Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,0171
Dolar
Arrow
47,3826
İngiliz Sterlini
Arrow
62,7668
Altın
Arrow
6163,1174
BIST
Arrow
10.729

On yıldır söylediğim uzay teknolojileri yarışı artık başladı

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Yaklaşık on yıldır katıldığım konferanslarda, televizyon programlarında ve köşe yazılarımda aynı şeyi söylüyorum: Dünyanın yeni büyük yarışı uzay teknolojileri olacak. Hatta yıllar önce Mersin’de KOSGEB Başkanı ile yaptığımız bir görüşmede konu uzay teknolojilerine gelmiş, bu alandaki destekleri sormuştum. Gülerek, “Onu orada dursun diye yazdık.” cevabını vermişti. O gün bu söz bana sadece bir bürokratik yaklaşımı değil, Türkiye’nin geleceğe nasıl baktığını da göstermişti. Oysa bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki “orada dursun” denilen başlık, dünyanın en büyük ekonomik yarışlarından birine dönüşmüş durumda.

Artık uzaydan söz ederken yalnızca astronotlardan, Ay görevlerinden ya da Mars hayallerinden bahsetmiyoruz. Uzay, dünya ekonomisinin yeni altyapısı haline geliyor. GPS sistemleri, hava tahminleri, küresel haberleşme, internet altyapısı ve askeri sistemler zaten yıllardır uzaya bağımlı çalışıyordu. Şimdi ise bunun çok daha ötesine geçiyoruz. Dünya ekonomisinin üretim, enerji, veri ve iletişim altyapısı yavaş yavaş uzaya taşınmaya hazırlanıyor.

Bu değişimin en önemli nedeni, fırlatma maliyetlerinde yaşanan olağanüstü düşüş. Yeniden kullanılabilir roket teknolojileri sayesinde birkaç yıl öncesine kadar hayal bile edilemeyen maliyetler artık gerçek oldu. Uzaya yük göndermek yaklaşık yüzde 90 daha ucuz hale geldi. Bu tek başına bütün ekonomik denklemi değiştirdi. Çünkü daha önce sadece bilim kurgu gibi görünen birçok iş modeli artık ekonomik olarak anlamlı hale geliyor.

Örneğin bugün yapay zekânın en kritik bileşenlerinden biri olan yarı iletkenlerin üretiminde yer çekimsiz ortam çok daha yüksek saflık sağlayabiliyor. Aynı şekilde yapay zekâ veri merkezlerinin en büyük maliyet kalemleri olan enerji tüketimi ve soğutma, uzayda çok farklı avantajlara sahip olabilir. Atmosferin bulunmaması, güneş enerjisinden çok daha verimli yararlanılması ve doğal soğutma imkanları, bugün teknoloji şirketlerinin milyarlarca dolar harcadığı darboğazları önemli ölçüde azaltabilir. Henüz bu noktaya ulaşmış değiliz. Ancak artık bunun bilim kurgu değil, üzerinde çalışılan gerçek mühendislik projeleri olduğunu görüyoruz.

İşin ekonomik boyutu ise çok daha dikkat çekici. McKinsey’e göre küresel uzay ekonomisinin büyüklüğü 2035 yılında yaklaşık 1,8 trilyon dolara ulaşabilir. Morgan Stanley de 2040 yılına kadar uzay ekonomisinin 1 trilyon doların üzerinde bir hacme ulaşacağını öngörüyor. Tahminler farklı olabilir ama hepsi aynı noktayı gösteriyor: Önümüzde devasa bir ekonomik dönüşüm var.

Bu yarışın merkezinde ise yalnızca roket üreticileri bulunmuyor. Uydu üreticileri, haberleşme şirketleri, uzay robotları geliştiren firmalar, enerji sistemleri, güneş panelleri, uzayda üretim teknolojileri, veri analizi, yapay zekâ ve hatta tarım bile bu ekosistemin bir parçası haline geliyor. Dünyanın henüz mobil iletişim ulaşmayan büyük bölümü, internet erişimi olmayan milyarlarca insan, otonom araçlar, insansız sistemler ve robotik teknolojiler uzay tabanlı iletişim sayesinde tamamen farklı bir döneme girebilir.

Bu nedenle artık mesele “uzaya roket göndermek” değildir. Asıl mesele, dünya ekonomisinin yeni altyapısını kimin kuracağıdır.

Bunu en iyi gören ülkelerin başında Amerika geliyor. Beyaz Saray’ın yayımladığı uzay stratejisi belgeleri artık yalnızca bilimsel hedeflerden değil, doğrudan ekonomik ve jeopolitik üstünlükten söz ediyor. 2028’e kadar Ay’da kalıcı Amerikan varlığı oluşturulması, 2030’a kadar Ay yüzeyinde nükleer reaktör kurulması hedefleri konuşuluyor. Bunun yanında Amerikan uzay sektörüne milyarlarca dolarlık yeni yatırımlar planlanıyor. Çünkü artık mesele yalnızca Ay’a gitmek değil; Ay’da kalmak, üretmek ve ekonomik üstünlüğü ele geçirmek.

Çin ile Amerika arasındaki rekabet de artık yalnızca yapay zekâ veya yarı iletkenler üzerinden yürümüyor. Uzay bu mücadelenin yeni cephesi haline geliyor. Kim önce yerleşirse, kim önce altyapıyı kurarsa, gelecek nesillerin ekonomik üstünlüğünü de büyük ölçüde o belirleyecek. Tarih boyunca deniz yollarında, sanayi devriminde, petrolde, internette ve yapay zekâda gördüğümüz kural değişmedi. İlk gelenler oyunun kurallarını yazdı.

Ne yazık ki Türkiye bu yarışta yine geriden geliyor.

Biz hâlâ uzay denildiğinde yalnızca roket fırlatmayı konuşuyoruz. Oysa uzay ekonomisi; yazılımdan elektroniğe, yapay zekâdan malzeme bilimine, robotikten enerji teknolojilerine kadar yüzlerce farklı sektörü aynı anda büyütecek yeni bir sanayi devrimidir. Bugün atılmayan her adım, yarın sadece teknoloji değil ekonomik bağımsızlık açısından da çok ağır bedeller doğuracaktır.

Yıllardır aynı uyarıyı yapıyorum. Artık uzay teknolojileri bir prestij meselesi değil, doğrudan kalkınma politikasıdır. Türkiye’nin bu alanda girişimleri hızlandırması, özel sektörü teşvik etmesi, yatırım fonlarını oluşturması, üniversiteleri bu hedef doğrultusunda yeniden yapılandırması ve gerekli hukuki altyapıyı gecikmeden hazırlaması gerekiyor.

Hatta bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olsaydım, öncelikli gündem maddelerimden biri uzay ekonomisine ilişkin girişimcilik ve yatırım kanunlarını hazırlamak olurdu. Çünkü artık kaybedecek zamanımız kalmadı. On yıl önce söylediğim yarış bugün resmen başladı. Biz ise hâlâ tribünden izliyoruz. Dünyanın yeni serveti uzayda oluşurken, Türkiye’nin bu yarışa seyirci kalma lüksü yok.