Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,1358
Dolar
Arrow
47,7534
İngiliz Sterlini
Arrow
64,5127
Altın
Arrow
6856,6831
BIST
Arrow
13.781

Keşfettikçe tükeniyoruz

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Urla bundan çok değil, birkaç yıl öncesine kadar İzmir’in yanı başında olmasına rağmen kendi ritmini koruyabilen yerlerden biriydi. Denizi, bağları, zeytinlikleri, köyleri ve hâlâ el değmemiş koylarıyla insanı kendine çeken tarafı gösterişli olması değil, tam tersine gösterişten uzak kalabilmesiydi.

Şimdi ise Urla’nın önünde başka bir gerçek var: Sosyal medya çağında bir yerin keşfedilmesi ile tüketilmeye başlanması arasındaki süre giderek kısalıyor.

Bir koyun fotoğrafı paylaşılıyor. Konumu etiketleniyor. Birkaç video çekiliyor. Algoritma görüntüyü onbinlerce kişiye taşıyor. Çok geçmeden daha önce yalnızca bölgeyi bilenlerin gittiği o küçük koylar, onlarca hatta yüzlerce aracın inmeye çalıştığı bir noktaya dönüşüyor.

Sorun insanların Urla’ya gelmesi değil. Urla kimsenin özel mülkü değil. Sorun, doğanın kaldırabileceğinden daha büyük bir insan baskısının hiçbir planlama ve denetim olmadan aynı noktalara yönelmesi.

Bakir Koyların Yeni Manzarası

Urla’nın kıyılarında hâlâ tesisleşmemiş, asfalt yolu dahi bulunmayan, doğal karakterini büyük ölçüde koruyan koylar var. Bunların değerli olmasının nedeni zaten budur.

Fakat bugün bazı noktalarda hafta sonunun ardından geriye bırakılan manzara düşündürücü: plastik şişeler, bira kutuları, tek kullanımlık tabaklar, poşetler, sigara izmaritleri ve gelişigüzel bırakılmış çöpler…

İnsanların doğaya ulaşmasını kolaylaştırdığımızı düşünürken aslında doğanın tüketilmesini kolaylaştırıyoruz.

Üstelik mesele yalnızca görüntü kirliliği değil.

Bir plastik şişeyi toplarsınız. Bir poşeti ertesi sabah belediye çalışanı kaldırabilir. Fakat kurumuş Ege makisinin ortasına atılan bir sigara izmaritinin sonucunu geri alamayabilirsiniz.

Bir İzmarit, Binlerce Hektar

Urla ve çevresinin yaz aylarındaki doğasını bilen biri için yangın riski teorik bir mesele değildir.

Aylarca yağmur görmemiş otlar, kurumuş makilik alanlar, yaz boyunca sürekli esen kuvvetli Ege rüzgârları ve yüksek sıcaklıklar…

Böyle bir coğrafyada orman veya makilik alanın birkaç metre ötesinde yakılan mangal, kontrolsüz ateş veya söndürülmeden yere atılan sigara, cam şişeler yalnızca kişisel sorumsuzluk değildir. Bütün bölgenin doğal mirasını riske atan bir davranıştır.

Üstelik bakir koyların önemli bir kısmına ulaşımın güç olması, olası bir yangına müdahaleyi de zorlaştırır.

Sosyal medyada “gizli koy” başlığıyla birkaç saniyede binlerce kişiye gösterilen bir noktanın itfaiye erişimi, otopark kapasitesi, çöp toplama sistemi veya acil tahliye imkânı aynı hızla büyümüyor.

İşte sosyal medya popülerliği ile gerçek dünyanın kapasitesi arasındaki temel çelişki burada başlıyor.

Sosyal Medyanın Görünmeyen Sorumluluğu

Burada içerik üreticilerinin de kendilerine sorması gereken bir soru var:

Her güzel yerin konumunu binlerce kişiye göstermek gerçekten gerekli mi?

“Türkiye’nin Maldivleri”, “Urla’nın gizli cenneti”, “kimsenin bilmediği plaj” gibi başlıklar dijital dünyada son derece masum görünebilir. Fakat yüz binlerce kişiye ulaşan bir hesabın yaptığı konum paylaşımı artık iki arkadaş arasındaki tavsiye değildir.

Bunun fiziksel dünyada bir sonucu vardır.

Bir mekânın tanıtılması restoran için müşteri, otel için rezervasyon anlamına gelebilir. Fakat doğal alan söz konusu olduğunda aynı mantık her zaman çalışmaz.

Bir restoran daha fazla müşteriyi ağırlamak için masa ekleyebilir. Bir koy ise kapasitesini artıramaz.

Sahilin metrekaresi değişmez. Yol genişlemez. Makilik alan yangına karşı daha dayanıklı hâle gelmez. Deniz, içine bırakılan atıkları kendiliğinden yok etmez.

Urla’nın geleceği konusunda belki de en büyük hata, ilçeyi sınırsız turist kabul edebilecek bir eğlence destinasyonu gibi düşünmek olacaktır.

Urla’nın değeri tam tersine sınırlılığından geliyor.

Küçük koylarından, zeytinliklerinden, bağlarından, köyyollarından, düşük ölçekli yapılaşmasından ve Ege’ye özgü sakinliğinden…

Bunları kaybettikten sonra geriye yalnızca üzerinde “Urla” yazan pahalı restoranlar, trafik kuyrukları ve sosyal medya fotoğrafları kalırsa, korumaya çalıştığımız yer zaten ortadan kalkmış olacaktır.

Bu nedenle bazı hassas koylarda yaz döneminde araç girişinin sınırlandırılması, belirli alanlarda günlük ziyaretçi kapasitesinin değerlendirilmesi, yangın riski yüksek günlerde erişimin çok daha sıkı denetlenmesi, kaçak ateş ve mangala ciddi yaptırım uygulanması ve çöpünü doğada bırakanlara caydırıcı cezalar verilmesi artık tartışılması gereken konulardır.

Bunlar “insanları Urla’ya sokmamak” değildir.

Tam tersine, on yıl sonra da gidilebilecek bir Urla bırakabilmek için bugünün kalabalığını yönetmektir.

Keşfetmek, Sahip Olmak Değildir

Belki de değişmesi gereken asıl şey zihniyetimiz.

Bir yeri keşfettiğimizde onu tüketme hakkını kazanmıyoruz.

Denize girmek, müzik açmak, mangal yakmak, arabayı istediğimiz yere bırakmak ve giderken çöpümüzü arkamızda bırakmak özgürlük değildir. Başkasının ve gelecek nesillerin ortak alanını kullanıyoruz.

Urla’nın bakir koylarının önümüzdeki yıllarda nasıl görüneceğine yalnızca belediyeler veya devlet kurumları karar vermeyecek.

Oraya giden herkes karar verecek.

Sosyal medyada bir konum paylaşan da, o paylaşımı görüp arabasına atlayan da, sahilde sigarasını söndürmeden atan da, akşam giderken çöpünü yanında götüren de bu hikâyenin parçası.

Bazen bir yeri yok etmenin en hızlı yolu, onu herkese aynı anda “keşfettirmek”tir.