Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

İbrahim Anlaşmaları: Ortadoğu’nun yeni dengesi (mi)

Birkaç hafta önce, ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ilişkiler ve olası anlaşmalar konusunda farklı mesajlar verirken, diğer taraftan da Ortadoğu ülkeleri ve Türkiye ile İsrail arasında normalleşme sürecinin genişletilmesine yönelik girişimlerde bulunmuştu. Bu kapsamda Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır, Ürdün ve Türkiye gibi ülkelerin İbrahim Anlaşmaları’na dahil olması gerektiğini ifade etmiş, gelecekte İran’ın da bu yapıya katılabileceğine yönelik değerlendirmelerde bulunmuştur. 

2003’te ortaya çıkan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) tartışmalarıyla Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması arayışlarının sonraki dönemlerdeki yansımalarından biri olarak değerlendirilen İbrahim Anlaşmaları, İsrail ile bazı Arap devletleri arasında 2020 yılında başlayan diplomatik normalleşme sürecinin temelini oluşturmuştur. Diplomatik ilişkilerin kurulmasının yanı sıra siyasi, ekonomik ve çeşitli alanlarda iş birliğini kapsayan bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Sürecin ilk imzacıları Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas ve Sudan olmuştur.

İran Faktörü ve Değişen Güvenlik Dengeleri

Ortadoğu’da özellikle 2011 sonrası dönem, bölgesel güç dengelerinde önemli değişimlerin yaşandığı bir süreç olmuştur. İran’ın bölgesel etkisinin artması,İsrail ve bazı Arap ülkelerinin çıkarlarının aynı güvenlik ekseninde kesişmesine neden olmuştur.

ABD’nin bölgedeki varlığı sayesinde kendilerini daha güvende hisseden bu ülkeler, ABD’nin bölgedeki varlığını azaltmasıyla ortaya çıkabilecek boşluğu doldurmaya çalışan İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesini, güvenlik politikalarının unsurlarından biri olarak görmüştür.

Normalleşme Anlaşmalarına Bölgesel Tepkiler

2020’de İsrail ile BAE arasındaki normalleşme anlaşması, bölgedeki diğer önemli aktörler tarafından farklı şekillerde karşılanmıştır. Türkiye ve İran, özellikle Filistin meselesi üzerinden anlaşmalara tepki göstermiştir.

İran, İsrail ile BAE arasındaki anlaşmayı bölgesel dengeler açısından olumsuz değerlendirirken, Türkiye de bu sürecin Filistin meselesi üzerindeki etkilerine dikkat çekmiştir.

Trump’ın anlaşmayı genişletme planını gündeme getirmesi karşısında Suudi Arabistan, Filistin devleti kurulmadan İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeyeceğini daha önce olduğu gibi yeniden vurgulamıştır. Bu nedenle Riyad’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılımı konusunda belirsizlik devam etmektedir.Bununla birlikte Suudi Arabistan öncülüğünde, Türkiye, Pakistan ve Katar’ın da dahil olduğu yeni bir Arap-İslam iş birliği oluşturma girişimi gündeme gelmiştir. Bu oluşum arayışı, bölgesel sorunlara yönelik farklı ülkelerin ortak bir diplomatik zemin oluşturma çabası olarak değerlendirilebilir. 

Katar da Suudi Arabistan gibi Filistin meselesinin çözümüne vurgu yaparak, bölgesel normalleşme süreçlerinin bu konu dikkate alınmadan ilerlememesi gerektiğini ifade etmiştir.

Pakistan ise İran ile olası bir anlaşmanın İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi veya İsrail ile normalleşme süreciyle ilişkilendirilmesine karşı çıkmıştır. İsrail’i tanımayan Pakistan, Filistin’de iki devletli çözüm gerçekleşmeden İsrail ile ilişkilerin normalleşmeyeceğini açıklamıştır.

Türkiye 1949 yılında İsrail’i tanımıştır. İsrail ile daha önce diplomatik ilişkiler kuran ülkelerden Mısır 1979 yılında, Ürdün ise 1994 yılında anlaşma imzalamıştır. Buna rağmen Trump’ın bu ülkelerin isimlerini yeniden gündeme getirmesi bu aktörlerin bölgesel düzenin şekillenmesinde önemli roller üstlenebileceği yönünde bir mesaj olarak değerlendirilebilir.

Arap devletlerini tarihsel olarak bir araya getiren en önemli unsurlardan biri İsrail-Filistin meselesi olmuştur. Bu nedenle normalleşme anlaşmalarının bölgeye kalıcı barış getirebilmesi için öncelikle taraflar arasındaki temel siyasi sorunların çözülmesi gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.

Ancak mevcut durumda anlaşmaya taraf ülkeler arasında doğrudan bir savaş hâli bulunmamaktadır. Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları, yalnızca barış süreci değil, aynı zamanda değişen jeopolitik çıkarların ve güvenlik hesaplarının bir sonucu olarak da değerlendirilmektedir. Ortadoğu’daki güç rekabeti ve farklı çıkar alanları, bölge ülkelerini aynı hedef etrafında birleştirmekten ziyade yeni ayrışma noktaları da ortaya çıkarmıştır.

İbrahim Anlaşmalarının Geleceği

Normalleşme anlaşmaları, ABD’nin bölgesel politikası ve İsrail’in güvenlik önceliklerini öne çıkaran, BOP kapsamında merkezine Kudüs’ünyerleştirildiği bölgeyi yeniden şekillendiren bir proje olduğu söylenebilir. Aynı zamanda bu proje, Ortadoğu’daki ittifak ilişkilerinin yeniden düzenlenmesine yönelik daha geniş bölgesel değişimin parçası olarak da yorumlanabilir. 

Bu durum,Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap-İslam iş birliği oluşturma arayışıyla birlikte değerlendirildiğinde, Ortadoğu’da yeni ittifakların ortaya çıkabileceğine işaret etmektedir.

İbrahim Anlaşmaları’nın ilk gündeme geldiği dönemdeki kadar güçlü bir ilerlemegösterememesi, bazı ülkelerin beklentilerinin ne ölçüde karşılandığı sorusunu da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Trump’ın anlaşmaların genişletilmesi konusunu yeniden gündeme taşıması hem bölgesel diplomasi hem de küresel güç rekabeti açısından değerlendirilmelidir.

Bu girişimin bir diğer boyutu da ABD’nin bölgedeki diplomatik etkinliğini yeniden görünür kılma çabasıdır. Trump yönetiminin bu süreç üzerinden hem dış politikada bir başarı alanı oluşturmak hem de iç politikadakidesteğini güçlendirmek istediği yönünde değerlendirme yapılabilir.

Sonuç olarak İbrahim Anlaşmaları, yalnızca İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki diplomatik normalleşme süreci değil,aynı zamanda İran’ın bölgesel etkisi, ABD’nin Ortadoğu’daki rolü ve Filistin meselesinin geleceği etrafında şekillenen yeni bir jeopolitik düzen arayışının bir parçasıdır.