Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,9213
Dolar
Arrow
47,5695
İngiliz Sterlini
Arrow
64,0320
Altın
Arrow
6458,7878
BIST
Arrow
13.721

Müstehcenlik suçu nedir, ne değildir?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Müstehcenlik, günlük hayatta oldukça kolay kullanılan fakat hukuk açısından sınırlarını belirlemenin o kadar da kolay olmadığı kavramlardan biri. Bir görüntünün, sözün ya da davranışın kişide rahatsızlık yaratması onun hukuken müstehcen olduğu anlamına gelir mi? Ya da toplumun önemli bir bölümünün ahlaka aykırı gördüğü bir davranış, yalnızca bu nedenle ceza hukukunun konusu haline gelebilir mi?

Bu soruların cevabı, yalnızca Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesine bakılarak verilemez. Çünkü müstehcenlik suçu, bir tarafta çocukların ve toplumun korunması gibi önemli amaçları barındırırken diğer tarafta ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü, özel hayat ve ceza hukukunun sınırlarıyla doğrudan ilişki içerisindedir.

Müstehcenlik suçu nedir?

Türk Ceza Kanunu'nda müstehcenlik, “Genel Ahlaka Karşı Suçlar” başlığı altında 226. maddede düzenlenmiştir. Kanun, müstehcenliğin doğrudan bir tanımını vermek yerine hangi davranışların cezalandırılacağını tek tek sayma yoluna gitmiştir.

Maddenin ilk fıkrasında çocuklara müstehcen görüntü, yazı veya söz içeren ürünlerin verilmesi, bu içeriklerin çocukların görebileceği yerlerde veya alenen gösterilmesi, satışa veya kiraya sunulması, dağıtılması ve reklamının yapılması suç olarak düzenlenmiştir. İkinci fıkrada ise müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması veya yayımlanmasına aracılık edilmesi ayrıca cezalandırılmıştır.

Kanunun sonraki fıkralarında ise çocukların, temsili çocuk görüntülerinin veya çocuk gibi görünen kişilerin müstehcen içeriklerin üretiminde kullanılması, bu tür ürünlerin ülkeye sokulması, çoğaltılması, satılması, bulundurulması ve başkalarının kullanımına sunulması gibi daha ağır eylemler düzenlenmiştir. Şiddet içeren, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya kanunun “doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar” şeklinde ifade ettiği içerikler de ayrıca düzenlenmiştir.

Dolayısıyla müstehcenlik suçu tek bir davranıştan oluşan basit bir suç tipi değildir. Kanunun farklı fıkralarında farklı hareketler ve farklı koruma alanları bulunmaktadır.

Suçun unsurları nelerdir?

Müstehcenlik suçunun temelinde öncelikle kanunda belirtilen maddi hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi gerekir. Bir başka ifadeyle yalnızca bir içeriğin cinsel nitelik taşıması yeterli değildir. İçeriğin niteliğinin yanında failin bu içerikle ne yaptığı da önem taşır.

Örneğin bir müstehcen içeriğin çocuklara verilmesi ile yetişkinlerin erişimine sunulması aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir. Bir içeriğin alenen gösterilmesi, satılması, dağıtılması veya reklamının yapılması da birbirinden farklı hareketlerdir.

Bu nedenle suçun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken önce somut olayın TCK m. 226'nın hangi fıkrası kapsamında ele alınabileceği belirlenmelidir.

Burada özellikle önemli bir nokta daha vardır. TCK m. 226 bakımından “müstehcenlik” değerlendirmesi her olayda aynı şekilde yapılamaz. İçeriğin niteliği, sunuluş biçimi, muhatap kitlesi, çocukların erişiminin mümkün olup olmadığı, eylemin aleni olup olmadığı ve somut olayın diğer koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Peki müstehcenlik suçunun oluşması için ne gerekir?

En temel noktayı burada ortaya koymak gerekiyor: Her cinsel içerik müstehcenlik suçunu oluşturmaz. Ceza hukukunda bir eylemin suç sayılabilmesi için kanunda düzenlenen tipik hareketin gerçekleşmesi gerekir. Bu nedenle “Bu görüntü bana göre müstehcen” demek ile “Bu görüntünün paylaşılması TCK m. 226 kapsamında suç oluşturur” demek aynı şey değildir.

Örneğin yetişkin iki kişinin özel hayatları kapsamında gerçekleştirdikleri bir davranışın yalnızca cinsel nitelikte olması, tek başına müstehcenlik suçunun oluştuğu anlamına gelmez. Bunun yanında görüntünün veya içeriğin nasıl elde edildiği, kimlerle paylaşıldığı, kamuya açık hale gelip gelmediği ve çocukların erişimine sunulup sunulmadığı gibi meseleler de önem taşır. Özellikle internet çağında bu ayrım daha da önemli hale gelmiştir. Bir kişinin özel olarak sahip olduğu bir görüntü ile milyonlarca kişinin erişimine açtığı bir görüntü arasında hukuki açıdan ciddi bir fark vardır.

TCK m. 226'nın çocukların korunmasına yönelik hükümleri de bu noktada ayrıca değerlendirilmelidir. Kanun koyucunun çocuklara ulaşabilecek müstehcen içeriklere karşı çok daha ağır bir koruma mekanizması oluşturduğu görülmektedir. Aynı şekilde çocukların veya çocuk gibi görünen kişilerin müstehcen içeriklerin üretiminde kullanılması bakımından da çok daha ağır yaptırımlar öngörülmüştür.

Bir diğer önemli nokta ise TCK m. 226/7'de yer almaktadır. Kanun, bilimsel eserleri ve belirli şartlar altında sanatsal ve edebi değeri bulunan eserleri madde kapsamının dışında bırakmaktadır. Böylece ceza hukukunun bilim, sanat ve edebiyat alanına müdahalesinin sınırları da çizilmeye çalışılmıştır.

Ahlak göreceliyse ceza hukuku neyi koruyor?

Asıl tartışma da burada başlıyor.Müstehcenlik suçunun “Genel Ahlaka Karşı Suçlar” arasında düzenlenmiş olması, ister istemez ceza hukukunun ahlakla ilişkisini gündeme getiriyor. Fakat ahlak, herkes için aynı anlama gelen sabit bir kavram değil. Toplumdan topluma, dönemden döneme, hatta aynı toplum içerisindeki farklı gruplara göre değişir. Bir dönem aykırı kabul edilen bir davranışın yıllar sonra sıradanlaşması mümkün. Bir toplumda kabul gören başka bir toplumda ağır biçimde eleştirilebiliyor.

Ceza hukukunun görevi ise toplumdaki her ahlaki değerlendirmeyi yaptırıma bağlamak olamaz. Çünkü hukuk ile ahlak birbirleriyle bağdaşmak zorunda değildir. Ahlaken yanlış bulunan her davranışın suç haline getirilmesi, bireyin özgürlük alanını ciddi biçimde daraltır. Ceza hukuku, devletin en ağır müdahale araçlarından biridir. Bu nedenle hangi davranışların suç sayılacağı belirlenirken yalnızca toplumun bir bölümünün ahlaki kanaatleriyle hareket edilmesi, kanunilik ve belirlilik ilkeleri açısından ciddi sorunlar doğuracaktır.

Burada “toplumun genel ahlakı” kavramının tamamen hukukun dışında bırakılması gerektiğini söylemek de doğru olmaz. Ceza hukukunun toplumun ortak yaşamını ve özellikle korunmaya muhtaç kişileri koruduğu alanlar vardır. Çocukların cinsel içeriklerden korunması bunun en açık örneğidir. Ancak sorun, ahlak kıstasının ceza hukukunun tek ölçütü haline gelmesiyle ortaya çıkar. Bir davranışın toplumun belirli bir kesiminde hoş karşılanmaması ile o davranışın başkasının hakkını ihlal etmesi arasında önemli bir fark vardır. Ceza hukukunun bu farkı gözetmesi gerekir. Bu nedenle müstehcenlik suçuna ilişkin tartışmanın merkezinde aslında yalnızca cinsellik bulunmuyor. Tartışmanın merkezinde devletin bireyin yaşamına ne kadar müdahale edebileceği sorusu da bulunuyor.

Bir fotoğraf, bir video, bir sosyal medya paylaşımı

Bu tartışma artık yalnızca kitap, dergi veya sinema üzerinden yürümüyor. Sosyal medya, YouTube ve diğer dijital platformlar müstehcenlik suçunu günlük hayatın çok daha görünür bir parçası haline getirdi. Bunun güncel bir örneği olarak bu hafta Bennu Gerede hakkında gündeme gelen soruşturma tartışmalarına bakılabilir. Gerede'nin katıldığı bir YouTube programında cinsel amaçlı bir ürünün gösterilmesi ve ürün hakkında yapılan konuşmalar sonrasında müstehcenlik suçlamasıyla adli süreç başlatıldığına ilişkin haberler yayımlandı.

Burada hukuken önemli olan, “Bennu Gerede'nin yaptığı suç mudur?” sorusuna peşinen cevap vermek değil. Asıl sorulması gereken, somut olayın TCK m. 226'da düzenlenen hangi hareketle örtüştüğüdür.

Bir kişinin cinsel nitelikte bir ürünü göstermesi tek başına yeterli midir? Ürünün kendisi mi “müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürün” olarak kabul edilmelidir? İçeriğin sunuluş biçimi, aleniyet ve izleyici kitlesi nasıl değerlendirilmelidir? Programın tamamı ve konuşmanın bağlamı suçun unsurlarını nasıl etkiler? Ürün ile ilgili reklam mı yapılıyor?

Bunlar cevaplanmadan yalnızca görüntünün toplumun bir kısmında tepki yaratması üzerinden suç sonucuna ulaşmak ceza hukukunun temel prensipleriyle bağdaşmaz.

Tam da bu nedenle müstehcenlik suçunda somut olay değerlendirmesi büyük önem taşır. Ceza hukuku, sosyal medyadaki birkaç saniyelik bir görüntüyü veya tek bir cümleyi bağlamından koparıp değerlendiremez. Eylemin tamamına, içeriğin niteliğine ve kanundaki tipik harekete bakmak zorundadır.

Ceza hukuku ahlak bekçiliği yapabilir mi?

Müstehcenlik suçunun en zor sorusu belki de budur. Devletin çocukları koruması, cinsel sömürüyle mücadele etmesi ve bireylerin cinsel dokunulmazlığını güvence altına alması konusunda güçlü bir hukuki gerekçe vardır. Fakat yetişkin bireylerin yaşam tarzlarına, tercihlerine veya ifade biçimlerine müdahale söz konusu olduğunda mesele farklı bir noktaya gelir.Ceza hukukunun sınırı burada çizilmelidir.Bir davranışın toplumda tepki yaratması, onun otomatik biçimde suç olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir içeriğin bazı insanlar tarafından ahlaka aykırı bulunması da tek başına ceza yaptırımını haklı çıkarmaz.

Müstehcenlik suçunun varlığı, bu nedenle önemli bir dengeyi zorunlu kılıyor. Bir tarafta toplumun ve özellikle çocukların korunması, diğer tarafta bireyin özgürlük alanı bulunuyor. Bu iki alan arasında kurulacak denge, yalnızca ahlaki değerlendirmelerle değil, kanunilik, belirlilik, ölçülülük ve ifade özgürlüğü gibi hukuk devletinin temel ilkeleriyle kurulmalıdır.

Sonuçta mesele yalnızca “ne müstehcendir?” sorusu değildir. Daha önemli soru şudur: Bir davranışı ahlaken yanlış bulduğumuz anda onu suç olarak da kabul etmeye başlarsak, ceza hukukunun sınırlarını nerede çizeceğiz?Ceza hukuku, toplumun ahlaki sınırlarını korumak adına kullanılabilecek sınırsız bir araç değildir. Ceza hukukunun sınırları kanunla çizilir. Bu sınırlar ise özellikle özgürlük alanına müdahale söz konusu olduğunda dar yorumlanmalıdır. Müstehcenlik suçuna ilişkin tartışmaların bugün yeniden önem kazanmasının nedeni de budur. Teknoloji değişiyor, toplum değişiyor, insanların cinselliğe ve mahremiyete bakışı değişiyor. Fakat ceza hukukunun temel ilkeleri değişmemeli. Çünkü bir toplumun neyi ayıp, neyi rahatsız edici veya neyi ahlaka aykırı bulduğundan daha önemli olan, hangi davranışın neden suç sayıldığının hukuk tarafından açıkça ortaya konulabilmesidir.

Av. Deniz Ali İlkem Demir