Merhabalar,
Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar.
Sanatın aynasından bakmaya devam…
Sanatın aynasından bugün bize görünen,
“Sanatta neymiş” diyen…
Suyun öte yakasından olan Ak sakallı bir ihtiyar.

Dediysek de tahmin ettiğiniz aksakallı değil.
“Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” diyen Sokrates’in öğrencisi ve ilk ütopik devleti düşleyen, Büyük İskender’e de hocalık yapmış olan Platon.
İşte bugün sanatın aynasından bize görünen bu ihtiyar, aynı zamanda İdealist Felsefenin de kurucu babası.
MÖ 428-347 yılları arasında Antik Atina’da yaşamış olan, köklü ve aristokrat bir ailenin çocuğu olan Platon,
Sanat duyguların değil aklın işi olmalıdır diyor.
Ey sanatçılar,
Duygularınıza kapılıp da….
Ayıp etmeyin diyor.
Çünkü filoza göre, görünür dünyanın her bir bileşeni, idealar evreninin bir taklidiydi. İnsan başta olmak üzere her varlığın ve nesnenin özü idealar dünyasında var olmaktaydı. Ayrıca biz ölümlülerin dünyasında ise her şey fani, yani geçiciydi. İçinde yaşadığımız dünya bir sanrıydı.
Gözlerimizle gördüğümüz, ellerimizle tuttuğumuz, kulaklarımızla işittiğimiz, burnumuzla kokladığımız ve tadına bakabildiğimiz her şey bir taklit ve sanatçılarda bu taklidin taklidini yaparak beyhude bir işle iştigal ediyorlardı.
İnsanın paydaşı olduğu doğanın, an be an her şeyi değişiyor ve bu değişimin neticesinde ortaya çıkan oluş ise bizim dış dünyayı algılamamızın araçları olan duyularımız aracılığıyla bizlerin algısını belirliyordu.
Ak sakallı filozofumuz, felsefesi gereği şu soruyu soruyordu; sürekli değişen bir dünyanın sabit değişmez bir hakikati olabilir miydi? Bu haliyle sabit bir hakikati olamayacaksa bilgisi de olamayacağından bizi aldatmaktan başka bir neticesi de olmayacaktı.
Öyleyse sanat adı altında şeylerin, sürekli, taklidinin, taklidinin yapılıyor olması, insanın aklını gölgeliyor ve akıl saf ve mutlak olan idealara yönelemiyor, hakikat kendini duyumsatamaz hale geliyordu.
Ve tabi ki sanatçılar, Platon’un “Çünkü şairler, yazarlar, insanlar üstüne de doğru dürüst konuşmuyorlar. Masallarında eğri insanların mutlu, doğruların mutsuz olduğunu görüyoruz”. İfadelerinden de anlayabileceğimiz üzere moral ve etik değerler açısından toplumsal düzeni bozarak ayıp etmekle suçlanıyordu.
Hatta ak sakallı dedemiz daha da ileriye giderek, sansür istiyordu.
Sansür,
Kulağınıza tanıdık gelmiş olabilir mi?
Peki Platon hakikat olarak neyi göstermek istiyordu. Tabi ki Tanrısal olanı ve onun ilahi olan düzenini.
Sanatçılar ise taklidin, taklidini yaparak oluşturdukları sanrılarla, insan aklını gölgeleyerek duygusal coşkunluğun önünü açıyor ve ilahi düzenin anlaşılmasını zorlaştırıyorlardı.
Yani biz fanilerin kafalarını mikser gibi karıştırarak, ayıp ediyorlardı!
Çok ayıp ediyorlardı!
Sanki hala ayıp ediyorlar gibi!
Ayıp!
Birileri hala “sanatta neymiş” diyerek,
Ayıplamaya devam ediyordu.
Ayıplamaya.
Bir dahaki buluşmamıza kadar, şimdilik hoşça kalın, şu an ve her zaman, sanatla nefes alın, sanatla kalın.
Çok Okunanlar
İmamoğlu'nun casusluk davasında duruşma tarihi belli oldu
Metin Akpınar davasında tazminat kararı
3 şişe suya 600 TL hesap kesen işletmeye ceza
168 isimden ortak laiklik açıklaması
AKP'de Akın Gürlek gerilimi
Süper Lig'de 6 kulüp PFDK'ya sevk edildi
ABD’de volkanik bölgenin altında rekor lityum kaynağı keşfedildi
Maç biter bitmez Osimhen'den Noa Lang'a tepki
19 kent için sarı alarm: Yağış, kar ve fırtına geliyor!
İşte kulislerde konuşulan 3 farklı senaryo