Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

CHP trolleri ve 'Gestapo’nun Altın Kızı'

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi CHP, son seçimlerde yüzde 37,8 oy alarak, yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. 

Bu seçim başarısının ardından da başına gelmeyen kalmadı. 

Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere birçok CHP’li tutuklandı. Davaları sürüyor.

CHP’nin 4 Kasım 2023 tarihinde gerçekleşen 38. Olağan Kurultay’ı davaların merkezinde yer alıyor.

Söz konusu Kurultay’da CHP’nin 7. Genel Başkanı ve 2023 Seçimleri’ndeki Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ile yarışmıştı. İki kez sayım yapılan Kurultay’ı Özgür Özel kazanmıştı.

Hikayeyi biraz geri sarmak gerekirse…

Özel’in kazandığı Kurultay süreci; 2023 Seçimleri’nin ikinci turundan bir gün sonra, 29 Mayıs’ta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Unutmayın değişmeyen tek şey, değişimdir. Her sahada her ortamda değişim. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç asla beklemeyeceğiz artık” demesiyle başlamıştı. 

İmamoğlu’nun yaktığı değişim ateşi de Kasım’da karşılık bulmuştu. 

Kurultay’daki sonuç, 2024 Yerel Seçimlere giderken muhalefet cenahındaki yılgınlığı tersine çevirmişti. Artık umut vardı.

CHP’nin uzun yıllar sonra birinci parti olmasındaki en büyük etken de şüphesiz genel başkanın değiştiği Kurultay oldu.

Çarşı da bu sonuçlardan sonra karıştı.

İktidar, öncelikle normalleşme adı altında yürütülen süreci kendi lehine kullandı, akabinde yargı sopasını kullanarak büyük bir taarruza başladı.

Önce Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, akabinde Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat derken, sıra İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na gelmişti.

İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Adayı olarak mitinglerde halka seslenirken sıranın kendisine geldiğinin farkındaydı ve bunu defalarca dile getirdi. 

Derken, 19 Mart sabahı kolluk kuvvetleri kapıya dayandı.

Gözaltı süreci devam ederken İBB’ye kayyum atanacağına dair tevatür çıkmaz sokaklarda bile yankılanıyordu.

Tüm bu süreci ve sonrasını az çok biliyorsunuz. 

Kuşkusuz bir de bilmediklerimiz var. 

Öğrenmeye çalıştığımız ancak cevabını bulamadığımız sorularla baş başayız.

Mesela; “Mutlak Butlan” sopası CHP’nin üzerinde sallanırken önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun tavrını öğrenemiyoruz. “Mutlak Butlan” kararı çıkarsa Kılıçdaroğlu partiye dönecek mi, dönmeyecek mi net olarak bilemiyoruz.

Malumunuz; Saray’ın güdümündeki medyada dedikodu yorumculuğu yapanlar var. Kendilerinin Kılıçdaroğlu’na yakın olduğunu belirtiyorlar. 

Dededen CHP’li olduklarına dair etmedikleri yemin kalmadı.

İşte, Kılıçdaroğlu kimi zaman bu kişilere “Mutlak Butlan” ile ilgili birkaç cümlelik değerlendirme yapıyor. Bu demeçler, söz konusu o basın kuruluşlarında büyük puntolarla okurlara/izleyicilere servis ediliyor.

Eğer amaç hasıl olmazsa, açıklama ters teperse Kılıçdaroğlu’nun avukatları bu beyanların gerçek olmadığını açıklıyor.

Normal bir ülkede, bir siyasetçi eğer kendisi hakkında dedikodu, tevatür, karalama kampanyası yürüten bir kuruluş varsa, ona karşı az da olsa mesafeli olur. 

Ancak, Kılıçdaroğlu’nun böyle bir mesafe çizdiğine asla şahit olmuyoruz. Bu ilk örnek…

Bir diğer örnek; İBB Davası ile ilgili iddianame ve dava süreciyle ilgili…

Bu davada gizli tanık olarak yer alanların birçoğunun Kemal Kılıçdaroğlu trollü olduğu artık ayan beyan ortada. Duruşmalar devam ederken herhangi bir keskin, net, hukuki kanıtla şu ana dek karşı karşıya gelmedik. 

“Yahu gerçekten de bunlar neler yapmış böyle, bir çuval inciri berbat etmişler” diyebileceğimiz bir kanıtla, belgeyle karşı karşıya gelmedik. 

Etkin pişmanlıktan faydalanan birkaç kişinin “öyleymiş, böyleymiş” demeçleriyle dava köpürtülürken birçok insan ailesinden, evlatlarından, yakınlarından koparılmaya devam ediyor. 

Beytülmal’a el uzatmamakla övünen Kılıçdaroğlu’nun bu davada açıkça eziyete uğrayan gariban emekçiler adına bir kelam ettiğine de tanıklık etmedik.

Bir diğer örnek; İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı ve bugün ilk duruşmasının görüleceği Casusluk Davası…

Öyle bir iddianame ki, 40 yıldır antiemperyalist ve yurtsever olarak gazetecilik yapan Merdan Yanardağ’ın suçlanma sebeplerinden birisi; 2023 Seçimleri’nin ardından Haziran ayında Kılıçdaroğlu ile gerçekleştirdiği söyleşide, kendisine yönelttiği sorular ve yorumlar…

Savcılık mealen şöyle diyor: “Sen bu programda casusluk organizasyonunun başındaki Hüseyin Gün tarafından kullanıldın ve Gün’ün yönlendirmesiyle sorular sorarak Kılıçdaroğlu aleyhine algı yarattın…”

40 yıllık bir gazeteciye böyle bir ithamda bulunulması hakaretlerin en büyüğü olsa gerek. Bu konuda da Kılıçdaroğlu’ndan bugüne kadar herhangi bir değerlendirme göremedik.

“Bu saatten sonra ‘Mutlak Butlan’ kararı çıkar mı, Kılıçdaroğlu CHP’nin başına yeniden döner mi, eğer dönerse Türkiye’de demokrasi nasıl yara alır?” gibi soruların cevaplarını önümüzdeki dönemde göreceğiz. 

Bitirirken; Nazi Almanyası’nda gerçekleşen bir “muhbirlik” hikayesini anlatmak isterim.

Normalde Nazi örneklerinden pek hoşlanmasam da “Gestapo’nun altın kızı” olarak bilinen Stella Goldschlag’ın hikâyesi çarpıcı.

Stella, Berlin’de yaşayan Yahudi bir ailenin kızı. 1943’te Gestapo tarafından yakalanıyor ve ağır işkencelere maruz kalıyor. Kendisine “muhbirlik” dayatılınca kabul ediyor. 

Sarışın olduğu için Berlin’de saklanan yüzlerce Yahudi’yle önce dostluk kuruyor, daha sonra onları Gestapo’ya teslim ediyor. Stella’nın ihbarları sonucunda yüzlerce kişi; Holokost sürecinde hayatını kaybediyor. 

Ailesini ve canını kurtarmak için “muhbirliğe” başlayan Stella, bir noktadan sonra bundan zevk almaya başlıyor. Kendisini artık bir “avcı” olarak görüyor. Ve yüzlerce kişinin ölüme gönderilmesinden haz almaya başlıyor.

Stella, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yakalanıp yargılandı. Ancak aldığı cezanın ötesinde o artık utanç verici “muhbirliğin” simgesi olmuştu. Tarihten öğrenecek ne çok şey var.

Başı dik gezenlere selam olsun.