Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
37,3497
Dolar
Arrow
43,7574
İngiliz Sterlini
Arrow
55,5755
Altın
Arrow
7051,1349
BIST
Arrow
10.729

Sam Altman, çok kadın hiç kadındır oğlum, yalnızlıktır sonu

Yapay zekâ tartışması uzun süre “ne kadar akıllı” olduğu üzerinden yürüdü. Son haftalarda ise daha kritik bir soruya evrildi: Yapay zekâ nereye yerleşiyor, hangi katmanda çalışıyor ve hangi işi devralıyor? Gündemdeki gelişmeler bu soruya artık daha net cevaplar veriyor.

TARAYICI KATMANI: DOĞRU YER, DOĞRU HAMLE 

Google, Chrome tarayıcısına agentic AI yetenekleri ekleyerek yapay zekâyı yalnızca öneri veren bir yardımcı olmaktan çıkarıp, kullanıcı adına doğrudan iş yapan bir aktöre dönüştürüyor. Bilet alma, form doldurma, çok adımlı web işlemlerini tamamlama gibi görevler artık tarayıcı seviyesinde mümkün hale geliyor.

Bu hamle, Google’ın son dönemde yaptığı en doğru yapay zekâ yerleştirmesi. Çünkü bu işin gideceği yer başından beri belliydi. Yapay zekâ uygulamaların içinde değil, tarayıcılar üzerinden akacak. Tarayıcı zaten internetin fiilî işletim sistemi. Google nihayet bunu kabul edip buna göre davranıyor.

Bu noktada Perplexity’yi ayrı bir yere koymak gerekiyor. Sessiz, iddiasız ama son derece doğru bir hatta ilerliyor. Tarayıcıyı düşünen, karar veren ve bağlam kuran bir katman olarak ele alıyor. Asıl yarış burada.

Apple tarafında ise tablo pek iç açıcı değil. Yapay zekâ konusunda inanılmaz geride kaldı. Şu saatten sonra her alana aynı anda yetişmeye çalışıyor ama henüz hiçbirinde somut bir başarı üretmiş değil. ChatGPT entegrasyonunu bile Siri üzerinden dolandırarak sunmak, dünyanın en garip yapay zekâ kullanımlarından biri olarak kayda geçti. Tim Cook’un bu oyunda günlerini tamamladığını düşünmek zor değil. Bana sorarsanız, bu durum çoktan gerçekleşmişti.

PROAKTİF AL: GÜÇLÜ, HIZLI VE TEHLİKELİ 

Moltbot gibi proaktif yapay zekâ sistemleri, klasik “sor–cevap” modelini terk edip inisiyatif alan bir yapıya geçiyor. Bu sistemler kullanıcıdan komut beklemiyor; kendi kendine mail atıyor, rezervasyon yapıyor, görevleri organize ediyor.

Bu tür yapıların büyüme hızı dikkat çekici. Perşembe günü haberini aldığımız bir girişimin, pazartesi günü kendi sosyal medya varlıklarını oluşturması, alanın ne kadar agresif ilerlediğini gösteriyor.

Ancak burada iki ciddi güvenlik problemi var. Birincisi çok net: Bir bilgisayarı yapay zekâya emanet ediyorsunuz. O bilgisayarın içinde bütün bilgileriniz, birikimleriniz ve dijital hayatınız var. İkinci problem daha da kritik. İnternet üzerinden birilerinin bu sisteme erişmesi ve daha kötüsü, bilgisayarı kontrol eden yapay zekânın ele geçirilmesi ihtimali. Bu riskler çözülmeden, bu tür sistemlerin yaygınlaşması ciddi sonuçlar doğurabilir.

OPENAL, PRİSM VE ''HER YERDE OLMA'' HASTALIĞI

OpenAI’nin son hamlelerinden biri, bilim insanlarına yönelik özel bir çalışma alanı olan Prism. Amaç net: Akademik makale yazımı, ortak çalışma ve bilimsel üretim için dikey bir yapay zekâ ürünü sunmak.

Prism, OpenAI açısından önemli çünkü ilk kez “herkese her şey” yaklaşımından çıkıldığını gösteriyor. En azından kâğıt üzerinde. Ancak aynı anda şunu da ortaya koyuyor: OpenAI, aynı anda her alanda lider olmaya çalışıyor.

Neredeyse her hafta yeni bir ürün, yeni bir model, yeni bir kırılım duyuruluyor. Akademi, yazılım, video, ses, ajanlar, donanım… Liste uzayıp gidiyor. Burada ister istemez Teoman’ın şarkısındaki o cümle akla geliyor: “Çok kadın hiç kadındır oğlum, yalnızlıktır sonu.” Sam Altman bu şarkıyı duymamış olabilir.

Prism özelinde sorun şu: Akademi hız değil, derinlik ister. Yapay zekânın metni yazması değil, düşünceyi bozmadan desteklemesi beklenir. OpenAI’nin her yere aynı anda yetişme çabası, Prism gibi ürünlerin de odaksız kalma riskini büyütüyor. Çok şey yapılıyor ama hangisi gerçekten merkezde, henüz belli değil.

MİCROSOFT: BÜYÜK HEDEFLER, SINIRLI SONUÇLAR

Microsoft’un yapay zekâ donanımı ve altyapı yatırımları, özellikle inference tarafında yaptığı hamleler kâğıt üzerinde anlamlı görünüyor. Ancak işin içinde Microsoft olunca doğal bir temkin oluşuyor.

Mesele kötü niyet değil. Asıl problem, Microsoft’un çoğu zaman hedeflediği başarılara ulaşamaması. Strateji doğru olabilir ama uygulama ve etki tarafı sıklıkla beklentinin altında kalıyor. Bu nedenle her yeni Microsoft hamlesine biraz endişeyle yaklaşmak anlaşılır.

BİLİM HIZLANIYOR, AMA LÜTFEN ASTROLOJİ DEĞİL

Geçtiğimiz hafta özellikle sağlık alanında çok büyük yapay zekâ gelişmeleri yaşandı. Aynı ivme astronomi tarafında da net biçimde görülüyor. Hubble Uzay Teleskobu’nun onlarca yıla yayılan arşiv verileri, yapay zekâ ile yeniden tarandı ve daha önce fark edilmemiş binlerce gök cismi ortaya çıkarıldı. Yeni teleskop yapmadan, yalnızca mevcut veriyi yeniden okuyarak yapılan bu keşif, yapay zekânın bilimdeki gerçek rolünü gösteriyor.

Burada yapay zekâ teori kurmuyor, kehanette bulunmuyor. Sadece insanın yetişemediği büyüklükteki veri yığınlarını anlamlandırıyor. Astronomi bu nedenle yapay zekâdan en çok fayda gören alanlardan biri. Astroloji ise herhangi bir bilime denk gelmiyor. Bu ayrımı hâlâ yapmak zorunda kalıyor olmamız bile başlı başına düşündürücü.

DİJİTAL İKİZLER: BİR SONRAKİ EŞİK 

NVIDIA’nın Earth-2 platformunu geliştirmesinin nedeni, hava durumu göstermekten çok daha fazlası. Earth-2, gezegenin dijital bir kopyasını oluşturmayı, yani iklimi, atmosferi ve fiziksel süreçleri yapay zekâ ile simüle etmeyi hedefliyor. Amaç daha hızlı, daha ucuz ve daha yüksek çözünürlüklü tahminler üretmek.

Bu yaklaşım, dijital ikiz kavramını yeniden gündeme taşıyor. Şehirlerin, altyapıların ve iklim sistemlerinin dijital kopyaları derken, çok yakında bireysel dijital ikizlerimizi konuşmaya başlayacağız. Bu yalnızca teknik bir gelişme değil; kimlik, sorumluluk ve temsil kavramlarını da zorlayacak bir eşik.

YOUTUBE VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM ÇELİŞKİSİ 

YouTube, büyük ölçekli yapay zekâ içerik çiftliklerine karşı sert bir temizlik başlattı. Milyarlarca izlenmeye ulaşmış, milyonlarca abonesi olan kanallar kapatıldı. Gerekçe net: Değer üretmeyen, otomatik ve spam içerikler.

Ancak burada ciddi bir çelişki var. YouTube’un sahibi olan Google, yıllar önce arama motorlarında Yahoo’yu otomasyon ve dijital dönüşüm sayesinde geçmiş bir şirket. Bugün YouTube tarafında, yine dijital dönüşümle ortaya çıkan bir üretim biçimine karşı sert bir direnç gösteriliyor.

YouTube yıllardır içerik üreticilerini daha fazla üretmeye, daha hızlı üretmeye kamçılayan bir platformdu. Şimdi ise kendisine en fazla içerik getirebilecek alanlardan birini kısıyor. Eğer bir içerik izleniyorsa, platformun o içeriğe itiraz etmemesi gerekir.

Asıl sorun, uzun kuyruğun kontrolsüz biçimde şişmesi. YouTube’un CEO’su olsam, blockbuster içeriklere dokunmam. Çok az izlenen long tail içerikleri temizlerim. Kuyruğu kısaltırım, gövdeyi değil.