. ilamlar Başvekil (Sadrazam) Küçük Said Paşa ile Adliye Nazırı Ahmet Cevdet Paşa'ya gönderilmiştir.
Sultan Hamid, Temyiz Mahkemesi'nin onayladığı bu kararların sorumluluğunu paylaşmak ve geniş tabanlı bir mutabakat sağlamak amacıyla 9 Temmuz 1881'de Yıldız Sarayı'nda 25 kişilik "Fevkalade Meclis" (Özel Kurul) toplamıştır.
Aralarında dönemin en üst düzey devlet adamlarının, ulemanın ve komutanların yer aldığı bu 25 kişilik danışma heyetinin öne çıkan isimleri şunlardır:
Gazi Osman Paşa (Plevne Kahramanı, Dönemin Harbiye Nazırı), Ahmet Cevdet Paşa (Dönemin Adliye Nazırı ve Mecelle'nin mimarı), Küçük Said Paşa (Dönemin Başvekili / Sadrazamı)
Toplanan bu heyette karar için yapılan oylamada, 15 üye: Mahkemenin verdiği idam cezalarının uygulanması yönünde, 10 üye: Cezaların idamdan müebbet hapse çevrilmesi yönünde oy vermiştir. Cevdet Paşa ve Gazi Osman Paşa’nın oyları cezaların infazı yönünde olmuştur.
Fevkalade heyetin çoğunluğu (15 kişi) idamı onaylamış olsa da, anayasaya (Kanun-i Esasi) göre son söz padişaha aitti. II. Abdülhamid, yetkisini kullanmış; idam cezalarını müebbet hapse (Taif sürgününe) çevirmiştir.
Mithat Paşa'nın Taif’te boğdurulmasının siyasi anlamı nedir?
Mahkumlar, sürgün cezalarını çekmek üzere Taif Kalesi’ne götürdüler. 1881’den itibaren gittikçe kötüleşen infaz koşullarında yaşadılar. Mithat Paşa’nın sağlığı ciddi bir şekilde bozuldu. Mithat Paşa 8 Temmuz 1884 gecesi boğularak öldürüldü. Aynı gece Cemile sultan’ın eşi Damat Mahmut Celalettin Damat Paşa da öldürüldü.
Sürgüne gönderip biraz zaman geçtikten sonra zindanda boğdurma tipik siyaset katildir.
Bu dava ile, Sultan Hamid, amcasının katillerinin bulunması ve cezalandırılması görüntüsü altında Mithat Paşa’nın öncülüğünde örgütlenmiş bulunan reformist liberal partiyi tamamen tasfiye etmiştir.
Abdülhamid bundan sonra saltanatını Jön Türklere karşı mücadele ile yürütmek zorunda kalacaktır. Jön Türkler Genç Osmanlıların mirasçısı ve İttihat ve Terakki'nin öncü kadrolarıdır.
Hukuk Defterlerinde yayınlanan Yıldız Çadır Mahkemesinde Yargılanan Mithat Paşa mıydı? Kanun-ı Esasi mi? başlıklı makalem için tıklayınız.




