Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Mersin’e geleceklere öneriler

Yıllar önce Bloomberg Businessweek Türkiye’deki köşemde Mersin’e ilk taşındığım günlerdeki izlenimlerimi yazmıştım. Aradan geçen zamanda şehir değişti, ben değiştim, bazı alışkanlıklar değişti ama bazı şeyler var ki Mersin’in karakterinin ayrılmaz parçası olmaya devam ediyor.

Mersin’e taşınmayı düşünenler, burada iş kurmak isteyenler ya da birkaç günlüğüne şehre yolu düşecek olanlar için küçük bir rehber hazırlamaya karar verdim. Çünkü Mersin dışarıdan bakıldığında görünen şehirle, içinde yaşanan şehir arasında Türkiye’deki en büyük farklardan birine sahip.

Öncelikle Mersin’e gelirken tek bir şehir beklemeyin. Haritaya baktığınızda öyle görünüyor olabilir ama gerçekte durum biraz farklı. Bugün birçok kişinin Mersin dediği yer aslında Yenişehir, Mezitli ve Toroslar’dan oluşuyor. Tarsus kendi başına ayrı bir karaktere sahip. Silifke’nin başka bir ruhu var. Erdemli başka türlü çalışıyor. Mut’u, Gülnar’ı, Çamlıyayla’yı da işin içine kattığınızda ortaya tek bir şehir değil, birbirine komşu birçok şehir çıkıyor. Özellikle Anamur’a gittiğinizde Antalya taraflarında bir yere gelmişsiniz hissine kapılmanız son derece normal.

Mersin’e yerleşenlerin çok kısa sürede öğrendiği ikinci gerçek ise Türkiye’nin geri kalanıyla aynı mevsimi yaşamadığımızdır. Ülkenin büyük bölümü kışın karla uğraşırken Mersin sinekle uğraşır. Daha doğrusu uğraşmaya çalışır. Şehrin yıllardır çözülemeyen hijyen ve sinek problemi vardır. Yaz aylarında açık bırakılan bir pencerenin ne kadar stratejik bir karar olduğunu kısa sürede öğrenirsiniz.

Karayoluyla geliyorsanız daha şehre tam girmeden Mersin’in farklı bir yer olduğunu anlamaya başlarsınız. Otobandan çıkıp Adana-Mersin yoluna indiğiniz anda birçok kişi kendisini roller coastera binmiş gibi hisseder. Yol yüzeyindeki değişimler o kadar belirgindir ki yıllardır Mersin’de bunun sürücülerin uykusunu açmak amacıyla bilinçli olarak yapıldığı yönünde dolaşan bir şehir efsanesi vardır. Doğru mudur bilmiyorum ama ilk kez gelenlerin büyük bölümü bu teoriye birkaç kilometre sonra inanmayı tercih ediyor.

Mersin’in asfaltla ilişkisi zaten başlı başına akademik çalışma konusu olabilir. Asfaltın üstünü traşlamanın hız düşürdüğüne inanıldığı yönünde güçlü işaretler bulunuyor. Bazen öyle yollardan geçiyorsunuz ki aracınızın amortisörleriyle aranızdaki ilişki güçleniyor.

Şehir uzun yıllardır küçük İstanbul olmaya çalışıyor. Ne var ki bunu temizlikte, şehir planlamasında veya kültür yatırımlarında değil, daha çok site isimlerinde ve trafikte yapmaya çalışıyor gibi görünüyor. İstanbul’da gördüğünüz birçok konut projesinin isimlendirme anlayışını burada da bulabilirsiniz. Trafik tarafı ise çok daha yaratıcıdır. İki şeritli yolda üçüncü şerit açmak bazı sürücüler için fizik kurallarına meydan okumak değil günlük hayatın doğal bir parçasıdır. Buna itiraz edenler ise çoğu zaman kendilerini istemedikleri bir tartışmanın içinde bulabilir.

Bir de Mersin’in meşhur göbekleri vardır. Şehre dışarıdan gelenlerin anlamakta zorlandığı ama Mersinlilerin son derece doğal karşıladığı bir kavşak kültürü bulunur. Üstelik bunun dünyanın gelişmiş şehirlerinde de uygulandığına dair güçlü bir inanç vardır. Bu şehirlerden birinin New York olduğu sık sık söylenir. New York’un bu durumdan haberi var mıdır bilmiyorum ama Mersinliler bu konuda oldukça kararlıdır.

Şehre hava veya kara yoluyla geliyorsanız Adana sınırlarından itibaren hız göstergenizle daha yakın bir ilişki kurmanızda fayda var. Bölgedeki radar uygulamaları sürücüler arasında yıllardır konuşulan konuların başında geliyor. Hız limitlerine uymak zaten doğru olanı ancak bölgeyi ilk kez ziyaret edenlerin bu konuda biraz daha dikkatli davranmasında yarar var.

Mersin’de beni en çok şaşırtan konulardan biri ise hava kalitesi oldu. Deniz kenarında, sürekli rüzgâr alan bir şehirden söz ediyoruz. Buna rağmen bazı dönemlerde hava kalitesi verilerine baktığınızda karşınıza çıkan tablo beklediğiniz kadar parlak olmuyor. Bunun nedeninin liman mı, sanayi mi, trafik mi yoksa başka bir şey mi olduğunu yıllardır anlamaya çalışıyorum. Şimdilik kesin bir cevabım yok.

Mersin’in bir başka tutkusu ise havuzlar. Şehirdeki sitelerin sahip olduğu havuz sayısı öyle bir noktaya ulaşmış durumda ki bazen Akdeniz’i mi yoksa sitelerin havuzlarını mı daha çok gördüğünüzden emin olamıyorsunuz. Nem konusunda zaten dünya ile yarışan bir şehir için bunun gerekli olup olmadığı ise ayrı bir tartışma konusu.

Sanılanın aksine Türkiye’nin en büyük deniz kıyısına sahip ili de Mersin değil. Bu konuda ikinci sırada yer alıyor. Eğer yıllardır zaman zaman gündeme gelen Tarsus’un il olması senaryosu gerçekleşirse bu tablo daha da değişebilir.

Çukurova Uluslararası Havalimanı ise başlı başına ilginç bir hikâye. Bölge için son derece önemli bir yatırım olmasına rağmen hâlâ tam olarak kime ait olduğu konusunda ortak bir duygu oluşmuş değil. Adında Çukurova yazıyor ama birçok kişi onu Adana’nın havalimanı olarak görüyor. Mersin’de bulunuyor ama Mersin de tam anlamıyla sahiplenmiş görünmüyor. Üstelik açıldığı gün yetersiz görünen otopark bugün daha da yetersiz durumda. Bölgesel bir havalimanı için bu sorunun önümüzdeki yıllarda daha fazla konuşulacağını tahmin etmek zor değil.

Yıllar önce ilk Mersin yazımı yazarken şehre gelmesi gerektiğini düşündüğüm bazı markalardan söz etmiştim. Kısa süre sonra Macrocenter’ın birden fazla mağaza ile Mersin’e giriş yaptığını gördük. Migros yönetimini bu konuda ayrıca kutlamak gerekiyor. Çünkü birçok kurumun görmediği potansiyeli görmüş oldular. Benzer şekilde Uber’in kullanılabilir hale gelmesi de şehir içi ulaşım kalitesine ciddi katkı sağladı. Buna rağmen IKEA ve H&M gibi markaların hâlâ Mersin’de bulunmaması bana göre ilginçliğini koruyor.

Mersin Marina ise yıllar içinde Türkiye’deki birçok marinadan farklı bir yola gitti. Bugün baktığınızda bir marinadan çok açık hava alışveriş merkezi görünümünde. Ziyaretçiler açısından son derece keyifli bir deneyim sunduğu kesin. Teknemi bağlamak için ilk tercihim olur mu sorusunun cevabını ise başka bir yazıya bırakalım. Marina dışında Palm City ve Sayapark da şehrin sosyal hayatının önemli merkezleri arasında yer alıyor.

Bütün eleştirilerime rağmen Mersin’in önemli bir avantajı var. Kendini çok iyi anlatamıyor ama büyümeye devam ediyor. Limanı büyüyor, ticareti büyüyor, tarımı büyüyor, nüfusu büyüyor. Bazı markalar bunu erkenden fark ediyor, bazıları ise yıllar sonra fark ediyor.

Mersin’e gelecek olanlara tavsiyem şu olur: Şehri ilk gün anlamaya çalışmayın. Çünkü Mersin kendini ilk bakışta anlatan şehirlerden biri değil. Bir süre sonra bazı şeylerine kızmaya başlıyorsunuz. Daha sonra o kızdığınız şeylerin bir kısmına alışıyorsunuz. En sonunda da kendinizi başkalarına Mersin’i anlatırken buluyorsunuz.

İşte o noktada Mersin sizi de yakalamış oluyor.