İki gündür dehşet içindeyiz.
Eskiden haber bültenlerinde izlerken; "Amerika’da öğrenci okula saldırdı, öğretmenlerini ve arkadaşlarını katletti" haberlerine uzaktan bakar, dehşete düşerdik. Bize hep uzak gelirdi. Ancak "Bize uzak" dediğimiz, "Bizde olmaz" diye düşündüğümüz ne varsa başımıza gelmeye başladı.
Önce Şanlıurfa’da, ardından Kahramanmaraş’ta iki çocuk silahla okul basıp hem öğretmenlerini hem de arkadaşlarını katletti.
Peki, bu korkunç olaylar sonrasında ilk yaptığımız şey ne oldu? Tabii ki sansür. Haberlere yayın yasağı geldi…
İlk işimiz ne oldu? Birkaç müfettiş görevlendirildi, taziye mesajları yayımlandı ve "Tüm birimlerimizle olayın üzerindeyiz" denildi.
Peki, "geliyorum" diye bağıra bağıra kendini belli eden bu tehlikeyi görmezden gelenlerin hiç mi suçu yok?
Hani toplumumuzun milli değerlerini zedeliyor diye bazı platformlardaki dizileri yasaklıyoruz ya; cinsellik, alkol kullanımı ya da "toplumumuza uymayan yaşam tarzları" gerekçesiyle…
Aslında yaşanan ama yokmuş gibi davrandığımız pek çok şeye sansür uyguluyoruz. Peki, neyi yasaklamıyoruz? Çocuklara silah özendirmeyi, mafyatik yaşam tarzını... Bunları, tam tersine destekleyip alkışlıyoruz. Açın televizyonlara bakın; bütün kanallarda elinde silah olmayan, kadın dövmeyen, birini vurmayan, illegal iş yapmayan, "kabadayı kabadayı" dolaşmayan tek bir karakter yok.
O çok övündüğümüz tarihi dizilerde bile herkeste bir "delikanlılık", herkeste bir "racon kesme" telaşı...
Hal böyle olunca, "milli değerlerimize uygun çocuklar yetiştireceğiz" derken sokak çeteleri ve katiller yetiştiriyoruz. Unutmayın ki çocuklar ve gençler gördüklerini örnek alırlar.
Alkol reklamını yasaklayıp, reklamını dünyada yapan Milli sporcularımızı linç ediyoruz. Bizim milli geleneğimiz bu değil diye. Peki mafya ve bitirimlik milli geleneğimiz mi? Bu diziler neden denetlenmiyor?
Ne çabuk unuttuk? Ahmet Minguzzi okulda değildi belki ama pazar yerinde çocuk çeteleri tarafından öldürüldü.
Sokak röportajlarını izliyoruz; çocuklar her türlü suça meyilli olduklarını açık açık söylüyorlar. Sadece erkek çocukları da değil; kız çocukları bile "Her işi hallederiz abi, buralar bizden sorulur" diyerek çeteleşiyor.
Okullarda her gün zorbalık var; çocuklar birbirlerini bıçaklıyor, tehdit ediyor, sonra da marifetmiş gibi sosyal medyada yayınlıyor.
Peki, yetkililer ne yapıyor? Bunlarla mücadele etmek yerine, "sivil toplum kuruluşu" adını verdikleri tarikatlarla iş tutup okullarda onlara ayrıcalıklar tanıyorlar.
Elbette Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin de bu kayıplara çok üzülmüştür. Ancak üzülmek sıradan insanların işidir; yetkililerin görevi önlem almaktır.
Mesela toplumun çivisi bu kadar çıkmışken, çocuklar her gün suça sürüklenirken okullardaki güvenlik önlemlerinin eksikliğini yetkililer görmüyor mu?
Biz görüyoruz.
Şimdi gelelim önlem almanın nasıl olması gerektiğine... 65 bin eski uzman çavuş meslekten ayrıldı veya atanamadı. 65 bin yetişmiş güvenlik personeli varken, onları okullarda görevlendirmek yerine görmezden gelmek, hem çocuklarımızı tehlikeye atmak hem de bu insanları işsiz bırakmaktır.
"Kelebek Etkisi" vardır ya; küçük bir dokunuş pek çok şeyi değiştirir. Muhalefetin bu konuyla ilgili bir kanun teklifi vardı, gündeme geldi ama hâlâ askıda bekliyor. Eğer bu uzman çavuşlar okullara güvenlik görevlisi olarak atansaydı, belki bu saldırılar önlenebilirdi. Hem istihdam sağlanır hem de masum yavrular korunurdu. Ama biz bunun yerine, "STK" dediğimiz ama aslında cemaat olduğunu bildiğimiz yapıların okullarda stant açmasını, söyleşi yapmasını tercih ettik.
Tam bu olayların şokunu yaşarken, dün Sivas’ta bir öğrencinin gözaltına alındığını öğrendik; o da sosyal medya üzerinden okula benzer tehdit mesajları atıyordu. Normalde gelişmiş ülkelerde bu tür olaylar tekil değil, toplu olarak ele alınır. Acaba bu işin arkasında başka bir şey mi var? Bu çocuklar sadece psikolojik buhranları yüzünden mi bu katliamları yaptılar, yoksa organize bir hareket mi var? Sosyal medyada mı örgütleniyorlar? Bir oyun tarafından mı yönlendiriliyorlar? Suç örgütleri işin içinde mi? Dünya bu soruların yanıtı için özel birimler çalıştırıyor.
Örneğin, Kahramanmaraş’taki katliamı yapan, sekiz öğrenci ve bir öğretmeni öldüren, 17 öğrenciyi de yaralayan İsa Aras Mersinli’nin WhatsApp profilinde Elliot Rodger’ın resmini kullandığı ortaya çıktı. Rodger, 2014 yılında Amerika’da düzenlediği saldırıda altı kişiyi öldürüp intihar etmişti; İsa Aras Mersinli de saldırıdan sonra intihar etti.
Pek çok detayı kaçırdıkları gibi, belki bu detayı da kaçırıyorlar. Buradan devletin resmi birimlerine açık çağrı yapmak istiyorum: Bu olayların arkasında başka gerçekler var mı? Bir komisyon tarafından incelenmesi lazım. Bu kadar art arda gelen saldırılar normal görünmüyor.
Bu olaylara sadece "çok üzgünüz" demek, yayın yasağı getirmek ve rahmet dilemekle çözüm bulunmaz. Eskilerin güzel bir lafı vardır: "Sen önünü kış tut, bırak yaz gelirse gelsin." Biz önlemimizi alalım ki bu tür olaylar bir daha yaşanmasın.
Bu önlemler; tarikatların okula girerek "manevi değer" öğretme çabasıyla, dini bilgileri yayma ve mürid toplama gayretiyle alınamaz. Bunu net bir şekilde gördük. Bilimsel çalışmak ve dünyadaki profesyonelleri örnek almak zorundayız.
Topyekûn bir seferberlik gerekiyor. Psikologlar, pedagoglar, toplum bilimciler ve gerçek eğitmenler (medrese eğitmenleri değil!) bir araya getirilip hızlıca bir komisyon kurulmalı. Ve en başta söylediğim gibi; işe bu mafya dizilerinden başlanmalı. Çocuklara şiddeti değil; sevgiyi ve hoşgörüyü göstermeliyiz.
Ama diyeceksiniz ki: "Bizim sevgiye ve hoşgörüye tahammülümüz yok." Çünkü biz ayrışmayı, kutuplaşmayı, kendisinden olmayanı sevmemeyi, ötekileştirmeyi ve nefret etmeyi öğrendik. İşte bundan uzaklaşmazsanız; adına ister "milli" deyin ister "manevi", uygulamaya çalıştığınız o toplum mühendisliğinde başarısız olursunuz.
Gençlerimizi kaybediyoruz. Başarılı olanlar ülkede durmak istemiyor, ilk fırsatta yurtdışına kaçıyor. Düşünmeye, sorgulamaya çalışan gençlerin önü kesiliyor. Geçim sıkıntısına düşen gençler ise ya dizilerdeki mafyalara özenip çete kuruyor, ya torbacılık yapıyor, ya kumar bataklığına düşüyor ya da fuhuşa sürükleniyor.
Ne yazık ki hayal ettiğiniz o gençlik oluşmadı. Laboratuvarda "süper insan" yapmaya çalışırken, eserini Frankenstein’a dönüştüren doktora benzedi toplum mühendisliğiniz.
"Acının siyaseti olmaz" diyorsunuz ya; evet, gerçekten olmaz. Şimdi "ötekileri" bir kenara bırakıp; gerçekten bu işin altından kalkabilecek liyakat sahibi eğitimcileri, kolluk güçlerini ve uzmanları bir araya getirip çözüm üretme zamanıdır.
Yoksa daha çok acı çekeriz.
Çok Okunanlar
Şanlıurfa'dan sonra Kahramanmaraş'ta da okula silahlı saldırı!
Yusuf Tekin'deki Şanlıurfa'daki okul saldırısıyla ilgili açıklama
MEB'den Kahramanmaraş'taki okul saldırısıyla ilgili açıklama
Başkan CHP'den istifa etmişti! Yardımcısından onurlu davranış
Simge Barankoğlu hakkında bir iddianame daha
Kahramanmaraş'ta saldırının gerçekleştiği okulda temizlik çalışması
Okul önünde vurularak etkisiz hale getirildi
Öğrencilerin kurtulmak için camdan atladığı görüntüler ortaya çıktı
İran'ın ABD üslerine yönelik saldırılarında Çin yapımı casus uydu iddiası
CHP'den istifa eden belediye başkanı resmen AKP'de