Merhabalar,
Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar.
Sanatın aynasından bakmaya devam…
Sanatın aynasından bugün bize görünen,
Anlam yaratmak,
Ah o “anlam”
Yenilir mi? İçilir mi?
İçilirse, bizi sarhoş eder mi?
Etmez mi, eder tabi....
Yalnız bilincinizi değil, hücrelerinize kadar tüm varlığınızı sarhoş eder.
Sarhoş eder ama bu sarhoşluk sizi yıkmaz.
Sizi çelik bir iradenin içinde yeniden doğurur...
Biliyorsunuz bilim açıklar ama açıkladığı şeylere ve açıkladığı şeylerin bağlantısallığında meydana gelen olgulara anlam yaratamaz, yapamaz, çünkü; duygusu yoktur, çünkü Dionysos gibi çoşkun ve esrik değildir. Aksine Nietzsche’nin Tragedyanın Doğuşu Eseri’nde tarif ettiği Apollon gibi saf akıl ve o saf aklın kendini gösterme olanağı bulduğu düzenin aynasıdır. Çünkü düzenli olan Kozmos’un düzenini var eden neden-sonuç ilişkisiyle ilgilenir. Merakı, ilgisi ve ilintisi kozmosun işleyişinin düzenliliğini bir düzen ve bütünlük içinde kavramak ve göstermektir. Tamam bütün çabası açıklamaktır diyoruz ama işte bu açıkladıkları varya işte bu açıkladıkları, onlar öylece bir köşede öylece kalırlar mı sanıyorsunuz. Sanmayınız efendim, sanmayınız yanılırsınız...
Ah bu Dionysos’çular yok mu, coşkun, esrik ve cesur Ademoğulları ve Kızları, işte bunlar gibilerinin ellerine geçmez mi? Geçer efendim, geçer....
Abidin Hoca yine lafı uzattın sadede gel mi diyorsunuz....
Anlam yaratmak sonsuzluğu, sonlu olanda göstermek ve içine fırlatılmış olduğu dünyaya bir cevap verebilmektir. Bunun için tümel olanı tikelleştirir, tikelleştirdiği üzerinden yeniden tümelleştirir. Duyuları aracılığıyla deneyimlediği dış gerçekliği duyumsayıp bilincinde filtre ettikten sonra, doğayla ve evrenle düşünce boyutunda reaksiyona girer ve kendinde, kendi üstüne düşünürde, düşünür. Deneyimlediğim şeyin bir parçası mıyım? Kendisi miyim? Yoksa deneyimlediğim şeyin bir sonucu muyum?
Deneyimlediğim şeyin hem kendisiyim, hem de sonucuyum ve bir sonraki aşamada deneyimleyeceğim şeyin nedeniyim.
Öyleyse aslında ben kendimde kendime aşkın bir şeyim...
Hadi itiraf edin...Sen neymişsin be abi dediniz di mi...
Ben değil hepimiz, sevgili dostlar, hepimiz.
Geldik mi ulu ozan Yunus’a
Ne diyor büyük ozanımız;
Beni bende demen, ben de değilem
Bir ben vardır bende, benden içeru.
Ya gördünüz mü?
Kendinde kendine aşkın olmayı
İşte budur; Anlam yaratmak.
Peki nereden beslenir, nereden kaynar derseniz.
Anlam yaratmak, sezgisel meraktan, beslenir, oradan kaynar.
De bakalım Abidin Hoca,
Oradan beslenir, oradan kaynarda, orası neresidir? Deyiverdiniz, duydum.
Orası yaşamsal bütünlüktür.
Görmesini bilenlere gıdım, gıdım kendini gösteren, duymasını bilenlere duyuran, sezmesini bilenlere sezdiren O’dur.
Ontolojik olarak tekil olan değil, ontolojik olarak tümel olup her şeyi kapsayandır. Yani sezemeyenler için dışındaymış gibi olan sezebilenler içinse hem içinde hemde dışında olandır.
Son iki yazıdır bizi merak kuyularına daldırdın. Heysem dedin Leonardo dedin. E hani!
Bilim tarihini akademik bir disiplin haline getiren George Sarton, Heysem’i “Kitab el Menazır” isimli kitabından dolayı bütün zamanların en büyük optikçisi olarak tanımlamıştır. Gerçek manada bilimsel sonuç elde edebilmek için mutlaka gözlem ve deney yapılmasını şart koşan Heysem ayrıca matematik ve astronomi üzerine de çalışmalar yapmıştır. Astronom, mimar, mühendis, ressam ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz özellikleri olan Leonardo’da herşeyi gözlemlemiş ve deneyler yapmıştır. Popüler olarak Mona Lisa ve Son Akşam Yemeği eserleriyle dünya çapında bilinen Leonarda, aslında eksik bilinmektedir. Peki nedir Heysem ile Leonardo’yu birlikte düşünmene neden olan şey derseniz vereceğim cevap basittir.
Yaşamdaşlık....
Heysem’in 10. yüzyılda yazmış olduğu görme ve optik üzerine olan kitabı yaşamın enformasyon ağına yüklenmiş ve 15. yüzyılda Leonardo tarafından oradan alınarak kullanılmıştır. Bu kitap olmasaydı Leonardo, yumuşak geçişler ve belirsiz sınırlar oluşturarak detayların bulanıklaştırılmasını sağlayan ve sanki bir sis perdesi arkasından bakılıyormuş hissi yaratan“Sfumato” tekniğini bulamazdı. Biz de sanatçının 3 yılda tamamladığı Mona Lisa Tablosu’unda, Mona Lisa sağa mı bakıyor, sola mı bakıyor, gülümsüyor mu gibi soruları soramaz, üstüne düşünemezdik. Yani...Vay ki başımıza olurdu....
İşte Heysem ve Leonardo gibi sayısız bilim, sanat ve felsefe insanının yaşamsal enformasyon ağında buluşturan şey, anlam yaratmak isteyen sezgisel meraktan başka bir şey değildi. Burada anlam yaratmak dediğim şey, insan odaklı düşünmekten çıkıp insana aşkın olan ve onuda var eden yaşamsal enformasyonu görünür kılmak, aşkın olanı sezdirebilmektir.
Bunun içinde gözlem şarttır, hem içeriye bilince hem de hepsini kapsayan yaşama.
Gözlem, evreni bütünselliğinde kavramak için bize kendisini gösterme biçimleri içinde, sezmemiz gerekenleri sezmemizin yegane yoludur. Gözlem yapmak ve sezmek, sezdiğimiz şeyde ki bütünleşik aklı ve işleyişi görmek, gördüğümüzü kavrayarak bilinç düzeyine taşımak. işte zurnanın zırt dediği yere geldik mi...
Bilinç düzeyinde ne olur kendi aklın, o büyük aklın şifre çözücüsü olur. Şifreyi çözdükçe onunla hem hal olur. Böylece olması gereken olur ve biz yine geliriz ulu ozan Yunus’un kapısına...
Beni bende demen, ben de değilem
Bir ben vardır bende, benden içeru.
Anlamak, anlam yaratarak anlamın içinde olmak.
Bunun içinde kendimizden başlamak...
Sevgili Dostlar o zaman son sözümüz de şu olsun;
Anlam Aşkına,
Deryanın içinde balık olmak yetmez, deryayla aşk da olsun....
Bir daha ki buluşmamıza kadar, şimdilik hoşça kalın, şu an ve her zaman, sanatla nefes alın, sanatla kalın.
Çok Okunanlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NBA efsanesi Shaquille O'Neal ile buluştu
Türk bayrağına terör örgütü yandaşlarından saldırı
Mardin sınırındaki Türk bayrağı provokasyonuna Mansur Yavaş'tan tepki
Metal işçilerinden dev grev kararı
Galatasaray Genel Sekreteri Eray Yazgan'a bahis cezası!
Fenerbahçe Bankalar Birliği borçlarını kapattı
İstanbul Boğazı'nda erkek cesedi bulundu!
İzmir'de tepki çeken görüntüler sonrası Menzil'den açıklama geldi
Hakan Fidan Tom Barrack ile görüştü
Ünlü marka akıllı telefon üretimini durduruyor