Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Türk vatandaşı Cansu Badur, Afganistan'da alıkonulduğu evden yardım çağrısı yaptı

Türk vatandaşı Cansu, Afganistan Kabil’de 1 yıldır alıkonulduğu evde şiddete maruz bırakılıyor. Şubat ayında alıkonulduğu evden kaçmayı başararak Afganistan’daki Türkiye Cumhuriyeti Kabil Büyükelçiliği’ne sığınan Cansu, Taliban yetkilileri izin vermediği için ülkeden çıkış yapamadı ve zorla evlendirildiği Abdul Varsi Ndori’ye teslim edildi. 12punto, dün sosyal medyadan yardım çağrısında bulunan Cansu’ya ve Türkiye’deki ailesine ulaştı. Cansu’nun ağabeyi Alican Badur, “Kardeşimin hayati tehlikesi var, Türkiye’ye geri gelmesine yardımcı olun” diyerek yetkililere seslendi.

Türk vatandaşı Cansu Badur, Afganistan'da alıkonulduğu evden yardım çağrısı yaptı

Haber: Sinem Nazlı Demir

31 yaşındaki Türk vatandaşı Cansu Ndori, eski soyadıyla Cansu Badur, Afganistan’da zorla alıkonulduğu ve şiddet gördüğü evden çektiği video ile Türkiye’nin gündemine oturdu.

12punto, Cansu’nun ailesine ulaşarak süreci yakından takip etmeye başladı. İlk olarak ağabeyiyle iletişime geçildi, ardından Cansu’ya ulaşabilmek için olağan gazetecilik yöntemlerinin ötesine geçen, kontrollü ve dikkatli bir temas planı oluşturuldu.

Bu kapsamda muhabirimiz Sinem Nazlı Demir, doğrudan kimliğini açık ederek değil, Cansu’nun güvenliğini riske atmayacak bir yöntemle sürece dahil edildi. Cansu’nun ağabeyi tarafından mahalleden eski bir tanıdık olarak tanıtılan Demir, görüşmenin gerçekleşebilmesi için gerekli güven ortamının kurulmasını sağladı. Ağabeyi, Cansu’ya “Akşam konuşurken Sinem de aramıza katılsın, seni görmek istiyor” diyerek bu iletişimin zeminini hazırladı.

CANSU’NUN KONUMU TESPİT EDİLEREK YETKİLİLERE BİLDİRİLDİ

Ağabeyi, Cansu’ya “Her akşam yaptığımız gibi bu akşam da konuşurken Sinem de aramıza katılsın, seni görmek istiyor” diyerek bu iletişimin zeminini hazırladı.

Bu yöntemle, Afganistan saatiyle 12 Nisan saat 02.31’de bir görüntülü görüşme gerçekleştirildi. Ancak bu görüşme, klasik anlamda bir röportaj değildi. Şiddet, alıkonulma ya da yaşadığı durumla ilgili hiçbir soru doğrudan yöneltilmedi; sohbet, dışarıdan bakıldığında sıradan bir sohbet izlenimi verecek şekilde sürdürüldü.



Görüşmenin ardından Sinem Nazlı Demir, elde edilen bulgular ve ulaşılan veriler doğrultusunda ilgili yetkililerle iletişime geçmek üzere süreci başlattı. Aynı zamanda Cansu’nun ağabeyi Alican Badur ile çevrimiçi bir röportaj gerçekleştirilerek ailenin çağrısı kamuoyuna taşındı.

ABDUL, BABAMIN MİRAS PARASINI CANSU’DAN ALDI

12punto’ya konuşan Alican Badur, Cansu ile Abdul arasındaki ilişkinin nasıl başladığını ve sürecin hangi noktada kırılma yaşadığını ayrıntılarıyla anlattı. Aileye göre, bu ilişkinin temelinde güven ilişkisi değil, başından itibaren ekonomik bir istismar bulunuyordu:

“2022 yılında babam vefat etti ve vefatından önce kardeşime bir miras bıraktı. O zamanın parasıyla 80 bin Türk Lirası. Bu süreçte kardeşim Cansu Sultangazi’de bir tekstil atölyesinde çalışıyordu ve bu atölyede Afgan vatandaşı Abdul Varsi Ndori ile tanıştı. Daha sonra aralarında bir iletişim başladı ve bu kişi bu 80 bin lirayı kardeşimden borç olarak aldı. Ancak aslında onu kandırdı çünkü bu parayı ona geri hiç ödemedi.”

2022 YILINDA ABDUL SINIR DIŞI EDİLDİ

İlişkinin seyrini değiştiren ilk kritik gelişme, Abdul’un Türkiye’deki hukuki durumunun ortaya çıkmasıyla yaşandı. Yaşanan bir tartışma sonrasında sürece dahil olan polis ekipleri, Abdul’un kaçak statüde bulunduğunu tespit etti ve bu durum, sürecin yönünü tamamen değiştirdi.

Bu gelişme, yalnızca Abdul’un sınır dışı edilmesiyle sonuçlanmadı; aynı zamanda Cansu’nun ilerleyen dönemde Afganistan’a uzanacak sürecinin de başlangıcı oldu.

Alican Badur, bu dönemi şu sözlerle anlattı:

“2022 yılında Abdul ve Cansu bir gün kavga ediyor ve bu kavga üzerine olayı inceleyen polis ekipleri Abdul’un kaçak olduğunu fark ediyor. Daha sonra Abdul Afganistan’a sınır dışı ediliyor.”

CANSU AFGANİSTAN’DA ZORLA EVLENDİRİLDİ

Sınır dışı kararının ardından iletişimini sürdüren Abdul, bu kez Cansu’yu Afganistan’a gitmeye ikna etmek için ekonomik bir vaatte bulundu. Ailenin aktardığına göre bu süreç, planlı bir yönlendirme içeriyordu. Cansu, kendisine ait olan parayı geri alabileceği düşüncesiyle Afganistan’a gitmeyi kabul etti.

Kabil’e ulaştıktan sonra ise Abdul’un ailesi ve Abdul, Cansu’ya şiddet uyguladı ve Cansu zorla Abdul ile evlendirildi.

Alican Badur yaşananları şöyle anlattı:

“Abdul, Cansu’ya tuzak kurup onu Afganistan’a çağırıyor ve “buraya gelirsen paranı vereceğim” diyor. Daha sonra Cansu Afganistan’a, Kabil’e gidiyor ve Abdul “Bir evim var, tapusunu yakında bana verecekler, seninle evlenirsek ben de evin parasından senin borcunu verebilirim” diyor. Evlilik işlemleri uzun sürmesin diye Abdul’un ailesi Cansu’yu zorluyor ve şiddet uygulayarak evlenmesini sağlıyorlar. Cansu şimdi 1 yıldır Afganistan’da. Gitti ve geri gelemedi.”

BÜYÜKELÇİLİĞE SIĞINDI, TALİBAN ÜLKEDEN ÇIKIŞINA İZİN VERMEDİ

Ailenin anlatımına göre, Cansu’nun içinde bulunduğu durumdan kurtulmaya yönelik en somut girişimi Şubat ayının sonlarına doğru gerçekleşti.

Şiddet gördüğü evden kaçmayı başaran Cansu, Kabil’deki Türk yetkililere ulaşarak yardım talebinde bulundu. Badur, bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti Kabil Büyükelçiliği’nin sürece müdahil olduğunu, ancak Afganistan’daki mevcut siyasi koşullar nedeniyle sürecin sonuçsuz kaldığı ifade etti.

Ağabey Badur, yaşananları aktarmaya şöyle devam etti:

“Yaklaşık 5 hafta önce Cansu bir şekilde evden kaçmayı başardı ve yüzü gözü şiş bir halde Afganistan’daki Türkiye Cumhuriyeti Kabil Büyükelçiliği’ne sığındı. Büyükelçilikteki görevliler yardımcı olmaya çalıştılar. İşlemleri başlattılar ve Cansu’yu bir otele yerleştirdiler. Uçak biletini bizim almamızı istediler. Biz de bir yerlerden para toplayıp 4 Mart’ta Kabil’den İstanbul’a gelmesi için uçak biletini aldık. Ancak resmi işlemler bitmediği için bu uçağa yetişemedi. Bu süreçte Abdul şikayette bulunmuş “tapularımı çaldı, kaçmaya çalışıyor” diye. Daha sonra Türk yetkililer ikinci uçak biletini 6 Mart için aldılar. Cansu 6 Mart’ta Kabil’de bulunan Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’na gitti ancak Taliban yetkilileri Cansu’nun Afganistan’dan çıkmasına izin vermediler. Taliban görevlileri Cansu’ya “çıkış yasağınız var, kocanız sizi şikayet etmiş” dediler ve Cansu’yu Abdul’a teslim ettiler.”

 

“KARDEŞİM CİDDİ BİR RİSK ALTINDA”

Cansu’nun yeniden Abdul’a teslim edilmesinin ardından Cansu ve ailesinin iletişimi uzun süre kesildi ve şiddet giderek arttı. Ailenin aktardığına göre, Cansu’nun dış dünya ile bağlantısı büyük ölçüde kontrol altında tutuluyor ve güvenliği ciddi risk altında.

Alican Badur durumu şu sözlerle ifade etti:

“Abdul ise Cansu’nun telefonunu kırdı ve kardeşime uzun bir süre ulaşamadık. O gün bugündür şiddet artarak devam etti. Cansu uzun bir süre sonra kendisine yeni bir telefon almayı başardı. Ayrıca Abdul madde kullanan birisi, bu nedenle kardeşim ciddi bir risk altında.”

“KARDEŞİMİN TÜRKİYE’YE GETİRİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

Aile, yaşanan sürecin yalnızca bir alıkoyma meselesi olmadığını, aynı zamanda Cansu’nun sağlık durumu nedeniyle daha kırılgan bir konumda olduğunu vurguluyor. Alican Badur, kardeşinin Türkiye’ye getirilmesi talebini şu sözlerle dile getirdi:

“Kardeşimin, zamanında başına aldığı bir darbeden dolayı zihinsel geriliği var, bu nedenle yaşıtları ile aynı seviyede düşünemiyor. İlk evliliğinden olan 7 ve 11 yaşında iki çocuğu var. Yetkililerden kardeşimin bir an önce Türkiye’ye getirilmesini talep ediyoruz. Kardeşim ruh sağlığı yerinde olmayan birinin yanında ve hayati tehlikesi var.”

Cansu’nun durumu hakkında henüz Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı veya ilgili resmi kurumlardan bir açıklama yapılmadı. Aile ise yetkililerden gelecek olumlu bir yanıtı bekliyor.

 

KEMİK KIRILMADIKÇA AİLE İÇİ ŞİDDET SUÇ SAYILMIYOR

Afganistan’da Taliban yönetiminin 2026 başında yürürlüğe koyduğu yeni ceza kanunu, özellikle kadınlar ve kız çocukları açısından mevcut baskı rejimini daha da derinleştiren bir hukuki çerçeve ortaya koymakta. Bu düzenlemeler, yalnızca temel hak ve özgürlükleri sınırlamakla kalmamakta, aynı zamanda kadına yönelik şiddeti fiilen görünmezleştiren ve cezasızlığı kurumsallaştıran bir yapı yaratıyor.

Yeni sistemde şiddetin tanımı daraltılarak yalnızca “kemik kırılması” veya “açık yara” gibi ağır fiziksel sonuçlar suç kapsamına alınmakta, bunun dışındaki fiziksel şiddet büyük ölçüde cezasız bırakılmaktadır. Bu yaklaşım, kadınların maruz kaldığı sistematik şiddetin hukuki olarak tanınmaması anlamına gelmekte ve devletin koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaktadır.

Kadınlar ve kız çocukları açısından en çarpıcı değişiklik, eğitim ve kamusal hayata erişimin neredeyse tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Kız çocuklarının eğitimi yasaklanırken, kadınların çalışma hayatına katılımı büyük ölçüde engellenmiştir. Ayrıca kadınların günlük yaşamı sıkı şekilde denetlenmekte; erkek refakatçi olmadan seyahat edememe, kamusal alanda görünürlüğün kısıtlanması ve sosyal ilişkilerin cezai yaptırımlarla sınırlandırılması bu kontrolün başlıca örnekleridir. Özel alan dahi bu denetimin dışında değildir; örneğin eş izni olmadan aile ziyareti hapis cezasına konu olabilmektedir.

Öte yandan yeni ceza kanunu, yalnızca devletin değil toplumun da denetim ve cezalandırma sürecine dahil edildiği bir sistem kurmaktadır. “Günah” olarak tanımlanan davranışlara karşı bireylerin müdahale etmesine izin verilmesi, kadınlar açısından kamusal alanda sürekli bir denetim ve şiddet tehdidi yaratmaktadır. Bu çerçevede özellikle kadınları doğrudan etkileyen başlıca düzenlemeler şu şekilde özetlenebilir:

Şiddetin cezasızlaştırılması: Kemik kırılmadıkça veya açık yara oluşmadıkça fiziksel şiddetin suç sayılmaması

Eğitim yasağı: Kız çocuklarının tüm eğitim kademelerinden dışlanması

Hareket özgürlüğünün kısıtlanması: Erkek refakatçi olmadan seyahat edememe

 Aile içi kontrolün yasallaşması: Kadınların izinsiz sosyal ilişkiler kurmasının cezalandırılması

Toplumsal denetimin yaygınlaştırılması: Bireylere “ahlaki” gerekçelerle müdahale ve cezalandırma yetkisi verilmesi

Fiziksel cezaların sürmesi: Kadınlar dahil olmak üzere kırbaç gibi cezaların uygulanmaya devam etmesi

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, Afganistan’da kadınların yalnızca kamusal alandan değil, aynı zamanda hukuki koruma mekanizmalarından da sistematik biçimde dışlandığı görülmektedir. Yeni ceza rejimi, kadına yönelik şiddeti önlemek yerine normalleştiren, görünmez kılan ve toplumsal düzeyde yeniden üreten bir yapı oluşturmaktadır.

 


Haber Kaynağı : 12punto

Afganistan kadına şiddet
Wodo Network