Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,2896
Dolar
Arrow
42,8238
İngiliz Sterlini
Arrow
57,7171
Altın
Arrow
6406,7993
BIST
Arrow
10.729

İran’da zor bir süreç

İran, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana en kırılgan ve belirsiz dönemlerinden birini yaşamaktadır. Protestoların ülke geneline yayılması, can kayıplarının artması ve rejimin güvenlik merkezli yaklaşımları, zaten gündemde olan ABD müdahale ihtimalini daha da görünür kılmıştır. Protestolarda ölenlerin sayısıyla ilgili net bir tablo ortaya konulamamış olması ise belirsizlikleri derinleştirmektedir.

Bu tabloya paralel olarak, ABD’nin bölgedeki askeri varlığıyla ilgili dikkat çekici iddialar gündeme gelmiştir. Bazı haber kaynaklarına göre ABD Donanması,Ortadoğu’da güdümlü füze destroyerlerini konuşlandırdığı ve olası bir İran–ABD ya da İranİsrail geriliminde İsrail’i hedef alabilecek İran balistik füzelerini önleme görevi üstleneceği ileri sürülmüştür. Ayrıca ABD’ye ait bazı askeri uçakların Basra Körfezi hava sahasında yoğun uçuş faaliyetleri yürüttüğü belirtilmektedir. New York Times ise bölgede bir nükleer denizaltının da konuşlandırıldığını yazmıştır.

ABD ve İsrail, İran’da protestolara bağlı can kayıplarının ve idamların artması hâlinde müdahalede bulunabileceklerini sıklıkla dile getirmektedir. Bu noktada, “ABD-İsrail saldırısı olur mu?” sorusu önem kazanmaktadır. Böyle bir saldırı ihtimali tamamen göz ardı edilemez. Ancak söz konusu ıklamaların, İran yönetimi üzerinde diplomatik baskı oluşturmak ve pazarlık gücünü artırmak amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Olası bir müdahalenin geniş çaplı bir askeri harekâttan çok “nokta atışı” şeklinde, dini lider Ali Hamaney’e yönelik bir suikast ya da petrol rafinerileri ve kritik altyapı tesislerine saldırı seçenekleri daha muhtemel görünmektedir. Bununla birlikte, bu tür senaryolar ciddi riskler barındırmaktadır. Öncelikle Velayet-i Fakih makamını temsil eden dini lidere yönelik bir suikast girişimi Şii dünyasında geniş çaplı bir reaksiyon ve ayaklanmaya yol açabilir. İkincisi, İran’ın dağılması durumunda ortaya çıkacak güç boşluğu, bölgesel istikrarsızlığı daha da derinleştirecektir.

Bu çerçevede Washington Post, Rusya’nın arabuluculuğunda İsrail ve İran arasında “ilk saldırıyı başlatmama” yönünde mesajların iletildiğini iddia etmiştir. Ancak bu iddiaya rağmen İran yönetimi olası bir saldırı ihtimalini göz ardı etmemektedir.

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, protestolar sürecinde İran halkının yanında olduklarını sıklıkla ifade etmektedir. Ne var ki bir yandan halktan yana söylemler kullanılırken diğer yandan askeri müdahale ihtimalinin masada tutulması, bu açıklamaların inandırıcılığını zayıflatmaktadır. Olası bir saldırı, İran’ı daha da sarsacağı gibi, zaten ekonomik ve sosyal baskı altındaki İran halkının yine en ağır bedeli ödemesine yol açacaktır. Nitekim ABD ve İsrail’in, İran halkına doğrudan bir özgürlük ve refah getiremeyeceğinin kendileri de farkındadır. Özellikle 12 Gün Savaşı sürecinde İran halkının dış saldırılar karşısında bütünleştiğinin görülmesi, bu aktörlerin İran toplumundaki meşruiyetini ciddi biçimde aşındırmıştır. İran halkı, ülkenin ekonomik çöküşünde hükümetin yanlış politikalarının payını kabul etmekle birlikte, ABD yaptırımlarının etkisini de açık biçimde görmektedir.

ABD Saldırısı Özgürlük DeğilParçalanma Getirir

Irak ve Libya örnekleri, dış müdahalelerin uzun vadeli sonuçları açısından tarihsel birer ders niteliğindedir. Bu ülkelerde ABD müdahaleleri kısa vadede yönetim karşıtı grupların önünü açmış ancak kalıcı istikrar, güvenlik ve normalleşme sağlanamamıştır. Bugün İran için de benzer bir senaryonun devreye sokulmak istendiği görülmektedir. İran’a müdahaleyi kendi siyasi hedefleri doğrultusunda kullanmak isteyen Trump yönetimi, rejimi zayıflatabilir ya da çökertebilir ancak bunun bedeli, İran’ın kontrol edilemez bir parçalanma sürecine sürüklenmesi olacaktır.

Her ne kadar İsrail ile İran arasında ilk saldırıyı başlatmama yönünde bir anlaşmadan söz edilse de ABD’nin olası bir müdahalesi iki ülke arasındaki gerilimi hızla tırmandırabilecek potansiyele sahiptir. Öte yandan protesto sürecinde bazı grupların provokasyonlarla silahlanması da ülke içi güvenlik açısından ek bir tehdit oluşturmaktadır.

İran’ın bugün en acil ihtiyacı, kapsamlı ve gerçekçi reformlardır. Ekonomik darboğazın aşılması, yolsuzluklarla mücadele edilmesi, sosyal ve siyasal eşitliğe yönelik taleplerin karşılanması kaçınılmaz görünmektedir. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ekonomik reform girişimlerine başlamış olması önemli olmakla birlikte, protestoların sürmesi ve savaş tehdidinin devam etmesi bu reformların gerçekleştirilmesini zorlaştırmaktadır.

Gelecek Senaryoları ve Liderlik Belirsizliği

İran’da halk protestoları, rejimin baskı politikaları ve ABD-İsrail saldırısı ihtimalleri, rejimi önemli ölçüde sarsmaktadır.Protestoların bir lider yaratamamasıve rejimin zayıflaması ya da çökmesi hâlinde iktidarı devralabilecek bir alternatifin bulunmamasıbelirsizliği artırmaktadır. Rıza Pehlevi gibi Halkın Mücahitleri Örgütü lideri Meryem Recavi’nin ismi zaman zaman gündeme gelmiş olsa da bu aktörlerin İran toplumu nezdinde güçlü bir karşılık bulduğu söylenemez. Hatta eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ismi de dini lider olarak ortaya atılmıştır. Buna karşın, Pehlevi’nin nükleer programı sonlandırma, ABD ile ilişkileri normalleştirme ve İsrail’i tanıma yönündeki vaatleri nedeniyle bu isimlerin, ABD açısından ilişki kurabileceği ve kullanabileceği aktörler olarak görüldüğü anlaşılmaktadır.

Tüm bu senaryolar yönetim kademelerinde kafa karışıklığı yaratırken, asıl belirleyici unsur İran halkının ekonomik sıkıntılar ve özgürlük talepleri karşısında sürdürdüğü mücadeledir. Geleceğe dair belirsizlikler, etnik çeşitliliğin fazla olduğu ülkede iktidar mücadelelerini iç çatışmalara ve kaosa dönüştürebilir. Irak ve Suriye’deki savaşınyıkıcı etkisinden ders çıkaran İran yönetimi, bu nedenle kontrolü elinde tutmaya çalışmaktadır. Ancak protestoların sürekliliği ve savaş ihtimali, riskleri daha da artırmaktadır.

Bölge Devletleri Kaostan Endişeli

Gelinen aşamada bazı devletler güvenlik gerekçesiyle İran’daki büyükelçiliklerini geçici olarak kapatma kararı almış, bazıları ise diplomatik personelini çekerek vatandaşlarını uyarmıştır. Bu adımlar, İran’daki protestoların artık yalnızca iç politika meselesi olmaktan çıktığını, bölgesel ve küresel bir gündem hâline geldiğini göstermektedir.

Bölge ülkeleri, genel olarak İran rejiminin ani ve kontrolsüz bir çöküşünden yana değildir. Böyle bir senaryo; kitlesel göç dalgalarını, devlet dışı silahlı aktörlerin güçlenmesini ve güvenlik ile ekonomik çıkarları tehdit eden yeni bir istikrarsızlık dalgasını beraberinde getirecektir. Bu nedenle birçok bölge devleti İran’ın kendi iç dinamikleriyle yeniden yapılanması gerektiği görüşünü paylaşmaktadır. Nitekim Suudi Arabistan ve Irak, İran’a yönelik olası bir saldırıda hava sahalarını ve topraklarını kullandırmayacaklarını açıklamış; Körfez ülkeleri de gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik güvence vermiştir.

Buna karşın, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik olası bir saldırıyı Irak üzerinden gerçekleştirme ihtimali de gündeme gelmiştir. Bu senaryoda İran’ın batısının, Irak’tan yönlendirilecek Kürt unsurlar aracılığıyla baskı altına alınması ve “Büyük Kürdistan” fikrinin zemin kazanmasının hedeflendiği iddia edilmektedir.

Böyle bir gelişme yalnızca İran’ın toprak bütünlüğü açısından değil, Türkiye’nin sınır güvenliği bakımından da ciddi riskler barındırmaktadır. İsrail’in Irak’ta eğittiği Kürt unsurlar üzerinden İran’ın batısına yönelik bir kara harekâtı planladığı ileri sürülmekte ancak bu konuda ABD ile tam bir mutabakat sağlanamadığı söylenmektedir. Kuzey Irak’taki bazı Kürt grupların İran’a sızdığına dair iddialar da bu tabloyu güçlendirmektedir. Kürdistan Özgürlük Partisi’nin (PAK) silahlı kanadı Kürdistan Ulusal Ordusu’nun, Kirmanşah’ta Devrim Muhafızlarına ait bir karargâhı ele geçirdiğini iddia etmesi, bu sürecin ne denli kırılgan olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Irak’ın topraklarını kullandırtmayacağını açıklaması, bölgesel istikrar açısından kritik önemdedir.

Sonuçta, iç ayaklanma, dış müdahale ya dakaotik bir liderlik değişiminden hangisi olursa olsun,İran İslam Cumhuriyeti’nde yaşanacak her gelişme, Ortadoğu’nun siyasi ve güvenlik mimarisini kökten etkileme potansiyeline sahiptir.