ABD + İsrail ittifakının İran’a saldırısı dünyayı bırakın NATO ülkeleri arasında bile destek görmedi. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar nedeniyle tüm dünyada enflasyonist etkiler doğurdu. Üstelik sadece enflasyon değil, dünyayı bir de stagflasyon (enflasyon içinde durgunluk + işsizlik) tehlikesi de bekliyor.
Birçok devlet ama genel olarak da halkların neredeyse tamamı ABD’ye ve doğal olarak da petrodolar sistemine karşı öfkeli. ABD’nin bu savaşları da petrodolar sistemini korumak amacıyla yaptığı da ayrı bir gerçek.
Diğer taraftan Çin’in yükselişi ile birlikte, dünyada yeni beklentiler ve soru ortaya çıktı: “Acaba dolara karşı yuan yeni bir ödeme sistemi olabilir mi, ya da tek başına yeni bir rezerv para birimi değil de çoklu bir rezerv para dönemine mi geçeceğiz?”
Dünyada rezerv paraların büyük krizler ve büyük savaşlar sonucu oluştuğunu, 12 Nisan tarihinde yine bu köşede “Tarihin tekerrür eden finansal şiddeti” başlığı ile değinmiştik. İlgi duyanların tekrar okumasında yarar var.
Ancak yuan tek başına rezerv para birimi olabilir mi? Çin bu konuda Kuşak Yol girişiminden Eximbank kredilendirmelerine, geliştirdiği uluslararası ödeme sistemi CIPS’ten, dünya ticaret yollarının kontrolü için donanmasına yaptığı yatırımlarla adımlar atıyor. Ama sistemin önündeki en büyük engel Washington değil, Pekin’in kendisi…
Konuyu basit bir modelle anlatalım. Türkiye–Çin ticaretini düşünelim. Türkiye, Çin’e 1 yuanlık mal satıyor, Çin’den 40 yuanlık mal alıyor. Kasamıza 1 yuan giriyor ama 40 yuan ödeme yapmamız gerekiyor. Aradaki 39 yuanı bulmak zorundayız. Peki nereden?
Ya Çin’den borçlanacağız, ya başka ülkelerle yaptığımız ticaretten yuan kazanacağız. Ya da dolar satıp piyasadan yuan satın alacağız. Böyle olacaksa, yuanla ticaret dediğimiz şey aslında dolarla dolaylı ticaretten başka bir şey değildir. Yuanla ticaret için dünyada yaygın bir yuan dolaşımının olması gerekiyor.
Bugün dünya ekonomisinin büyüklüğüne baktığımızda tablo daha da netleşiyor. ABD yaklaşık 28 trilyon dolarlık ekonomisiyle hâlâ küresel finans sisteminin merkezinde. Çin ise 18 trilyon dolara yaklaşan üretim gücüyle dünyanın fabrikası. Ama kritik fark şu: ABD açık vererek dünyaya dolar dağıtırken, Çin fazla vererek dünyadan likidite çekiyor.
DÜĞÜM NOKTASI
İşte rezerv para sisteminin düğüm noktası burada… Dolar sistemi nasıl çalışıyor? FED para basıyor ve bu para sadece ABD’nin değil, dünyanın parasına dönüşüyor. ABD cari açık veriyor, dünya dolar kazanıyor, o dolar tekrar ABD tahvillerine dönüyor. Yani ABD’nin açığı, dünyanın likiditesi oluyor. ABD kâğıt ihraç ederek ürettiğinden fazlasını tüketiyor ve dünyadan içeriye refah transfer ediyor. Petrodolar sistemi sayesinde, ülkeler kendi aralarındaki ticarette de dolar kullanıyor. ABD ödeme sistemi içinde kalıyor ve dünya finans sistemi büyük ölçüde dolarla dönüyor.
Çin’de ise durum farklı… Çin sürekli dış ticaret fazlası veriyor. 2025’te Çin’in mal ticareti fazlası yaklaşık 1,19 trilyon dolar ile rekor düzeye çıktı. Bu, yuanın küresel rezerv para olmasının önündeki temel çelişkiyi gösteriyor: Çin dünyaya mal satıyor ama dünyaya yeterince net finansal varlık, yani yuan dağıtmıyor. Bu nedenle yuan, ticarette kullanılabilecek bir para olmasına rağmen, küresel rezerv para olma yolunda ilerleyemiyor. Çünkü rezerv para dediğimiz şey sadece ödeme aracı değil, aynı zamanda dünyanın elinde birikmesi gereken bir varlık.
Buradan cari açık vermek iyidir tezi çıkmasın. Türkiye, sürekli olarak cari açık veriyor ve ekonomisi bekasını tehdit edecek derecede dışa bağımlı. Burada söz konusu olan; cari açık ya da fazla vermek değil, bu açık ya da fazlanın küresel finansal sistem içinde nasıl bir likidite etkisi yarattığıdır.
YUAN REZERV PARA OLMAK İÇİN NE KADAR YAYILMALI?

IMF verilerine göre 2025 sonu itibarıyla dünya rezerv para birimlerinin dağılımı yukarıdaki grafikte… Yuanın küresel resmi rezervlerdeki payı yalnızca %1,95. Doların payı ise yaklaşık %56,77.Diğerleri kategorisi içinde en büyük payı Kanada Doları (%2,5–3), Avustralya Doları (%1,5–2) ve daha sınırlı ölçüde İsviçre Frangı (%0,2–0,3) oluşturmaktadır.Çin, henüz Kanada ve Avustralya seviyesinde değildir.
Bu kabaca şu anlama gelir:
• Küresel rezervler: yaklaşık 13 trilyon dolar
• Yuan rezervi: yaklaşık 250 milyar dolar
• Yuanın ikinci bir rezerv para birimi olması için payının yüzde 10’a gelmesi gerektiğinin varsayalım. Yaklaşık 1,3 trilyon dolar.
• Çin’in yuanı ciddi bir rezerv para yapması için dünyaya sadece mal satması yetmez; aynı zamanda trilyon dolarlık yuan cinsi güvenli finansal varlık üretmesi ve bunu küresel sisteme sunması gerekir.
KUŞAK YOL BU AÇIĞI KAPATABİLİR Mİ?
Çin’in son yıllarda attığı adımlar önemli. Kuşak Yol girişimiyle altyapı yatırımları yapıyor, Çin Eximbank üzerinden kredi veriyor, CIPS sistemiyle yuan ödemelerini kolaylaştırıyor. Özellikle Afrika’da limanlar, demiryolları ve otoyollar gibi kritik altyapı projelerine imza atıyor. Yani aslında dünyaya yuan enjekte etmeye çalışıyor.
2025’te Kuşak Yol kapsamında Çin’in dış ekonomik angajmanı oldukça büyüdü: yaklaşık 128,4 milyar dolar inşaat kontratı ve 85,2 milyar dolar yatırım açıklandı. 2013’ten bu yana toplam angajman 1,399 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu tutar, yukarıda değindiğimiz rakamı yakalıyor. Ama sorun şu:
Bu finansmanın tamamı yuanla yapılmıyor. Önemli bir kısmı proje kredisi, şirket yatırımı ya da emtia bağlantılı finansman şeklinde gerçekleşiyor.Ama bu çaba henüz yeterli değil. Çünkü rezerv para olabilmek için Çin’in sadece mal ihraç etmesi yetmez; aynı zamanda dünyaya büyük ölçekte finansal varlık, yani borç vermesi gerekir. ABD’nin yaptığı tam olarak budur: ABD ve FED’in kontrolündeki finans sistemi ile borç vermenin yanı sıra, güvenli liman olarak görülen devasa bir tahvil piyasasının anahtarıdır. ABD bu haliyle de dünyanın en büyük borçlusudur.
Çin’in ise önünde iki zor tercih var. Ya mevcut modelini sürdürüp fazla vermeye devam edecek ve yuanın küreselleşmesini sınırlı tutacak. Ya da tıpkı ABD gibi açık vermeyi, dünyaya borçlanmayı ve finansal sistemini daha fazla açmayı kabul edecek.
REZERV PARA VE EMPERYALİZMİN AŞAMALARI
Çünkü mesele sadece ekonomi değil, aynı zamanda güç ilişkilerinin evrimi…Bu noktada meseleyi daha geniş bir tarihsel çerçeveye oturtmak gerekiyor. Emperyalizmin gelişim aşamalarına baktığımızda kabaca şu sıralama ortaya çıkar:
• Kaynağa doğrudan el koyma (askeri işgal)
• Ucuz hammadde alıp pahalı mamul satma (kapitülasyonlar, sömürgeler)
• Doğrudan yatırımlar yoluyla kâr transferi
• Ve son aşama: borç vererek kontrol etme (finans kapital, finansal emperyalizm)
Bugün Çin, bu son aşamaya geçiş denemesi yapıyor. Kuşak Yol girişimi, Çin Eximbank kredileri ve geliştirdiği CIPS sistemi bu stratejinin parçaları.
Yani Çin artık sadece mal satan bir ülke değil; aynı zamanda kredi veren, altyapı finanse eden ve ticaretin finansmanını kontrol etmeye çalışan bir aktör haline geliyor.Ancak burada kritik bir çelişki ortaya çıkıyor.Çin bir yandan finansal emperyalizm aşamasına geçmek istiyor; diğer yandan:
• Sermaye hareketlerini sıkı şekilde kontrol ediyor,
• Yuan’ı tam konvertibl hale getirmiyor,
• Finansal sistemini dış dünyaya tam açmıyor.
Bu nedenle ortaya hibrit bir yapı çıkıyor:
Yuan dolaşıma giriyor ama serbestçe dolaşamıyor.
Bu da Çin’in verdiği kredilerin ve yaptığı yatırımların, dolar sisteminde olduğu gibi kendi kendini besleyen bir rezerv para mekanizmasına dönüşmesini engelliyor.
Sonuç olarak mesele “yuan mı dolar mı?” sorusundan daha derin. Dünya ekonomisi belki de tek rezerv para sisteminden çoklu para sistemine doğru gidiyor. Ancak bu yeni düzende bile yuanın ağırlığını belirleyecek olan şey Washington değil, Pekin’in kendi ekonomik modeli olacak.
Rezerv para olmak sadece üretim gücüyle değil, yanı sıra dünyaya likidite dağıtma kapasitesiyle belirlenir.
Çok Okunanlar
Bursa'da genç avukatı katleden saldırganın ifadesi ortaya çıktı
İranlı komutan uyardı
Kadın avukat cinayetinde 5 kişi tutuklandı
'Başmüzakereci' kimle neyi müzakere edecek?!
TBB'den avukatlara yönelik sosyal medya izleme merkezi
Yuan’ın önündeki engel Washington değil Pekin
Yeni emperyalizm-1: Dijital dünyanın gölgesinde yeni krallar, imparatorlar
Ben Atatürkçü değilim
‘Taksim dışındaki tüm meydanları reddediyoruz’
Süleyman Soylu'nun eski tarihli Amedspor sözleri gündem oldu