“Gökkubbe altında söylenmemiş söz yoktur,” derler ama yazı için o kadar çok alan var ki; yazalım...
Emperyalizmin yeni versiyonu tekno-emperyalizm bize yazmak için bu alanı yeterince açıyor. Kullandığımız bilgisayar ve program değil sadece; bulut sistemiyle bu yazının binlerce kilometre uzağa gitmesine ve saklanabilmesine neden olan dijital bulut sistemleri, denizaltı kabloları ve uydularla sağlanan internet servisi, tekno-emperyalizmin geniş bandında ilerliyor. Uydular yüzünden dünyanın çevresinde kirlilik oluştuğu, sorumlularının da daha çok Amerikalılar olduğu, bir gerçek..
Biz de yarı çevre ve/veya çevrede sermaye açığımızdan bahsedip duralım yeter ki... Zira cari açık ve enflasyonun Hürmüz Boğazı’na takılmasına gönlümüz el vermez. Kuru yükseltip yeniden eşitsizliği derinleştirmekle çözülemeyeceğini görmek için kâhin olmaya gerek yok; günümüzün “organik iktisatçıları” bizi yanlış yola saptıramazlar...
Bu dünyadan J.A. Hobson, R. Hilferding, V.İ. Lenin, S. Amin, I. Wallerstein, H. Magdoff, M. Perelman ve A. Negri gibi ekonomiyi sadece sermaye sınıfına özgü olarak görmeyen yüzlerce iktisat düşünürü geçti. Emperyalizmin yeni versiyonu da eskiyi tartışarak anlaşılabilir zira.
Önce “klasik emperyalizm” kuramlarının iki düşünürünü ele alalım. Hobson’ın (1902) eksik tüketim analizi, özetle, merkez kapitalist ülkelerde servet eşitsizliği sermayenin yatırım alanını yaratacak bir talep boşluğu oluşturunca, “sermaye ihracıyla” yarı çevre ve çevredeki yatırımlar finanse edilerek, kârların azamileştirilmesine dayanır.
19’uncu yüzyılda ABD demiryolu ağı Britanya (kredi) finansmanıyla yapılmıştı. Eksik tüketim eğilimi servet eşitsizliğinin bir sonucu olduğundan, Hobson’a göre bu eşitsizliği azaltınca kapitalizmin doğrudan kaynaklara el koyma anlamında klasik emperyalizme başvurmasına gerek kalmayabilir. Özetle, Hobson’a göre, kapitalizmin arızası emperyalizmle onarılır.
Fakat bu, günümüze nasıl uyarlanabilir?
Sorun günümüzde tekno-emperyalizm ile bağlantı kurarak giderilir. Bugün dev teknoloji şirketleri (Big Tech), elde ettikleri devasa kârları yatıracak alan bulmakta zorlandıklarında, gelişmekte olan ülkelerin dijital altyapılarını ele geçirirler. Öyle de oluyor. Hobson, emperyalizmin arkasında “parazit bir sınıfın” (finansörlerin) olduğunu söyler. Bugün bu rolü, veriyi yeni “petrol” olarak gören ve küresel veri akışını kontrol eden teknoloji devleri devralmıştır. Geçtiğimiz günlerde Pentagon da bir tanesi hariç bütün yapay zekâ sistemleriyle anlaşarak sistemine kattı. Bu da emperyalizmin tüm kanallardan güç ilişkileriyle ve daha büyük sömürüye devam etmek için “start” aldığını gösteriyor bize.
LENİN VE EMPERYALİZM
Lenin 1916’da yazdığı kitabında emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak görür (Luxemburg ve Kautsky’nin itirazları başka yazıya) ve emperyalizmi böyle tanımlarken beş temel özellik sıralar: Tekelleşme, finans sermayesinin üstünlüğü, (yine) sermaye ihracı, dünyayı paylaşan uluslararası tröstler ve toprak paylaşımının tamamlanması. Lenin’e göre en son toprak paylaşıldığında, hem kapitalizm hem de emperyalizm bitecek. Sovyetlerin kuruluşu da kapitalizmi bitirmek içindir ona göre.
Günümüzde Lenin’in emperyalizm teorisini nasıl görebiliriz dersek, Hürmüz detayı önemsiz değil tabii bu toprak paylaşımında. Petrolün beşte biri oradan geçiyorsa üstelik...
Tekelleşme: Lenin’in bahsettiği çelik ve demir tekellerinin yerini bugün Google, Amazon ve Microsoft gibi veri tekelleri alıyor. Bu şirketler “pazar payı” değil, doğrudan “pazarın kendisi” haline gelmiştir.
Sermaye ihracı yerini “veri ihracına” bırakıyor: Eskiden demiryolu inşası için sermaye ihraç edilirdi; bugün ise ülkelerin dijital egemenliğini bağlayan bulut bilişim altyapıları ve yapay zekâ modelleri ihraç ediliyor. Bu dijital ortamdaki gayrimaddi emek üretimiyle yapılan “meta”lar (Negri), yasal bariyerler ve dijital ve fikri mülkiyet hukukuyla korunarak, dijital meraların (büyük verinin) “çitlenmesi” (Perelman) garanti altına alınıyor.
Finans kapital (Hilferding): Günümüzde teknoloji ve finans iç içe geçiyor (FinTech). Algoritmik ticaret ve dijital paralar, Lenin’in “bankaların sanayiye hükmetmesi” tezinin dijital bir yansımasıdır. Artık finans kapitalin yarattığı algoritmalarla hem dijital dünyaya hükmeden tekno-feodallerin (Varoufakis) hem de silah ve petrol egemenlerinin çıkarları birleşiyor. Örneğin petroldeki fiyat artışı bir biçimde dijital dünyayla finansın ve silahın eşgüdümüyle “artık değer üretim mekanizmasına” (artık değer devşirme mi demeliydik?) dönüşüyor. Bu durumda merkez silaha para yatırdığında petrol ve finans da karşılık buluyor. Yarı çevre ve çevredeki (Wallerstein) tüketime dönük büyük yatırımların finansmanı “anahtar paralarla” (Dolar ve Euro) artık değerin hem yaratılan dijital finansal ortamla merkeze akmasına yol açıyor hem de Türkiye’deki enflasyon gibi sorunların yönetilmesinde yardımcı oluyor.
ULTRA ZENGİNLERİN EN HIZLI ARTTIĞI ÜLKE
Ana akım iktisat ideolojisi burada devreye girerek, artık değer aktarma mekanizmasını eşitsiz ve birleşik gelişme ortamında “merkez”in rıza aracı olarak kolaylaştırıyor.
Örnek mi? Şöyle: Tarımdaki yapısal sorunların arkasında yalnız bırakılan çiftçinin, ürettiği ürünün fiyatını tekellerin hedeflerine göre belirlemesi sağlanıyor. Çünkü, küresel tarım tekelleri, hem merkezde hem de çevrede gıda güvenliği ve gıda güvencesizliğini (meali başka yazıya) belirliyor. Gübre fiyatını belirleyemeyince gıda enflasyonunda zirveye tırmanabiliyorsunuz. Silah sanayiinde ihracatı yükseltirken bunun ithalatı ne kadar yükselttiği belirsizleştirilerek, “tartışılmaz” hale getiriyor.
Serveti 30 milyon doları geçen insan sayısı son 5 yılda yüzde 93.5 artarak 4 bin 208’e çıktı. Peki, hangi ülke, dünya sıralamasında “ultra zenginlerin” en hızlı arttığı üçüncü ülke oldu? (The Wealth Report 2026). Yüzde 30’lara demir atan enflasyondan sebeplenen tekno-emperyalizmin yarattığı tekno rantların, “birleşik kaplar yasası” gereği üretim düşüşüne ne kadar dayanacağı tartışma konusu. Zira sanayi S.O.S vermeye başladı. Kredilerin geri dönüşünde geçen seneye göre ikiye katlanan sorun da eklendiğinde, “diyalektiğin dansını” durduran gelişmeler var. Bu aşamada kabahati İran savaşına atmak, futboldaki topu taca atmaktan farksız. Siz oyunu kendiniz kurmazsanız, kendi sisteminizi oluşturamazsanız, sistemin zayıf halkası olmaktan da kurtulamazsınız ne yazık ki...
Hangi ülke olduğunu başlıkta da yazmıştım...
Hatırlatmış olayım...
_______________________________
* Devamı ve olası “çözüm” önerileri gelecek yazıya..
Çok Okunanlar
Özgür Özel'in Burcu Köksal sözleri ortaya çıktı
İkinci tur senaryolarının hepsinde geride
Akın Gürlek, Erdoğan'ın telefon görüşmelerini dinliyormuş ona yalan atmış
Genç kadın durakta tacizciyi saniye saniye kaydetti
Teşekkürler Melih Gökçek teşekkürler Mansur Yavaş
Butlan kararı için tarih verdi
Gökhan Böcek’in itirafı dar anlamda CHP’yi nasıl etkiler?
Otomotiv ekipmanı üreticisi Türkiye pazarından çekiliyor
Merkezde tekno-emperyalizm, Türkiye’de enflasyon (I)*
Özkan Yalım’ın 'etkin pişmanlık ifadesi' ortaya çıktı