Tüm zamanların en büyük yazarlarından biri kabul edilen Lev Nikolayeviç Tolstoy, 28 Ağustos 1828'de Moskova'nın yaklaşık 200 kilometre güneyindeki Yasnaya Polyana'da dünyaya geldi. Soylu bir ailenin çocuğuydu. Annesi Prenses Mariya Volkonskaya, Tolstoy henüz iki yaşındayken yaşamını yitirdi. Babası, 1812 Napolyon Savaşı'na katılmış emekli yarbay Kont Nikolay Tolstoy ise yedi yıl sonra öldü. Beş çocuğun dördüncüsü olan Tolstoy, dokuz yaşında hem annesini hem babasını kaybetmiş bir yetim olarak iki teyzesinin himayesinde büyüdü.
Çocukluğundan itibaren öğrenmeye karşı bitmek bilmeyen bir meraka sahipti. Resmî eğitimde parlak bir öğrenci değildi; fakat bunun nedeni başarısızlığı değil, okul disiplininden çok kendi kendini yetiştirmeyi tercih etmesiydi. Zaten aristokrat bir aileye mensuptu. Kendisine yaklaşık 2.180 hektarlık arazi ve yüzlerce serf miras kalmıştı.
Günlükleri, çocukluk yıllarında onu etkileyen eserleri de ortaya koyar. Kutsal Kitap'taki Yusuf kıssası, Binbir Gece Masalları, Rus destanları ve Puşkin'in şiirleri zihninde derin izler bırakmıştır. Rus edebiyatında "peygamber" sıfatıyla anılan üç büyük isimden biri de Tolstoy'dur; diğer ikisi Puşkin ve Dostoyevski'dir.
Gençlik yıllarında Jean-Jacques Rousseau'nun ateşli bir takipçisi oldu. Dickens, Sterne ve Schiller hayranlık duyduğu Batılı yazarlar arasındaydı. Kendi ülkesinde ise Puşkin, Gogol ve Turgenyev'in etkisini taşıdı. İncil'in özellikle Aziz Matta bölümündeki Dağdaki Vaaz, onun ahlak anlayışını belirleyen metinlerden biri hâline geldi.
Avrupa seyahatlerinde Victor Hugo ile tanıştı ve Sefiller romanına büyük hayranlık duydu. Brüksel'de ise anarşist düşünür Pierre-Joseph Proudhon ile görüştü. Bu karşılaşma, devlet ve mülkiyet konusundaki eleştirilerinin daha da derinleşmesinde etkili oldu.
Ancak Tolstoy’u yalnızca büyük bir romancı olarak okumak eksik kalır. Onun asıl büyüklüğü, düşünceleriyle yaşamı arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmaya çalışmasındadı.
Devleti doğası gereği şiddet üreten bir mekanizma olarak görüyordu. Özellikle Kırım Savaşı'nda yaşadığı deneyimler onu kesin bir pasifiste dönüştürdü. İlerleyen yıllarda özel mülkiyeti sorgulamaya başladı; bunu yalnızca teorik olarak değil, yaşam pratiğinde de gösterdi. Aristokrat kıyafetlerini çıkarıp köylüler gibi giyindi, tarlalarda çalıştı ve çocuklar için on üç okul açtı. İlginçtir ki kendisinin de on üç çocuğu vardı.
Tolstoy'un düşünceleri yalnızca Rusya'yı değil, bütün dünyayı etkiledi. Mahatma Gandhi ile mektuplaştı; Gandhi'nin şiddetsizlik anlayışının şekillenmesinde Tolstoy'un büyük payı oldu. Daha sonra Martin Luther King Jr. da aynı düşünce geleneğinden beslenecekti.
Çarlık yönetimi ve Rus Ortodoks Kilisesi ise bu fikirlerden rahatsızdı. Özellikle Diriliş romanının yayımlanmasının ardından 1901 yılında Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edildi. Fakat bu karar, onun ahlaki otoritesini azaltmadı; aksine güçlendirdi.
Tolstoy ile birlikte anılan isimlerden biri de Lenin'dir. Lenin, "Lev Tolstoy, Rus Devriminin Aynası" başlıklı makalesinde onun eserlerinin Çarlık Rusyası'nın çelişkilerini olağanüstü bir berraklıkla yansıttığını söyler. Tolstoy devrimci değildi; ancak çürüyen toplumsal düzeni teşhis etmedeki başarısı, Lenin'in dikkatini çekmişti.
Bununla birlikte Tolstoy da sosyalistlerin ve komünistlerin hedeflediği yoksullukla mücadele, gelir adaletsizliği ve mülkiyet eleştirisi gibi konulardan derinlemesine etkilenmiş ve benzer insani dertleri paylaşmıştır. Öte yandan günlüklerinde sosyalizme ve sosyalistlere dair notlar düşmüş, konu ile ilgili eleştirilerini açıklıkla ifade etmişti. Tolstoy, sosyalizmin, emekçilerin yaşadığı sömürüyü doğru tespit ettiğini; fakat çözümü yanlış yerde aradığını savunur. Ona göre sosyalistler, insanın ahlaki dönüşümünü ihmal ederek yalnızca ekonomik düzeni değiştirmeye çalışmaktadır.
Tolstoy şöyle yazar:
İnsanların sosyalizm anlayışındaki temel hata, sermayenin sömürüsüne karşı mücadele ile gelecekte kurulacağı varsayılan sosyalist toplumu birbirine karıştırmalarıdır. Birincisi doğal ve yararlıdır; ikincisi ise imkânsız bir hayaldir.
Yine sosyalistlerin üretimi artırarak herkesin refaha ulaşacağı düşüncesini de eleştirir. Sorunun üretim yetersizliği değil, zenginliğin sınırsız tüketim arzusuyla birleşmesi olduğunu söyler. Ona göre zenginlik arttıkça adalet kendiliğinden ortaya çıkmaz; tam tersine iktidarı elinde tutanların gücü daha da büyür.
Bu durumu çarpıcı bir benzetmeyle açıklar:
"Sürekli odun atılan fakat kapağı açık bırakılmış bir soba nasıl evi ısıtamazsa, yalnızca üretimi artırmak da insanlığı kurtaramaz."
Tolstoy, rekabet yerine kooperatif ve dayanışma temelli ekonomik modelleri önemser. Buna rağmen nihai çözümün ekonomik değil, ahlaki olduğuna inanır. Asıl mesele, insanın sınırsız tüketme arzusunu dizginlemesidir.
Onun gözünde toplumsal dönüşümün temeli üretim ilişkilerinden önce insan vicdanıdır.
Bu nedenle şöyle der:
"Tek çözüm, insanlara gerçek iyiliğin zenginlik olmadığını göstermektir."
Tolstoy'un Hristiyanlık yorumu da burada belirleyici olur. Ona göre İsa'nın öğrettiği sevgi, fedakârlık ve başkası için yaşama ilkesi gerçekleşmeden adil bir toplum kurulamaz. Günlüklerinde şu cümleyi kurar:
Adalet ve gerçek eşitlik ancak insanın kendisinden vazgeçmesi ve yaşamının anlamını başkalarına hizmet etmekte bulmasıyla mümkündür.
Geldiğimiz noktada, şu soruyu sorarak yazımızı noktalayalım: Tolstoy’dan bize ne kaldı?
Tolstoy seksen iki yıllık ömrüne yalnızca Savaş ve Barış, Anna Karenina gibi ölümsüz eserleri değil, insanlığın vicdanına yöneltilmiş büyük soruları da sığdırdı. Servetini köylülere dağıtmaya çalışması, mülkiyeti reddetmesi ve sade bir hayatı seçmesi, yazdıklarıyla yaşadıkları arasındaki uçurumu kapatma çabasının en somut örneğiydi. Bu tercihleri ailesiyle arasının açılmasına neden oldu.
Hayatının son günlerinde evini terk ederek sessiz bir yolculuğa çıktı. Fakat bedeni artık bu yolculuğu tamamlayacak güçte değildi. 20 Kasım 1910'da Astapovo Tren İstasyonu'nda, istasyon şefinin evinde hayata gözlerini yumdu.
O, arkasında yalnızca büyük romanlar bırakmadı.
Devleti, mülkiyeti, dini, şiddeti, vicdanı ve insanın hakikat arayışını yeniden düşünmeye çağıran büyük bir miras bıraktı.
Belki de Tolstoy'u ölümsüz yapan şey, yalnızca güçlü kalemi değildi.
Yazdığı hayatı yaşamaya cesaret etmiş olmasıydı.
Çok Okunanlar
CHP etkinliğine 'cast ajansı' soruşturması
YENİ Parti’den Uçum’a yanıt
İran Savaşı gölgesinde ABD donanmasının füze sorunu
YENİ Parti'de '10 vekil istifa edecek' iddiası
Adana'da üç kişiyi öldüren zanlı cezaevine gönderildi
Filenin Sultanları 2026 FIVB Milletler Ligi şampiyonu!
CHP'deki figüran tartışmasında bomba iddia!
CHP'ye oy veren seçmenlerle yapılan anketten Kılıçdaroğlu'na soğuk duş
TBMM'deki oturma planı ve komisyonlara YENİ Parti etkisi
Orman yasağını delen piknikçilere milyonluk ceza!