Fenerbahçe, Antep deplasmanında iki puan bıraktı.
Olabilir.
Hatta gayet normal.
Gaziantep deplasmanı kolay değildir. Antep de maça iyi başladı. Futbolda her büyük takım deplasmanda puan bırakır. Manchester City bırakır, Real Madrid bırakır, Fenerbahçe de bırakır.
Benim meselem o değil.
Benim meselem maçtan sonra İsmail Kartal’ın söyledikleri.
Hoca, Şampiyonlar Ligi ile ligdeki Fenerbahçe arasındaki performans farkı sorulunca şöyle diyor:
“Orada konsantre oluyoruz, lige geldiğimiz zaman bu tip maçlarda rakip kapanıyor ve böyle bir zeminde bu kadar oluyor.”
Dur hocam.
Orada biraz duralım.
“Orada” dediğin Şampiyonlar Ligi değil mi?
Sevgili İsmail Hoca, insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Sen Fenerbahçe’nin başına dört defa geldin, dört defa gittin. Beşinci gelişin ise futbol tarihine geçecek cinsten oldu; gittin, daha bavulu doğru dürüst kapatamadan geri geldin.
Şimdi bize Şampiyonlar Ligi ile lig arasındaki farkı anlatıyorsun.
İyi de hocam…
Şampiyonlar Ligi’nde kaç maç oynadın da “orada şöyle, burada böyle” diye bize Şampiyonlar Ligi sosyolojisi anlatıyorsun?
Bahane bulmak kolay.
Zemin kötü.
Rakip kapandı.
Konsantrasyon farklı.
Maçın şartları farklı.
Peki teknik direktör nerede?
Çünkü rakibin kapanacağını ben de biliyorum.
Gaziantep’in Fenerbahçe karşısında açık alan futbolu oynayıp “buyurun beyler, kaleye kadar koridor sizin” demeyeceğini tribündeki taraftar da biliyor.
Bunu çözmesi gereken kişi kim?
Ben miyim?
Televizyon başındaki Fenerbahçeli mi?
Yoksa Fenerbahçe Teknik Direktörü mü?
Bir de şu “zemin” meselesi var.
Hocam, senin elindeki kadroya bir bakalım.
Kalede Ederson.
Orta sahada Kanté, Guendouzi.
Greenwood var.
İleride Vedat var, Lukaku var.
Milyonlarca euro harcanmış, Avrupa çapında yıldızlardan oluşan bir takım var.
Sen bu kadroyla Gaziantep deplasmanından sonra bize zemini anlatıyorsun.
İyi de İsmail Hoca…
Gaziantep’in zemini sana özel mi bozuldu?
Rakip başka sahada mı oynadı?
Futbolcuların çamurda, Gaziantepliler halıda mı koştu?
Fenerbahçe taraftarı artık zemin raporu değil, teknik direktör dokunuşu görmek istiyor.
Maç sıkıştığında ne yaptın?
Oyunu nasıl değiştirdin?
Rakibin kapanmasına hangi çözümü ürettin?
Hangi değişiklik maçın kaderini çevirdi?
Hangi taktik hamlenle “İşte teknik direktör burada maçı aldı” dedirttin?
İki pozisyon yakalamak Fenerbahçe’yi iyi oynatmak değildir.
Hele böyle bir kadroyla hiç değildir.
Sonra dönüp Beşiktaş maçından söz ediyoruz.
Orada da başka hikâyeler anlatıldı.
İsterseniz o maçta Fenerbahçeli futbolculara çıkmayan kırmızı kartları da konuşalım.
Ama o kapıyı açarsak başka şeyleri de konuşmamız gerekir.
Beşiktaş maçına Fenerbahçe’nin nasıl çıktığını, hangi kararların maçın seyrini değiştirdiğini de masaya koyarız.
Onun için hakem, zemin, rakibin kapanması, fikstür…
Bunların arkasına saklanmaya başladığınız anda futbol konuşmayı bırakırsınız.
Başarısızlığa kılıf bulmaya başlarsınız.
Fenerbahçe gibi bir kulübün teknik direktörlüğü ise mazeret üretme makamı değildir.
Çözüm üretme makamıdır.
Asıl meseleye gelelim.
Ben bugün hâlâ İsmail Kartal’ın hangi cümlesine inanmamız gerektiğini bilmiyorum.
İstifa eden İsmail Kartal mı doğruyu söylüyordu?
Yoksa 24 saat sonra geri dönüp “Fenerbahçe’yi şampiyon yapacağım” diyen İsmail Kartal mı?
Çünkü bunların ikisi aynı hikâye değil.
Birinde “Ben bunu yapamıyorum” sonucu çıkar.
Diğerinde “Bu takımı şampiyon yapacağım” iddiası vardır.
İkisinin arasında 24 saat varsa insan ister istemez soruyor:
Ne değişti hocam?
Fenerbahçe mi?
Kadro mu?
Sen mi?
Yoksa sadece karar mı?
Daha önemlisi, futbolcular ne düşünüyor?
Teknik direktörleri istifa ediyor.
Sonra geri geliyor.
Ardından şampiyonluk sözü veriyor.
Şimdi de puan kayıplarının ardından zemin, kapanan rakip ve konsantrasyon konuşuluyor.
Futbolcu da insandır.
O da düşünüyor.
“Hocamız neden gitmişti?”
“Niye geri geldi?”
“Gitmesine sebep olan problem çözüldü mü?”
Bu sorular soyunma odasında hiç sorulmuyor sanıyorsanız futbolu fazla romantik izliyorsunuz demektir.
Fenerbahçe taraftarının önünde ise başka bir gerçek var.
Bu takımın kadrosuna bakıyor.
Sonra tabelaya bakıyor.
Sonra sahadaki futbola bakıyor.
Sonra İsmail Kartal’ı dinliyor.
Ve ister istemez kafasını kaşıyor.
Çünkü Ederson’un olduğu, Kanté’nin olduğu, Guendouzi’nin olduğu, Greenwood’un olduğu, Vedat’ın, Lukaku’nun olduğu bir kadronun teknik direktörü maçtan sonra “zemin” diyorsa insanın aklına kötü şeyler geliyor.
Mesela şu:
Sorun gerçekten zemin mi?
Yoksa Fenerbahçe’nin üzerinde yürüdüğü teknik direktör zemini mi kayıyor?
Milli araya girerken tartışılması gereken soru bence bu.
Fenerbahçe Antep’te neden iki puan bıraktı değil.
Futbolda olur.
Asıl soru şu:
İsmail Kartal hâlâ bu Fenerbahçe’nin teknik direktörü olabilecek güveni veriyor mu?
Çünkü Gaziantep’te kaybedilen iki puan geri alınabilir.
Lig uzun.
Ama teknik direktör soyunma odasındaki güveni kaybederse…
Onun zemini gerçekten kötüdür.
Hem de çim değiştirerek düzelmez.
Çok Okunanlar
Zorunlu trafik sigortasında zamlı tarife başladı
Yeni Parti’ye isim değişikliği tebligatı
Fenerbahçe'de futbolculardan İsmail Kartal'a mesaj
Yeni Parti'de kurultay öncesi beklenmedik kriz
Bülent Arınç'tan tepki çeken Melih Gökçek eleştirisine dair yeni açıklama
Trump'tan 'Rusya ve Ukrayna anlaştı' açıklaması
Fatih’te surların içinde erkek cesedi bulundu
Denizatı Kent Sitesi’nde hukuksuz yıkıma yargı Dur dedi
Şamil Tayyar o il için AKP'yi uyardı
Öcalan'dan açılım süreci için yeni çağrı