Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından biri olan Türkiye Futbol Federasyonu yine yaptı yapacağını!
Yanlış anlaşılmasın…
Bu cümlenin neresinden başlayarak güleceğinize siz karar verin.
TFF, Süper Lig’in ikinci haftasında oynanan maçlardan bazılarının VAR kayıtlarını kamuoyuyla paylaştı.
Çorum FK-Kasımpaşa…
Fenerbahçe-Konyaspor…
Trabzonspor-Başakşehir…
Eyüpspor-Gaziantep FK…
Şeffaflık adına müthiş bir hizmet!
Ayakta alkışlıyoruz.
Fakat listede küçücük bir eksik vardı.
Hani öyle kimsenin dikkatini çekecek kadar önemli bir şey de değil!
Sadece Türkiye’de değil İngiltere’den İtalya’ya, Hindistan’dan Güney Kore’ye kadar haber olan Alanyaspor-Beşiktaş maçından tek bir kayıt yoktu.
Özellikle de maçın henüz 8. dakikasında yaşanan o pozisyondan…
Alanyasporlu Fidan Aliti’nin, Beşiktaş’ın Arsenal’den transfer ettiği Belçikalı yıldız Leandro Trossard’ın yüzüne yaptığı müdahaleden…
Hakemin oyunu durdurduğu, Beşiktaşlıların kırmızı kart beklediği, VAR’ın pozisyonu kontrol ettiği ama sonuçta hiçbir disiplin cezasının çıkmadığı o pozisyondan söz ediyorum.
Şimdi burada TFF’ye haksızlık etmeyelim.
Çünkü teknik olarak federasyonun bir cevabı var:
TFF’nin yürürlükteki uygulamasına göre kamuoyuyla bütün VAR konuşmaları paylaşılmıyor. Yalnızca VAR’ın hakemi monitöre çağırdığı, yani “On Field Review-OFR” yapılan pozisyonların ses ve görüntü kayıtları yayımlanıyor.
Eee…
Hakem monitöre çağrılmadıysa kayıt da yayımlanmıyor.
Ne güzel sistem değil mi?
Asıl tartışılan şey VAR’ın hakemi neden monitöre çağırmadığı…
Ama VAR çağırmadığı için o pozisyonda ne değerlendirildiğini kamuoyu öğrenemiyor!
Kapıyı açacak anahtar içeride.
Anahtarı almak için kapıyı açmanız gerekiyor.
Türk futbolunun şeffaflık anlayışı aşağı yukarı bu.
Benim asıl merak ettiğim de zaten tam olarak bu:
O 8. dakikada VAR odasında ne oldu?
Pozisyon hangi açılardan izlendi?
“Kontrol tamam” kararı nasıl verildi?
Hakem ile VAR arasında iletişim kuruldu mu?
Kurulduysa ne konuşuldu?
Kurulmadıysa, bu pozisyon nasıl “açık ve bariz hata” sınırının dışında değerlendirildi?
İşte açıklanması gereken bunlar.
Çünkü pozisyon yalnız Türkiye’de tartışılmadı.
The Sun görüntüleri İngiltere’ye taşıdı.
Mirror aynı olayı haber yaptı.
İtalya’da “Trossard sahada tokatlandı, Türkiye karıştı” mealinde haberler çıktı.
Hindistan’da, Güney Kore’de konu haber oldu.
Yani dünyanın çeşitli yerlerinde futbolu takip eden insanlar ekrana baktılar ve aynı soruyu sordular:
Bunu hakem görmediyse VAR nasıl görmedi?
Ama bizim futbolumuzun çok önemli bir özelliği var.
Biz bazı şeyleri gözümüzle görmeyiz.
Kulağımızla görürüz!
Nasıl mı?
Bazen gözünüzün önünde bir görüntü vardır.
Göz size başka bir şey söyler.
Ama futbol düzeninin yıllardır oluşturduğu güvensizlik ortamı kulağınıza sürekli başka şeyler fısıldar.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Ben kimsenin hakeme ne söylediğini bilmiyorum.
VAR odasına dışarıdan müdahale edildiğini de iddia etmiyorum.
Herhangi bir maçın birileri tarafından “dizayn edildiğini” söyleyebilmek için elimizde somut delil olması gerekir.
Ama şunu rahatlıkla söylüyorum:
Futbol kamuoyunda böyle bir kuşkunun doğmasına izin veriyorsanız zaten büyük bir yönetim problemi yaşıyorsunuz demektir.
Çünkü adalet yalnızca sağlanmak zorunda değildir.
Sağlandığının görülmesi de gerekir.
MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’ya atfedilen değerlendirmede de pozisyonda kart gerektiği kabul edilirken, hareketin “bariz kırmızı kart” sınırında görülmediği ve yoruma açık bulunduğu için VAR müdahalesi yapılmadığı ifade edildi.
Bakın, iş daha da ilginç hale geliyor.
Kart gerekiyor…
Ama kırmızı kart için yeterince bariz değil.
El yüze gidiyor…
Ama “sıyırdı mı, tokatladı mı?” tartışılıyor.
Dünyanın dört bir yanındaki insanlar görüntüyü izleyip şaşırıyor.
Türkiye’de eski hakemler kırmızı kart görüşünde birleşiyor.
Ama VAR açısından hâlâ yeterince “bariz” değil.
İzahı olmayan şeyin mizahı olur derler.
Fakat Türk futbolunda artık mizah da yetmiyor.
Çünkü burada konuştuğumuz şey yalnızca Beşiktaş’ın üç puanı değil.
Üç puanı da geçtim.
Forma rengini de geçtim.
Bugün Beşiktaş’ın başına gelir, yarın Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın, Trabzonspor’un, Alanyaspor’un başına gelir.
Mesele sistem.
Ve artık futbol yalnızca 22 kişinin top peşinde koştuğu romantik bir oyun da değil.
Milyarlarca liranın döndüğü dev bir ekonomi.
Kulüpler futbolculara milyonlarca euro bonservis ödüyor.
Yayın kuruluşları milyarlarca liralık hak satın alıyor.
Sponsorlar milyonlarca liralık sözleşmeler yapıyor.
Taraftar forma alıyor.
Bilet alıyor.
Yayın paketi alıyor.
Kulüplerin bazı futbol şirketleri borsada işlem görüyor.
Beşiktaş Futbol Yatırımları da bunlardan biri.
Dolayısıyla futbol yönetimindeki güven sorunu yalnızca tribündeki adamın sinirleriyle ilgili değildir.
Aynı zamanda ekonomik değerle ilgilidir.
Burada şunu özellikle ayırmak lazım:
Bir hakem kararının belirli bir şirketin hisse fiyatını doğrudan düşürdüğünü delil olmadan söyleyemeyiz.
Ama sportif başarının, kulüplerin gelir beklentilerinin, Avrupa kupalarına katılımının, yayın ve sponsorluk potansiyelinin ekonomik değer üzerinde etkisi olmadığını da kimse iddia edemez.
İşte bu nedenle mesele ciddi.
Peki ne yapılabilir?
Kulüpler yıllardır aynı şeyleri yapıyor.
“Federasyonu kınıyoruz.”
“MHK’yi göreve davet ediyoruz.”
“Bu hakemin bir daha maçımıza verilmesini istemiyoruz.”
Sonra?
Pazar günü maç var.
Pazartesi herkes yine televizyonun karşısında.
Yayın devam ediyor.
Abonelik devam ediyor.
Reklam devam ediyor.
Para akmaya devam ediyor.
Sistem de devam ediyor.
Çünkü modern futbolun en iyi anladığı dil ne biliyor musunuz?
Para!
O zaman belki de protestonun dilini değiştirme zamanı gelmiştir.
Mesela Beşiktaş yönetimi çıksa ve taraftarına şöyle dese:
“Futboldaki şeffaflık ve hakem standartları konusunda somut adımlar atılana kadar, sözleşme şartlarınız ve yasal tüketici haklarınız çerçevesinde yayın paketlerinizi yenileyip yenilememe kararınızı gözden geçirin.”
Ne olur?
Kimse kimsenin malına zarar vermiyor.
Kimse sahaya inmiyor.
Kimse hakeme saldırmıyor.
Kimse yasa dışı bir şey yapmıyor.
Taraftar yalnızca parasını nereye harcayacağına karar veriyor.
Hepsi bu.
Bir hafta maç izlemez.
Bir ay izlemez.
Gerekirse sezonluk paketini yenilemez.
Tüketici olarak ekonomik tercihini kullanır.
İşte o zaman herkes meseleyi biraz daha dikkatli dinlemeye başlar.
Çünkü sosyal medyada atılan yüz bin tweet birkaç gün sonra unutulur.
Tribünde edilen küfür disiplin kuruluna gider.
Kulübün sert açıklaması ertesi gün gazete sayfasında kalır.
Ama gelir tablosundaki düşüş…
Onu herkes görür.
Yayıncı kuruluş görür.
Sponsor görür.
Kulüp görür.
Federasyon görür.
Futbolun bütün paydaşları görür.
Ben yayıncı kuruluşun hakemleri yönettiğini söylemiyorum.
Böyle bir iddiam yok.
Ama yayın hakkına milyarlarca lira yatıran bir şirketin sattığı ürünün güvenilirliğine önem vermesi dünyanın en doğal ticari refleksidir.
Çünkü sattığınız ürün Süper Lig ise, müşteriniz bir gün size şunu sormaya başlar:
“Ben ne izliyorum?”
İşte gerçek tehlike o gün başlar.
Lig markasının başına gelebilecek en kötü şey bir hakem hatası değildir.
Hakem hata yapar.
Premier League’de de yapar.
Serie A’da da.
Bundesliga’da da.
La Liga’da da.
Asıl felaket, taraftarın artık hatanın hata olduğuna inanmamasıdır.
Çünkü güven bir kere giderse VAR’a 48 kamera da koysanız yetmez.
Şimdi transfer döneminin son günlerine giriyoruz.
Yeni uçaklar inecek.
Yeni yıldızlar gelecek.
Milyonlarca euroluk sözleşmeler imzalanacak.
Türkiye’ye gelen yabancı futbolcular da artık sadece İstanbul’un güzelliğine, statların atmosferine, maaşlarına bakmıyor.
Lig hakkında araştırma yapıyorlar.
Ve Leandro Trossard gibi Premier League’den gelen bir futbolcunun ikinci lig maçında yaşadığı görüntü uluslararası medyada dolaşıyorsa bunun Türk futbolunun marka değerine katkı yaptığını herhalde söyleyemeyiz.
Bir futbolcuya bir kere tokat atarsınız.
Hakem görmez.
VAR farklı değerlendirir.
Maç biter.
Ama görüntü kalır.
İşte futbol yöneticilerinin anlaması gereken şey bu.
Taraftarın öfkesi üç gün sonra geçebilir.
Fakat kurumlara duyulan güven her kayıpta biraz daha aşınır.
Sonra federasyon yüz tane VAR kaydı yayımlar.
Kimse inanmaz.
MHK yüz tane açıklama yapar.
Kimse dinlemez.
Hakem doğru karar verir.
Bu kez de insanlar altında başka şey arar.
Bir kurum için bundan daha büyük kayıp olabilir mi?
O yüzden benim derdim yalnızca Beşiktaş değil.
Bugün Beşiktaş.
Yarın başkası.
Formanın rengini çıkarın.
Ortada bir futbol düzeni var ve bu düzen güven kaybediyor.
Bazen hakkınızı bağırarak ararsınız.
Bazen basın toplantısıyla.
Bazen hukuk yoluyla.
Bazen de cebinizdeki kredi kartını çıkarmayarak.
Çünkü futbol artık romantizmden çok ekonomi ise…
Futbolun yöneticilerine verilecek en anlaşılır mesaj da bazen ekonomik olur.
Bir hafta maç izlemezsiniz.
Bir ay izlemezsiniz.
Gerekirse bir sezon yayın paketi almazsınız.
Ama belki o bir sezonluk fedakârlık, gelecek yıllarda izleyeceğiniz maçların daha adil yönetilmesine katkı sağlar.
Çünkü futbolu yönetenler bir şeyi unutmamalı:
Taraftarın gözüne başka, kulağına başka bir şey anlatabilirsiniz.
Ama ikisini aynı anda sonsuza kadar kandıramazsınız.
Günün sonunda futbolun gerçek hakemi ne VAR’dır ne de MHK.
Güvendir.
Ve güven kırmızı kart gibi değildir.
Çıkardıktan sonra VAR’dan çağırıp geri alamazsınız.
Çok Okunanlar
Türkiye'den yola çıkan 3 geminin rotası İsrail
Kademeli emeklilik için Bakanlıkta kritik görüşme
Erdoğan’dan Ahlat’ta ‘Terörsüz Türkiye’ mesajı
Nokia’dan 40 gün pil ömürlü tuşlu telefon
İşte Türkiye’de at ve eşek eti satan işletmeler!
Ehliyet almak 35 bin lirayı geçti
Süleymancılara 3. dalga operasyon!
MG 07’den Çin’de hızlı başlangıç
Gözaltı listesi ve kayyum atanan şirketlerin isimleri belli oldu
Farah Zeynep Abdullah’a doğum gününde altın ve para taktılar